SON DAKİKA
Hava Durumu

Harese siyaseti ve Türkiye'nin çöküş sarmalı

Yazının Giriş Tarihi: 23.09.2026 01:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.09.2026 01:27

Siyaset, Türkiye’de uzun yıllardır bir hizmet yarışı olmaktan çıktı; kendi kendini tüketen, tükettikçe hırslanan ve en sonunda üzerine bastığı devlet yönetim anlayışını süreç içerisinde yok eden amansız bir "harese sarmalı"na dönüştü.

Bugün ülkeyi yöneten anlayış, çölde ağzını parçalayan dikeni büyük bir iştahla çiğneyen, ancak çiğnediği şeyin aslında kendi damarlarından akan sıcak kan olduğunu fark edemeyen o talihsiz devenin ta kendisidir. Güç zehirlenmesi, iktidar elitlerini öyle bir kör kuyuya sürüklemiştir ki; hukuk çiğnendikçe güçlendiklerini, adalet yok edildikçe sarsılmaz hale geldiklerini sanmaktadırlar. Oysa yuttukları her hak, çiğnedikleri her anayasa maddesi, kendi yasal oluşlarının sonunu getiren zehirli birer dikenden başka bir şey değildir.

Bu çürümenin ve iç hesaplaşmanın en somut belirtisi, bizzat 2002 sonrası düzenin kurucu kişisinin dudaklarından dökülmüştür. AK Parti’nin kurucu aklı, Meclis Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapmış olan Bülent Arınç’ın bir dönem "iyi polis" rolüyle yaptığı çıkışlar ve Ankara’yı çeyrek asır yöneten Melih Gökçek’e karşı söylediği "Ankara’yı parsel parsel FETÖ’cülere sattın" suçlaması, sıradan bir siyasi tartışma değildir. Bu itiraf, iktidarın kendi varlığı ve çıkara dayalı hırsları uğruna devletin kalbini, kozmik odalarını kimlere peşkeş çektiğinin, gücü elinde tutmak için nasıl tehlikeli ortaklıklar kurduğunun açık bir belgesidir.

Koltukta kalma hırsı, devletin kurumlarını birer ganimet gibi pay etme noktasına varmış; ihtiras ve hırs, sağlıklı düşünmeyi tümüyle yok etmiştir.

Harese fıkrasındaki üzücü durum, bugün Türkiye’nin siyasi işleyişinin tam karşılığıdır.

Siyasette güç, devenin ağzını kanatan o tuzlu kan gibidir. Siyasal iktidar, muhalif sesleri susturdukça, basını tek tipleştirip yargıyı bir sopa gibi kullandıkça mutlak bir güce eriştikleri savına kapıldılar. Ancak bu geçici zafer sarhoşluğu, ülkenin ekonomisini batıran, toplumsal barışı dinamitleyen ve liyakati yok eden görkemli bir kan kaybına yol açtı. Batı’ya eğitilmiş yurttaşlarımızı gönderirken, Doğu’dan çobanları ithal etmeye başladık.

"Ben geldim ve asla gitmem" diyen, koltuğu kaybettiği an her şeyini kaybedeceğini bilen bir korku iklimi, ülkeyi uçuruma sürüklemek pahasına baskının dozunu artır. Çünkü ihtiras körlüğü, gerçekçi düşünceyi yok eder; lideri de, onun etrafındaki çıkar çevrelerini de kendi sonuna doğru körü körüne götürür.

Daha da acısı, bu “harese sarmalı"nın sadece siyasal iktidarı değil, gözü dönmüş yandaş kitleleri de esir almış olmasıdır. Memleketin fabrikaları satılırken, adliye koridorlarında adalet can çekişirken, liyakatsiz kadrolar devletin içini boşaltırken "ama bizimkiler kazanıyor" diye alkış tutan kör cahil güruh, devenin sırtındaki yükten farksızdır. Kendi çocuklarının geleceğinin çalındığını görmeyen, anlık küçük çıkar ve cesaretle sarhoş olan bu kitleler, aslında kendi intiharlarını alkışlamaktadır.

Bugün Türkiye’nin önündeki tek kurtuluş reçetesi, bu doymak bilmez aşırı istek ve çıkar kapısına dönüşmüş "harese siyaseti"ne bütünüyle meydan okumaktır. Çölde hırsına yenilen develer er ya da geç kan kaybından can vermeye mahkumdur.

Ancak bu enkazın altında kalmamak için; aklın, temiz ahlakın, hukukun üstünlüğünün ve tam bağımsızlıkçı yapının dik duruşuna gereksinim vardır. Unutulmamalıdır ki, koltuk uğruna ruhunu güce satanlar tarihin karanlık sayfalarında yok olup giderken, ilkelerine ve Cumhuriyetin kurucu değerlerine sarılan yurttaşlar bu ülkeyi sonsuza dek yaşatacaktır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.