SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bilgim yoktur ama "hayır", "evet" diyorum

Yazının Giriş Tarihi: 19.02.2012 13:00

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve AB Enstitüsünce ortaklaşa gerçekleştirilen Türkiye'de silahlı kuvvetler algısı konulu araştırmada birçok soru sorulmuş.       

Sorulardan birisi şöyle: Vicdanı ret konusunda ne düşünüyorsunuz?      

Alınan yanıtlar: Yüzde 81'i vicdanı redde "hayır" diyor.       

Bu soruya bağlantılı bir başka soru soruluyor.       

Vicdanı ret hakkında bir bilginiz var mı?       

Alınan yanıtlar: Yüzde 78,8'i "hayır yok" demiş.

Bir toplum "vicdanı ret" konusunda farklı değerlendirmelerde bulunması doğaldır. Kabul eder ya da etmez. Ama burada dikkatimi çeken özellik yüzde 81 dolayında ret ettiğimiz bir olayın ne olduğunu yüzde 78,8'i bilmiyor.      

Akıl ve bilimin egemen olmadığı toplumlarda buna benzer yüzlerce olayı yazmak mümkün.      

Kendine gazeteci, bilim insanı, sanatçı, siyasetçi dediğimiz insanların büyük bir bölümünde de bu ve benzeri tavırlar aslında göze batıyor.      

1935 - 1938 yılları arasındaki "Dersim Olayı" konusunda en ufak bilgisi olmayan yüzlerce kişi, bağlı olduğu ideolojik düşüncenin ne ifade ettiğine bakıp ona göre karar veriyorlar/veriyoruz.       

Değer yargılarımız bazen birden değişiyor. Ağzına baktığımız kişi birden düşüncesini değiştiriyor. Ve hurrraaaa onlarca gazete, televizyon, yüzlerce gazeteci birden düşünce değiştiriyor.       

Ve toplumda buna büyük oranda destek veriyor.       

Toplumla topluluk arasındaki farkı o zaman iyice hissediyor ve anlıyorsun. Birileri toplumu topluluk haline dönüştürerek mutlak ve düşünmeksizin birilerine bağlamanın derdinde. Bu bağlılık ideolojisinde bazen "ulus", "dini", "aşireti" gibi değerler öne çıkartmaktadır.       

Özünde sorgulamaksızın, bilgi edinmeden bağlılık aynı sonucu veriyor.       

Yurttaşına "olgun okuyucu" alışkanlığı kazandıramayan bütün toplumların vardığı yer hep aynı.      

Bir filimden, bir şiirden, bir belgeselden, bir romandan, bir şarkıdan neden korkarlar diye hep merak edip yıllarca kendime sorup duruyordum.      

Sonunda anladım ki, insanların zihin yapısının şekillenmesinde yukarıda saydığımız özellikler büyük önem taşıyor. Yaşamı algılamadan "beyni durumura" uğramalıdır ki, şeyhi, ağası, parti lideri ne dediyse ona sonsuz bağlılık duymalı.       

Yıllarca hizmet ettiği ağasına, şeyhine, parti liderine ters düşen insanların başına gelenleri ibretle izliyoruz.       

Tartıştığımız, inandığımız değerler konusunda bilgi edinmeden tartışma kültürümüz giderek yaygınlaşıyor. Şimdilerde devşirme gazetecilik geleneği oluştu. Aynı tornadan çıkmışçasına aynı şeyleri ifade ediyorlar. Aynı şekilde saldırıyorlar ya da savunuyorlar.       

"Olgun okuyucu/dinleyici" özelliği kazanamayan tüketici kitle verilen hapları olduğu gibi yutuyor.       

Ve yeni kahramanlarımız çıkıyor.      

Geçmişte şöyleydi, böyleydi diyen ve şimdi liderinin eteklerine yapışıp "ben yaptım sen yapma" diyen tipler ortalığa egemen durumdalar.      

Güzel bir atasözümüz der ki: "Boş teneke çok ses çıkarır"      

Millet olarak okumayız; her konuda bilgimiz de vardır. Mutlaka birilerinden bir yerlerde bir şeyler duymuşuzdur.       

Görmüşüzdür.       

Camide imam böyle buyurmuştur; askerde komutan böyle emretmiştir; parti lideri böyle demiştir; ağamız böyle buyurmuştur.       

Onlar ki büyük insanlardır, büyüklerimizdir, bildikleri bir şeyler vardır; bize düşen uymaktır, emirlerini yerine getirmektir.      

Karşı çıkıp uymayanlar, böyle değil diyenler...      

Vicdanınıza seslenip kendinize yanıt verin bakalım ne görüyorsunuz?