SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Daha çok bağırdım..!

Yazının Giriş Tarihi: 15.11.2014 11:15

Kendi gibi inanmayan herkesi dinden çıkmış zındık, kendi inanç ve değerleri dışındaki her şeyi günah, kendi kültürel değerler dışındaki her şeyi sapkınlık gören düşünce "tango"yu da ayakta yapılan zina olarak gördü.

Ve bu tiplere bakarsan en ileri demokrasiyi ve özgürlüğü ise kendileri savunuyor.

Bu anlayış, kendileri için her şey mubah, karşılarında olan herkesi/her şeyi ise günah şekilde görmeyi temel alışkanlık haline dönüştürdüler. Bu anlayışla toplumu giderek keskin biçimde ikiye ayrıştırarak, farklı düşünenleri yok edebileceklerini düşünüyorlar.

Eğer şimdiye kadar oluşan demokrasi kültürü ve hoşgörü anlayışı bu zihniyeti dönüştüremezse, Türk toplumunu karanlık bir gelecek bekliyor demektir.

Prof. Dr. Tayfun Atay verdiği bir söyleşide aynen şöyle ifade etti: "Gezi Parkı sürecinde toplum seküler ve İslami kesimlerin ayrıştığını ve fiilen bir ülke iki ayrı 'Türkiye' ortaya çıktığını düşünüyorum".

***

Antik Yunan döneminde (MÖ 620-560 yılları arasında) Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un ikibinaltıyüzyıldır canlılığını yitirmeyen öyküsü:

Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler...

Her biri başka yöne gider.

Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir...

İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüştür.

Beygir merakla sorar:
-"Nedir bu halin inek kardeş?"

İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
-"Sorma beygir kardeş... Bu insanlar çok merhametsiz... Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş."

Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
-"Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi! Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş."

İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir. Islık çala çala, taşlara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur. Üstelik şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır.

İnek ile beygir şaşırmış bir şekilde;
-"Nedir bu halin? Neler oldu?"
-"Neden böyle zevkten dört köşesin?" diye sorarlar.

Eşek keyifli bir şekilde anlatır;
-"Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten filan bahsettim..."

-"Eee, sonra ne oldu?"
-"Ne olacak beni başkan seçtiler!"
-"Deme yahu.. Yani sen başkan mı oldun?"
-"Evet... Bir şey yapmama gerek kalmadı. Ben bağırdıkça onlar 'Seninle gurur duyuyoruz' diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım!"
-"Pekiii, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?"
-"Valla, yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı!"

***

Bugün artık anlaşıldı ki, haklı olan değil bağıran kazanıyor.

Hitler'in çok zeki felsefe mezunu propaganda bakanı Goebbels ne demişti: "Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar."

Ezop'un eşeği ile Hitler'in Goebbels aynı yöntemde buluşmuşlar: "Durmadan bağıracaksın".

twitter.com/yazicimuhsin