SON DAKİKA
Hava Durumu

Cumhuriyet'in asıl suçu, emperyalizme boyun eğmemesiydi

Yazının Giriş Tarihi: 10.08.2026 08:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.08.2026 09:03

Cumhuriyet neden yüz yıldır bitmeyen tartışmaların merkezinde?

Neden Mustafa Kemal Atatürk'ün adı hala bazı çevrelerde büyük bir rahatsızlık yaratıyor?

10 Ağustos 1920’de yapılan Sevr Antlaşması’na imza atan Vahdettin’in torunları Lozan Antlaşmasına neden karşıdırlar?

Çünkü Atatürk, yalnızca yeni bir devlet kurmadı. Yüzyıllardır süregelen bir düzeni değiştirdi. Bir imparatorluğun küllerinden, egemenliği saraydan alıp ulusa veren çağdaş bir Cumhuriyet kurdu. Daha da önemlisi, emperyalizmin "hasta adam" olarak gördüğü bir ülkeyi ayağa kaldırdı.

Kurtuluş Savaşı'nın gerçek anlamı, yalnızca düşman ordularını Anadolu'dan çıkarmak değildir. Asıl zafer, Türk ulusunun iradesini yeniden kendi eline almasıdır.

Bugünlerde Türk halkının elinde olan bu egemenlik iradesini güdük hale getirmek için, iç ve dış güçler işbirliğine gittiğini görüyoruz.

Osmanlı Devleti'nin son döneminde ekonomik bağımsızlık büyük ölçüde kaybedilmişti. Kapitülasyonlar, Düyûn-ı Umûmiye, yabancı şirketlerin demiryolları, limanlar ve madenler üzerindeki etkisi, devletin hareket alanını daraltmıştı. Cumhuriyet, bu tabloyu tersine çevirmeyi hedefledi. Ulusal ekonomi, sanayileşme, demiryollarının geliştirilmesi ve üretim odaklı kalkınma anlayışı bu yüzden yalnızca ekonomik tercihler değil, bağımsızlık siyasetinin parçalarıydı.

Atatürk'ün "tam bağımsızlık" anlayışı yalnızca askeri bir zaferi değil; ekonomik, hukuki, eğitim, kültürel ve bilimsel bağımsızlığı da kapsıyordu. Çünkü o, bağımsızlığın ancak akıl, bilim ve güçlü kurumlarla korunabileceğini biliyordu.

Cumhuriyet'in en büyük devrimi de buydu: Kuldan yurttaşa geçiş.

Saltanatın yerine ulusal egemenlik geldi. Hukukun üstünlüğü, laik eğitim ve çağdaş yurttaşlık anlayışı yeni devletin temel direkleri oldu. Bunlar, yalnızca yönetim biçimini değil, toplumun geleceğe bakışını değiştirmeyi amaçlayan adımlardı.

İşte Atatürk Cumhuriyeti’nin bu temel direklerine içeriden ve dışarıdan sistemli saldırılan dozunun son aylarda iyice arttığını görebiliyoruz.

Elbette bu dönüşüm herkes tarafından aynı şekilde benimsenmedi. Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar, farklı siyasi ve ideolojik çevreler Cumhuriyet'in bazı temel ilkelerini eleştirdi; kimileri daha güçlü bir dini referanslı kamu düzenini savundu, kimileri ise ulus-devlet anlayışına itiraz etti. Bu tartışmalar, Türkiye'nin siyasal yaşamının uzun süredir parçasıdır. İşin garibi bugünlerde bu tartışmalara açıktan ABD’nin Türkiye’den de sorumlu valisi Tom Barrack’ta katılarak, cumhuriyetten vazgeçin, Osmanlı milletler sistemine dönün diyebilecek kadar iç işlerimize burnunu soktu. Devlet yönetiminden kimse de çıkıp tepki göstermedi.

Bugün de benzer tartışmalar sürüyor. Hukukun işleyişi, ifade özgürlüğü, yerel yönetimlere yönelik uygulamalar, yargının bağımsızlığı ve demokratik rekabetin niteliği konusunda toplumun farklı kesimlerinden yoğun eleştiriler geliyor. Bu eleştiriler, Cumhuriyet'in temel kurumlarının nasıl güçlendirileceği sorusunu da yeniden gündeme taşıyor.

Atatürk'ün anti-emperyalist mirası bugün de güncelliğini koruyor. Çünkü emperyalizm yalnızca askeri işgallerle değil; ekonomik bağımlılık, teknoloji, finans, diplomasi ve kültürel etki yoluyla da kendini gösterebilir. Bu nedenle tam bağımsızlık, yalnızca bir slogan değil; güçlü kurumlar, nitelikli eğitim, üretim ekonomisi, bilim ve hukukun üstünlüğüyle yaşatılabilecek bir hedeftir.

Cumhuriyet'i savunmak, geçmişe takılıp kalmak değildir. Tam tersine, geleceği bağımsız, demokratik ve güçlü bir ülke olarak kurma iradesidir.

Atatürk'ün bıraktığı miras, yalnızca bir tarih kitabında okunacak birkaç sayfa değildir. O miras, her kuşağın yeniden anlaması ve koruması gereken bir sorumluluktur.

Bugünün Türkiyesi 1990 – 2000’li yılların Türkiyesi değildir. 1990’lı yıllarda Atatürk Cumhuriyeti’ni devlet kurumları savunmaya çalışırken, 2026 Türkiyesi'nde ise halk bir bütün olarak ülkeyi yönetenlere karşı savunmaya geçmiştir. Atatürk ilke ve devrimleri 1990 yıllarına göre topluma daha çok yayılmıştır. Atatürk’ün üst yapı devrimleri günümüz Türkiye’sinde altyapı devrimlerine dönüşmeye başlamıştır. İşte asıl çelişki ve çatışmada bu yüzden çıkmaktadır.

Cumhuriyet'i ayakta tutacak olan ne bir lider ne de bir siyasi parti olacaktır. Cumhuriyet'i yaşatacak olan; özgür düşünen yurttaşlar, bağımsız yargı, güçlü kurumlar, bilim, üretim ve halkın ortak vicdanıdır.

Ama bağımsızlık iradesini kaybeden toplumlar, yeniden ayağa kalkmakta çok daha büyük bedeller öder. İşte bu yüzden Cumhuriyet, yalnızca geçmişimizin değil; geleceğimizin de adıdır.

Atatürk'ün en büyük vasiyeti bugün de aynı kararlılıkla yankılanmaktadır: "Tam bağımsız Türkiye."

Bu söz, yalnızca bir dönemin sloganı değildir. Bir milletin onurunun, özgürlüğünün ve geleceğinin adıdır.

Bugünlerde: Kimin? Nerede? Nasıl? Hazırladığını bilmediğimiz, meclisimizin de haberi olmayan yasa tasarılarıyla adeta cumhuriyetimizin temel direklerini zayıflatmanın çabasına düştüler.

“Toplumsal barışı istiyoruz” diyorlar.

Eeeeee, toplumun bundan neden haberi yok? Neden, toplumun her kesimi bu sorunu tartışamıyor? Önüne dayatılan yeni yasalarla barış mı gelecek? Yoksa birilerinin iktidarını sürdürmek için ortam mı oluşturulmaya çalışılıyor?

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.