Bizim atalarımız boşuna söylememiş:
"Çürük tahta çivi tutmaz."
“Çürük tahta çivi tutmaz” sözü; temeli bozuk olan bir şeyin dışarıdan zorla ayakta tutulamayacağını, sorunun kaynağı düzeltilmeden yapılan müdahalelerin sonuç vermeyeceğini anlatır. Aynı düşünceyi taşıyan ya da çok yakın anlam veren Türk atasözleri ve özlü sözler şöyle karşımıza çıkıyor.
"Temeli çürük bina ayakta durmaz"
"Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz"
"Maya bozuksa hamur tutmaz"
"Taşıma suyla değirmen dönmez"
"Temel sağlam değilse duvar ne kadar boyansa da yıkılır"
"Çatlak testiye su doldurulmaz"
"Kökten çürüyen ağaç rüzgâr beklemez"
"Çamurdan yapılan duvar yağmur görünce çöker"
"Korkuyla kurulan düzen güvenle ayakta kalmaz"
"Baskı, zayıf temelin bastonu olur"
"Halkın güveni yoksa sarayın duvarı yüksek olsa ne olur"
"Halkın sırtını döndüğü yükü devletin gücü taşıyamaz"
***
Çürümüş bir tahtaya ister bir çivi çakın ister yüz çivi...
İster demir kelepçeyle sarın.
İsterseniz bütün adamlarınızı çürük tahtanın başına toplayın…
Sonunda yine dağılır.
Dağılacak.
Çünkü sorun çivide değildir.
Sorun tahtanın çürümüş olmasıdır.
Devlet de böyledir...
İktidar da böyledir...
Bir yönetim halkın gönlündeki yerini kaybetmeye başladıysa, baskıyı artırarak bunu geri kazanamaz.
Saraylarda binlerce çivi ustası da çalıştırsanız, yirmi dört saat çivi de çakmaya çalışsanız, rüzgara karşı tükürmeye benzer. Döner yüzünüze bulaşır.
Bugün insanlar şunu görüyor. Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor ya da tutuklanıyor. Muhalefet partileriyle ilgili yargı süreçleri siyasetin en önemli tartışmalarından biri haline geldi.
Gazeteciler hakkında davalar açılıyor.
Sansür ve otosansür kanser hücresi gibi bütün topluma yayılıyor…
“Silivri soğuktur” cümlesini halk arasında artık bir özdeyiş haline geldi.
Sendikacılar ve farklı görüşlerini dile getiren insanlar soruşturmalarla karşı karşıya kaldı, kalıyor.
İktidar, bu gelişmelerin hukuki gerekçeleri olduğunu savunurken, bunların siyaseti baskı altına aldığını düşünenler büyük bir halk kesimi var.
Ama sokaktaki yurttaşın aklındaki soru çok daha basit.
"Eğer halk zaten sizin yanınızdaysa, neden bu kadar sert önlemlere gereksinim duyuluyor?"
Çünkü, sevgi zorla olmaz.
Saygı, korkuyla kazanılmaz.
Güven, baskıyla kurulmaz.
İnsanların gönlü copla da kazanılmaz, polisin biber gazıyla da, mahkeme kararlarıyla da.
Halkın gönlüne girmek istiyorsanız, adaletle gireceksiniz.
Halk soruyor.
Silivri toplama kampında toplu yargılamalar neyin nesi oluyor?
Ekmekler küçülürken, adalet duygusu zayıflarken, hukuk karşısında yurttaş kendini eşit görmediğinde Fransız yazar Honoré de Balzac’ın dediği gibi, "Yasalar örümcek ağı gibidir; zayıflar takılır, güçlüler delip geçer" haline gelmişse tahta tam çürümüş demektir.
Kimsenin konuşmaktan korkmadığı bir ülke kuracaksınız.
İnsanlar birbirinden korkmayacak.
Devletinden korkmayacak.
Yurttaş, hakkını aramaktan, konuşmaktan, eleştirmekten ya da düşüncesini söylemekten korkmaya başladığında, kaybeden yalnızca bireyler olmaz. Devlet ile halk arasındaki güven bağı da zedelenir.
Güçlü devlet, yurttaşını korkutan değil; ona adalet duygusu veren devlettir. Çünkü devlet, yurttaşını korkutmak için değil; onu korumak için vardır.
Panorama Araştırma (Mayıs 2025) sonuçlarına dayandırılan haberlerde, yargıya güvenin yaklaşık yüzde 27 seviyesine gerilediği belirtiliyor. ASAL Araştırma (2025) haberlerine göre, katılımcıların yaklaşık yüzde 71'i ülkede adaletin olmadığını düşündüğünü, yaklaşık yüzde 21'i ise adaletin var olduğunu söyledi.
Bu korkutucu sonuçlar sadece iktidarı ilgilendirmiyor. Toplumun bütününü ilgilendiriyor. Çünkü aynı gemide gidiyoruz.
Tarih bize defalarca aynı gerçeği gösterdi.
Baskı arttıkça önce sessizlik oluşur.
Sessiz görünen insanların içinde biriken itiraz büyür.
Ve günü geldiğinde konuşan sadece siyasetçiler olmaz.
Halk konuşur.
Sandık konuşur.
İşte o gün, hiçbir baskı halkın iradesinin önüne geçemez.
Aşağıdan gelen toplumsal itiraz, yukarıdan gelen baskıyı söküp atar.
Atalarımızın sözü bunun için bugün de geçerlidir:
"Çürük tahta çivi tutmaz."
Çiviyi çoğaltabilirsiniz...
Baskıyı artırabilirsiniz...
Ama halkın güvenini kaybettiyseniz, hiçbir çivi o tahtayı ayakta tutamaz.
Çünkü en büyük güç korku değil, halkın gönlüdür.
Ve bir gün mutlaka son sözü yine halk söyler.
Bir iktidar, halkın güvenini, sevgisini ve gönlündeki yerini kaybettiği gün aslında kaybetmiştir. Ondan sonra baskıyla kazanılan her gün, sadece kaçınılmaz sonu biraz daha geciktirirken bir o kadar da öfkeyi kabartır…
Halkın gönlünden düşeni, devletin gücü ayakta tutamaz.
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş demişti ki, “hepimizi içeri atsanız da kimsenin yüzü gülmüyor”
29.07.2026 sabahında onu da gözaltına aldılar…