SON DAKİKA
Hava Durumu

Gazeteciler susturulursa kim konuşacak?

Yazının Giriş Tarihi: 11.10.2026 21:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.10.2026 22:03

Bir ülkede milyonların parasını kimlerin, nasıl ve hangi ilişkiler içinde sömürdüğü iddiaları tartışılırken, kamuoyunun beklediği şey bellidir. Suç varsa ortaya çıkarılsın, deliller toplansın, sorumlular hesap versin!

Peki, ne oluyor?

Kamuoyunun merak ettiği iddiaları araştıran, belgeleri gündeme taşıyan, insanların dikkatini olası bir soyguna çeken gazeteciler tutuklanıyor ya da ev hapsine alınıyor. Böylece toplumun gözü önünde tuhaf bir tablo oluşuyor. İddiaların aslına ilişkin sorular yanıt beklerken, o soruları soranların özgürlüğü tartışma konusu oluyor.

İnsan sormadan edemiyor…

Bu ülkede asıl hesap vermesi gerekenler kimler? İddiaları ortaya çıkaranlar mı? Yoksa iddiaların odağındaki kişiler mi?

Elbette hiç kimse gazeteci olduğu ya da iktidarda ülkeyi yönettiği için hukukun üstünde değildir. Gazeteciler de herkes gibi hukuk önünde hesap verebilir. Ancak bunun için somut delil, hukuka uygun gerekçe ve bağımsız yargı gerekir.

Gazetecilik faaliyetinin kendisi suç gibi gösterilemez. Tutuklama da bir cezalandırma yöntemine dönüştürülemez. Çünkü hukuk devletinde esas olan, insanları susturmak değil, iddiaları aydınlatmaktır.

Bizim aklımızla alay mı ediyorsunuz?

Yurttaşın aklıyla alay etmeyin! İnsanlar çalışıyor, üretiyor, vergisini ödüyor, faturalarını denkleştirmeye uğraşıyor. Emekli ay sonunu getirmeye çalışıyor. Gençler gelecek kaygısı taşıyor. Esnaf dükkanını ayakta tutmanın derdinde. Bütün bunlar yaşanırken milyarlarca liralık, hatta iddiaların boyutuna göre çok daha büyük tutarların söz konusu olduğu bir fon tartışması gündeme geliyor.

İnsanlar doğal olarak soruyor…

Bu paralar nasıl toplandı? Kimlere emanet edildi? Hangi vaatlerde bulunuldu? Bu paralar nereye gitti? Denetim mekanizmaları neden yeterince etkili olamadı?

Bunlar öyle sıradan sorular değildir. Bunlar, yurttaşın emeğini ve alın terini korumak için sorulması gereken sorulardır. Ama bu soruların peşine düşen gazeteciler hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı önlemler uygulanıyorsa, toplumda haklı bir endişe büyür.

Bir ülkede gerçeği araştırmak tehlikeli, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek yoluna gidilirse yalnızca gazeteciler değil, toplumun tamamı kaybeder.

İşte asıl sorun budur!

Taşları bağlayıp, itleri salmak değilse nedir?

Atalarımız boşuna söylememiş, “Taşları bağlayıp itleri salmak!” Bu sözün anlatmak istediği şey, güçsüzün hareket alanının daraltıldığı, sorumluluk taşıması gerekenlerin ise rahat bırakıldığı bir adaletsizlik duygusudur. Bugün kamuoyunda oluşan tepkinin kaynağı da budur. İnsanlar, bir yolsuzluk ya da dolandırıcılık iddiası gündeme geldiğinde öncelikle paranın akıbetinin araştırılmasını, varsa suç ortaklarının ortaya çıkarılmasını ve mağdurların haklarının korunmasını bekliyor.

Gazetecinin ortaya attığı iddia doğruysa, bunun gereği delillerle araştırılmalıdır. Yanlışsa, yanlışlığı yine delillerle ortaya konulmalıdır. Ama gazeteciyi susturmak, iddiayı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bir soruyu soranı susturmak, o sorunun yanıtını vermek değildir.

Gazetecinin ağzını kapatmak, kaybolduğu iddia edilen parayı geri getirmez. Haber yapanı ev hapsine almak, kamuoyunun merak ettiği soruları yanıtlamaz.

O halde soralım…

Bizim istediğimiz gazetecilerin dokunulmaz olması mı?

Hayır!

Bizim istediğimiz, hukukun herkese eşit uygulanmasıdır. Parası olanla olmayanın, güçlüyle güçsüzün, iktidara yakın olanla uzakta duranların aynı hukuk düzeninde yaşamasıdır. Adaletin terazisi, birilerinin kim olduğuna göre eğilip bükülmemelidir.

Bir ülkede adalet, güçlülerin sığınağı; güçsüzlerin korkusu olmamalıdır. Adalet, herkesin güvencesi olmalıdır!

Yurttaş olarak talebimiz budur.

Vicdan sahibi insanların itirazı budur. Ve bu itiraz, susturulacak bir gürültü değil, duyulması gereken bir demokrasi sesidir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.