SON DAKİKA
Hava Durumu

Altın yüzüğün sihirli gücü

Yazının Giriş Tarihi: 19.05.2026 10:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.05.2026 10:24

Platon’un Devlet adlı eserinde filozof Glaukon, insanın mutlak gücü elde ettiğinde kötülüğe savruluşunu, çoban Gyges üzerinden şu şekilde anlatır:

“Gyges, Lydia kralının hizmetinde bir çobanmış. Günün birinde bir sağanak yağış ve bir deprem yüzünden yer çatlamış. Hayvanların otladığı yerde derin bir yarık açılmış. Bunu görünce şaşakalan çoban, yerdeki yarığın içine inmiş. Orada görülmedik birçok güzel şey arasında içi oyuk, üstü delik deşik, tunçtan bir at görmüş. Atın üzerinde küçük pencereler vardır. içeri baktığında parmağında altın bir yüzük olan, insanüstü boyutta bir ceset görür. Cesedin parmağındaki altın yüzükten başka bir şey de yokmuş. Bu yüzüğü alıp yukarı çıkmış çoban.

Çobanlar, her ay sonunda krala hesap vermek için toplanırlarmış. Bu ay için de toplanmışlar. Gyges bu toplantıya parmağında cesetten aldığı yüzükle gelmiş. Otururlarken yüzüğün taşını, farkına varmadan avucunun içine çevirmiş. Bunu yapar yapmaz da yanında oturanlar kendisini göremez olmuşlar. Nereye gitti diye birbirlerine sormaya başlamışlar.

Şaşakalmış herkes. Yüzükle oynarken taşı çevirince gene göze görünür olmuş çoban.

Böylece işi çakan Gyges, yüzüğün tılsımını denemiş, bakmış ki yüzüğün taşını avucunun içine çevirince görünmez, düzeltince görünür oluyor.

Bunun üzerine saraya girenlerin arasına katılmanın bir yolunu bulmuş.

Sarayda kralın karısını baştan çıkarmış. Sonrasında kadının yardımıyla kralı öldürüp kralın yerine geçmiş."

Şimdi gelelim günümüz Türkiye’sine.

O sihirli yüzükle iktidara gelenler, öylesine gelmiş oldular ki hiç gitmemek için yüzüklerini çevirip duruyorlar.

O “görünmez altın yüzüğün sırrı” yirmi beş yıllık süreçte her kademeye, her etkili ve yetkili kişiye sirayet etti.

Bu kişiler, yaşamın her alanına nüfuz ettiler.

Medyada, trol ordusuna dönüştüler.

Meclis'te, kurşun asker nöbeti tutar hale geldiler.

Yargıda, ne kantar kaldı ne de topuz. Hepsini imha ettiler.

Bürokrasi desen, orada da kendilerini “kul” gören devşirmelere dönüştüler.

Herkes kendini kralın çobanı olan Gyges gibi görmeye başladı. İşlerine geldiği zaman görünmez, işlerine geldiği zaman görünür olmayı seçtiler. Bu durum onlar için her şeyi yapmaya muktedir oldukları anlamına geldi. Ya da muktedir olduklarını düşündüler.

Şimdi bunlar, istediklerini hapse atabileceklerine, istediklerinin mallarına el koyabileceklerine, istediklerini görevden alabileceklerine ya da göreve getirebileceklerine, istedikleri kişinin özel yaşamını ortaya dökebileceklerine, gerekirse istedikleri kişileri tehdit edebileceklerine, kimi isterlerse hapisten kurtarabileceklerine kendilerini öylesine inandırdılar ki tüm bunlara itiraz eden herkesi de ajan, vatan haini, dinsiz gibi ithamlarla hemen susturmaya başladılar.

O sihirli yüzüğün sırrını devletin gücüyle birleştirdiler. Kendilerini devlet olarak gördüklerinden dolayı kendilerine karşı örgütlenen herkese şaşı bakmaya, herkesi tepelemeye, hatta telef etmeye başladılar.

İtalyan tarihçi Carlo Maria Cipolla’nın 1976’da yazdığı “İnsan Aptallığının Temel Yasaları” kitabında toplumlar dört temel gruba böler:

Aptallar, akıllılar/zekiler, haydutlar/kurnazlar ve çaresizler/âcizler…

Akıllılar/zekiler, akıllı olduklarını bilirler. Haydutlar/kurnazlar, haydut olduklarının farkındadırlar. Çaresizler/âcizler, kendi çaresizliğinin ve zavallılığının farkındadırlar.

Tüm bu karakterlerin aksine aptallar, aptal olduklarını bilemezler.

İşte sorun yaratan da bu gruptur. Bu grup da toplumların azımsanmayacak kesimini oluşturur.

Emre Kongar 17 Mayıs 2026 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinde şu değerlendirmede bulunur: “Aptallar ile haydutlar birlikte iktidara geldiklerinde aptallar haydutlaşır. Haydutlar da aptallaşır. Böylece haydut/aptallar ya da aptal/haydutlar olarak toplumu ve devleti hızla çökertecek en tehlikeli ve zararlı grup oluşur.”

Haydutlar ve aptallara güç verdiğinizde bu grubu kontrol etmek çok zordur. Bazen mümkün de değildir.

Kontrol edilemeyen, kendini devletin görevlisi değil de sahibi olarak gören kişi ya da kurumlar, sonunda toplumun başına bela olup çıkar. Bu kişi ve kurumlar için bu kişi ve kurumları eleştiren, onlara karşı çıkan herkes onlar için düşmandır.

Susmayanlara da düşman hukuku uygulanır. Düşmanların yeri ise İstanbul’un o güzel tatil beldesindeki Silivri toplama kampıdır.

Bakalım bu tatil macerası nasıl bitecek?

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.