SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İlk imzayı karşı çıkan atar

Yazının Giriş Tarihi: 14.12.2014 11:01

1976 yılında 152 üyesi bulunan UNESCO'nun 1981'de 100 yaşına girecek olan Atatürk'ün doğum gününün aynı anda kutlanmasına ilişkin önerisine bazı ülke temsilcileri karşı çıkar.

Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneri gelir. Öneri paketindeki bir cümlede diyor ki;
-"Bugün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir."

Öneri nedir? Öneri, 152 üyesi bulunan UNESCO'nun üye ülkelerin tamamının Atatürk'ün 100. doğum gününü aynı anda kutlaması önerisidir.

Birden İsveç delegesinin ayağa kalkarak;

-"Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?" diye tepki gösterir.

Bunun üzerine Rus delegesi ayağa fırlayarak yumruğunu masaya vurur ve 152 ülke delegeleri önünde aynen şöyle söyler;

-"Genç delege arkadaşım! Hatırlatmak isterim ki! Atatürk öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız."

Sonra nemi olur?

UNESCO tarihinde ilk ve tek olarak 152 ülke bu metne imza atar. İsveç delegesi demişti ya;

-"Ne yani" diye.

O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;

-"Ben Atatürk'ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum."

Ve o Atatürk, paramparça olan Anadolu'da 'yurttaşlık' temelinde birleştirici/bütünleştirici çağdaş bir cumhuriyet yönetimi kurdu. Ve bugün birleştirici özelliği olan 'yurttaşlık' ilkesine acımasızca saldırmaya başladılar.

Şunu bütün yurttaşlarımız çok iyi bilmelidir ki, çağımız ne ırksal temelde ne de dinsel temelde bir devletin bütünlük içinde varlığını sürdüremeyeceğidir.

Tek güvence insan haklarına bağlı yurttaşlık bağı ile birbirine sorumlu olan insan toplulukları barış ve demokrasi içinde birliğini sürdürebileceklerdir.

Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkelerinde kargaşalığın ne büyük nedeni 'yurttaşlık' bağına bağlı 'hukukun üstünlüğü'nün olmamasındandır.

'Yurttaşlık bağı' bir din bağı gibi algılamak, demokrasiyi içselleştirmemek anlamına gelir. Ülke sınırları içinde dinsel bağı, ırksal bağı ne olursa olsun, yasalar karşısında eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasını içerir. İnsanlık tarihi bu hakkı gerçek anlamda kullanmak için verilen mücadele örnekleriyle doludur. 'Fransız İhtilalı' ve 10 Aralık 1948 Birleşmiş Milletler 'İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi' bu mücadelenin en somut ve üst örnekleridir.

Yurttaşlık bağı üzerinde oluşan 'anayasa' karşısına başka bir şeyi koyarsanız; ne ırksal ne de dinsel bağ anlamında toplumu bir arada tutma olanağı yoktur. Sistem ya ırkçılığa ya da dinsel yönetime yönelir. Irksal ve dinsel anlamda ülkeyi yönetmeye kalkanlar baskı ve zulümden başka bir şey üretmezler.

Atatürk yaptığı devrimlerle bütün ülkelere örnek oldu ve büyük saygınlık yarattı.
Ünlü Siyaset Sosyoloji Bilimcisi Maurice Duverger'in deyimi ile Mustafa Kemal Atatürk: 'Dünyanın en demokratik diktatörüdür. O halkına demokrasinin alt yapısını oluşturmak için bir dizi devrimler gerçekleştirmiştir.'

Ve bugünlerde Atatürk'ün devrimlerini içselleştiremeyenler ve karşı çıkanlar şöyle diyor: 'Yurttaşlık dini icat ettiler'

10 Aralık İnsan Hakları Evrensel Beyanamesi'nin 2. Maddesi diyor ki:

"Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, bu Bildirgede belirtilen bütün hak ve özgürlüklere sahiptir.
Ayrıca, bağımsız, vesayet altında ya da kendi kendini yönetemeyen ya da egemenliği başka yollardan sınırlanmış bir ülke olsun ya da olmasın, bir kişinin uyruğu olduğu ülke ya da memleketin siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım yapılamaz."

Yukarıdaki ilkeleri 'yurttaşlık bağı' dışında hangi ilke ile yaşama geçirecekler?

Yurttaşlık bağı yerine kendi inançsal ve ırksal ilkelerini toplumun önüne zorla dayatmak, toplumda çatışmayı teşvik etmek anlamına gelecektir.

twitter.com/yazicimuhsin