SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Dalkavuk hızını alamayınca!

Yazının Giriş Tarihi: 23.03.2013 01:49

Ama uzman "dalkavuklar" genelde kaymak tabakanın etrafında kümelenirler. Ulufe ve ihalelerden pay kapmak onların birinci hedefleridir.

Batı saraylarında "soytarı", doğu saraylarındaki "dalkavuk" efendilerini eğlendirmek ve güzel zaman geçirmelerini sağlamak, kendilerini beğendirmek için binbir hüner sergilerler. Ama aralarında farklar da vardır; "soytarılar" sözlerini fazla sakınmazlar, yeri geldiğince efendilerini eleştirirler. Doğu saraylarındaki "dalkavuklar"da bu mümkün değildir. Osmanlı kültüründe "İncili Çavuş" biraz soytarılara benzer; o da zaten saray dışında yaşamıştır. Dalkavuk olamamıştır.

İncili Çavuş'a:
-Peki, demişler; siyasal liderler arasındaki polemikler sırasında, 73 yıl önce gerçekleştirilmiş "Dersim Katliamı" hakkındaki resmi belgelerin ortaya dökülüvermesine sen ne diyorsun?

İncili Çavuş:
- "Dersim katliamı"nın resmi belgelerle ortaya dökülmesi, bana bir deli fıkrasını hatırlatıyor demiş.

O da anlatmış hangi fıkrayı hatırlattığını:
-Bir akıl hastanesinin avlusunda, kendi başına gülüp duran bir deli varmış.
Avludaki deliler, yanına yaklaşıp:
"-Neden böyle gülüp duruyorsun, diye sormuşlar?
"-Çünkü bir yığın fıkra anlatıyorum kendime; bu arada bazen de hiç bilmediğim bir fıkrayı anlatmak güldürüyor beni, demiş.

Hele bizim gibi tarım toplumundan sanayi ve bilgi toplumuna geçme sancıları yaşayan toplumlarda dalkavuklar geniş bir alan bulabilmektedirler.

Gelir dağılımının çok bozuk olduğu yerde, pastadan pay kapmak; yönetim basamaklarında kıçını koyacak koltuk bulabilmek için dalkavuğun yapmayacağı yoktur.

Dalkavuk yalakalıkta sınır tanımaz.

Dalkavukların bir kısmı "soytarılığa" terfi etmek istemekteler, bunun için dökmedikleri dil atmadıkları takla eksik olmaz ve her gün yeni hünerler geliştirirler.

Adam büyük bir işadamıdır; ülkenin önemli bir gazetesini satın alır. Kendisi futbolcuların efendisi olsa da, büyük efendisine yaranmak için gazetenin genel yayın yönetmenin kim olmasını sorar...
Hele bu dalkavukların efendileri değiştiğinde sen gör cümbüşü...

Atalarımızın dediği gibi, "ar damarı çatlamış" hale gelirler...

Batı Partisi'nin genel sekreteridir, bir de ne görürsün Doğu Partisi'nde bakan olmuş...

D Partisi'nin genel başkanıdır, A Partisi'ne verir veriştirir; bir bakmışsınız ki aynı kişi A Partisi'nin genelbaşkan yardımcısı...

Paşa hazretleri konağındaki dalkavuğa seslenmiş:
-"Bıktım patlıcandan... Söyle aşçıya pişirmesin!"
-"Hay hay paşa hazretleri, zaten bu patlıcan tatsız bir şeydir, sizin ağzınıza yakışmaz!"
Bir süre geçmiş paşanın canı çekmiş:
-"Söyle aşçıbaşına patlıcan yapsın."
-"Hay hay paşa hazretleri, patlıcanın üstüne yoktur... Hele iyi pişirildi mi yemeyin de yanında yatın!"

Paşanın tepesi atmış:
-"Sen ne biçim adamsın? Geçen sefer patlıcanı yerin dibine batırdın, şimdi de öve öve bitiremiyorsun!"

Dalkavuk boynunu bükmüş:
-"Paşam ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum!"

Paşalar gitti ama, dalkavuklar sivil paşalar sayesinde yine ayaktalar... Üstelik vitesi de yükselttiler...

Ve sadece efendiler değişti...

Ve bazı dalkavuklar efendilerinin değiştiğini görünce demokrasi ve ulusal egemenliğin geldiğine inanıyorlar.

Bektaşi babasına:
-Baba erenler, demişler; "Ortadoğu projesi" diye bilinen paketin içindeki ülkelerin bugünkü durumlarıyla, "Arap baharı" diye etiketlendirilen Arap ülkelerindeki iç savaşlar hakkında, sen ne düşünüyorsun; binlerce insan birbirini öldürüp durmakta?

Bektaşi Babası:
-Orta ve Yakındoğu'daki durum, demiş; bana çok sevdiğim bir deli fıkrasını hatırlatıyor.

Ve baba erenler, anlatmaya başlamış o fıkrayı:

-Bir akıl hastanesinin başhekimi, koğuşları denetlerken yemekhaneye de indiğinde; bir yığın delinin, tebeşirle çizilmiş büyük bir dairenin içinde yerlere yatmış; bir yüzüstü, bir arka üstü döne dura sürekli kıvranmakta olduğunu görmüş.

Merakla sormuşlar Bektaşi babasına:

-Ee sonra?
-Sadece bir deli, onların dışında masaya oturmuş, elindeki çikolatalı bisküvileri yiyormuş. Başhekim, masada oturmuş, çikolatalı bisküvi yiyen deliye:

"-Bu durum da ne böyle; neden bunlar, tebeşirle çizilmiş büyük bir dairenin içinde kıvranıp duruyorlar, diye sormuş.

Masadaki deli de:

"-O daireyi ben çizdim, demiş; altından ilk geçene de, elimdeki çikolatalı bisküvilerden vereceğime söz verdim.

Bektaşi babasına:

-Neden "Ortadoğu projesi"nin bugünkü durumuyla, "Arap baharı" sana bu deli fıkrasını hatırlatıyor, diye de sormuşlar.

-Hatırlatıyor, çünkü tıpkı yere tebeşirle çizilmiş bir dairenin altından geçmek isteyen deliler gibi; geleneksel olarak "kadın hak ve özgürlükleri"yle, "hukuk ve adalet"ten yoksun olan ülkelerde, seçimlerle egemenliği milli iradenin kazanması için, "demokrasi mücadelesi" yaptıklarını sanıyor ve ona inandırılıyorlar.

Katar ve Suudi Arabistan desteğiyle Suriye'ye demokrasi ve ulusal egemenliğin geleceğine inanan ve bunu bütün gücüyle destekleyen nice dalkavuk kalem sallamakta...

Ve Suriye halkı ise çizilen daire içinde acı ve ölümleri yaşayarak kıvranıp durmakta...

Ve acıyla kıvranan insanlara Bertolt Brecht bakın nasıl seslenmiş:

Ekmeğimi kazanayım derim
ben her sabah,
kalkar yalan satılan pazara giderim,
girerim satıcılar yanında sıraya.
Yüreğim kabarır umutla
benim her sabah.