Yalan söylediklerini biliyoruz. Yalan söylediklerini kendileri de biliyorlar. Yalan söylediklerini bildiğimizi de biliyorlar. Yalan söylediklerini bildiğimiz bildiklerini de biliyoruz. Ama hala yalan söylemeye devam ediyorlar. Çünkü varlıklarını yalana, talana, soyguna, sömürüye bağlı olduklarını da bizim kadar onlar da biliyorlar. Bu durumu gölgelemek için sürekli “Ak” ve “Kalkınma” sözcüklerini kendilerine siper ediyorlar. Din, iman da sosu oluyor.
Sürekli halkı "Ak" vaatlerle uyutan, her başarısızlığı "Kalkınma" ninnileriyle süsleyen ve her talanın üzerine bolca din-iman sosu döken üst düzey bir yönetici kadrosu, bir gün teknoloji fuarında gezerken tuhaf bir makineyle karşılaşmışlar. Makinenin üzerinde kocaman harflerle şöyle yazıyormuş:
“Yüzde yüz doğruluk odası. İçeride yalan söyleyeni anında çarpar.”
Bizimkiler kibirle gülüşmüş. Başlarındaki en kıdemli yönetici öne çıkmış,
- "Yahu, biz zaten her şeyi kitabına uygun, fetvayla yapıyoruz. Bizim 'Ak' alnımıza yalan lekesi sürülür mü hiç? Hadi gelin, şu makineyi bir test edelim."
İlk bakan yardımcılarından biri odaya girmiş. Mikrofonu eline alıp dışarıdaki kalabalığa seslenmiş,
- "Biz halkımızın parasını, çocuklarının rızkını sadece ve sadece kalkınma projelerinde değerlendirdik!"
Bızzzztttt!, diye devasa bir elektrik sesi duyulmuş, içerideki adam çarpılıp dumanlar içinde dışarı fırlamış.
Dışarıdaki diğer yöneticiler paniklemiş ama durumu çaktırmamak için hemen dini sosu devreye sokmuşlar,
- "Kader planı işte, çocuk herhalde abdestsiz girdi" diye fısıldaşmışlar.
Bu kez ikinci yönetici cesaretini toplayıp içeri girmiş. O da kendini savunmak için bağırmış,
- "Vallahi de billahi de biz yalan söylemiyoruz! Bizim varlığımız sadece bu millete hizmete bağlıdır!"
Bzzztttt! Makine bunu da öyle bir çarpmış ki adamın pahalı takım elbisesi üstünde kül olmuş.
Dışarıdaki kalabalık fısıldaşmaya başlamış,
- "Yalan söylediklerini biliyoruz, yalan söylediklerini kendileri de biliyor. Hatta bildiğimizi bildiklerini de biliyoruz ama hala neyi zorluyorlar?" diye homurdanmışlar.
En sonunda grubun en tepesindeki "baş sorumlu" sinirlenmiş. Yakasını düzelmiş, kameralara dönmüş, yüzüne en dindar, en masum maskesini takıp odaya adım atmış.
Mikrofonu gururla eline almış ve bağırmaya başlamış:
- "Aziz milletim, bendeniz yaşamım boyunca ne zaman konuşsam, aklımdan sadece dürüstlük geçer..."
Makine o kadar büyük bir şok geçirmiş ki, daha cümle bitmeden “güümmmm!” diye patlamış.
Her yer duman altı olmuş.
Baş sorumlu, dumanların arasından üstü başı sapasağlam, tek bir tüyü bile zarar görmeden, pişkin bir tebessümle dışarı çıkmış. Gazeteciler ve hayretler içindeki halk hemen etrafını sarmış,
- "Efendim! Makine infilak etti ama size hiçbir şey olmadı! Bu nasıl mümkün oldu?"
Baş sorumlu yakasını silkelemiş, arkasındaki etten duvara dönüp hafifçe göz kırpmış ve mikrofonu eline alıp halka son açıklamasını yapmış,
- "Gördüğünüz gibi aziz milletim... Makine bile bizim yalan söylediğimizi, yalan söylediğimizi kendimizin de bildiğini, bunu sizin de bildiğinizi bildiğimizi anladı ve bu muazzam 'istikrar' karşısında daha fazla dayanamayıp intihar etti! Biz de bu durumu gölgelemek için hemen odanın patlamasını 'Kalkınma Yolunda Bir Nazar Boncuğu' ilan ettik, arkasından da bir şükür duası sosu verdik. Hadi şimdi dağılın da koğuşlarınızda bol bol tefekkür edin!"
Arka taraftan kelepçelenmek üzere götürülen yaşlı bir amca, yanındaki gazetecinin kulağına fısıldamış,
- "Evlat, iyi ki makine patladı... Maazallah makine sağlam kalsaydı, adamın yalanına karşı çıktı diye makineyi bizimle birlikte 'casusluktan' içeri atarlardı!"
“Maneviyatlı kasa"
Günün birinde, yeni kuşak faizsiz fon yönetim merkezlerinden birine teftişe gelen eski usul bir denetçi, içerideki sistemi görünce şaşkına dönmüş. Odalarda bilgisayarların başında sürekli tespih çeken, her veri ekranı yenilendiğinde "Maşallah" diyen ve her emir girişinde "Bismillah" çeken portföy yöneticileri varmış.
Denetçi, kurumun müdürüne yaklaşıp sormuş,
"Yahu müdür bey, her şey iyi güzel de piyasa bu; yeri geliyor yatırımcının parası bir gecede eriyor, yeri geliyor karlar uçuyor. Sizin bu sistemin farkı tam olarak nedir?"
Müdür, koltuğuna gururla yaslanıp yanıt vermiş,
- "Bak aziz dostum, bundan böyle öyle eski usul, kuralsız, kitapsız işlere son! İslami kurallara göre soygun yapılmayanlara artık bu piyasada asla göz açtırmayacağız. Her şey usulüne uygun olacak. Öyle kafasına buyruk, bereketsiz, 'faiz lobisi' mantığıyla para eritmek yok. Biz her şeyi nizami yapıyoruz."
Denetçi şaşkınlıkla,
- "Nasıl yani? Sonuçta zarar eden yine yurttaş olmayacak mı?" diye üstelemiş.
Müdür gülümsemiş,
- "Olacak tabii, ama en azından manevi huzur içinde olacak!"
"Değerli yatırımcılarımız ve kamuoyunun dikkatine;
Son günlerde portföy yönetim şirketlerimizin aldığı yeni gelişmeler neticesinde hesaplarınızda yaşanan bazı 'eksi bakiye' ve 'fon erimeleri' konusunda birtakım asılsız endişeler gözlemlenmiştir.
Lütfen müsterih olunuz; tamamen içiniz rahat olsun. Cüzdanlarınızdan eksilen ve tabiri caizse 'soyulan' paralarınız, kesinlikle eski usul, kuralsız ya da bereketsiz yöntemlerle gitmemiştir. Kayıplarınızın her biri, bizzat “Bismillah” çekilerek sisteme girilmiş ve her işlem öncesinde yüksek kurullardan gerekli “Fetva”lar eksiksiz bir şekilde alınmıştır.
Paranız erirken gösterilen bu hassasiyet ve manevi nizam, kayıplarınızı daha huzurlu bir şekilde karşılamanızı sağlayacaktır. Bizlere güvenmeye ve “huzur içinde” eksilmeye devam edebilirsiniz."