SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kamu değil "kar eden" hastane birlikleri

Yazının Giriş Tarihi: 14.01.2013 15:29

Bilindiği gibi, 663 Sayılı "Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile Sağlık Bakanlığı sağlık hizmeti sunmaktan alıkonularak, düzenleyici ve denetleyici bir bakanlık haline getirildi.

Söz konusu Kararname ile "Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu" adıyla Bakanlığa bağlı bir kuruluş oluşturularak devlet hastaneleri illerde kurulan hastane birliklerine devredildi.

Artık birinci basamak sağlık hizmetleri aile hekimlerinin muayenehanelerinde, ikinci basamak sağlık hizmetleri de ya kamu hastane birliklerine bağlı sağlık işletmelerinde ya da özel hastanelerde sunuluyor.

Bir başka deyişle artık Türkiye'nin hiçbir yerinde "devlet hastanesi" yok.  Artık tamamen işletmeye dönüştürülen kamu hastaneleri var.

Hükümet, 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı'nda devlet hastanelerini "idari ve mali açıdan özerk sağlık işletmelerine" dönüştüreceğini açıklarken itiraz etmiştik.

Devlet hastanelerinin işletmeye dönüştürülmesinin yurttaşlarımızın sağlık hizmetine erişimlerini sınırlayacağını dile getirmiştik.

Ne yazık ki zaman bizi haklı çıkardı. Geçtiğimiz Kasım ayında işletmeye dönüştürülen devlet hastaneleri "kar odaklı" çalışmaya şimdiden başladı.

İlk olarak "ihtiyaç yok" gerekçesiyle Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi'nin Heykel'deki ek binası kapatıldı. Bugünlerde aynı hastanenin acil servisinin bile kapatılacağı konuşuluyor.

Hemen ardından yıllardır bir türlü hizmete açılamayan Dörtçelik Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi'nin, genel hastaneye dönüştürülmesi gündeme getirildi. 

Bu arada birliklere bağlı sağlık çalışanlarının yerleri değiştirilmeye ve zaten zor olan çalışma koşulları daha da zorlaşmaya başladı.

Şimdi de Prof. Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde çalışan uzman hekimlere nöbetleri sırasında her iki binanın birden sorumluluğunun yüklenmesi girişimi var.

Hekimlerden insanüstü bir çabayla; bir birine uzak iki hastane binasında aynı anda birden hizmet sunmaları isteniyor.

Görüldüğü gibi, eski devlet hastaneleri işletmeye dönüştürülmeleriyle birlikte hızla kar eden hastaneler olmaya zorlanıyor.

Bir yandan mekanlar kapatılıyor, hizmetler dönüştürülüyor; diğer yandan da sağlık çalışanlarından daha uzun süre ve daha zor koşullarda hizmet sunmaları bekleniyor.

Peki o zaman kamu hastaneleriyle özel hastaneler arasında ne fark kalıyor?

Aslına bakarsanız fark kalmayacağının ilk işareti yönetim değişikliği ile verilmişti. Anımsarsanız, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez sözleşmeli çalışanlar devlet memuru olarak çalışanların amirleri olarak bu yapılanma sırasında atandı.

Kamu hastane birliklerinin başına "sözleşmeli" genel sekreterler (CEO) atandı. İki yıl yüksek ücretle sözleşme yapılıyor; sonrasında sözleşmenin sürmesi birlik hastanelerinin kar etmesine bağlı.

Hastaneler kara geçerse CEO görevine (hastane yöneticileri, başhekimler ve diğer sözleşmeli yöneticiler ile birlikte) devam edebiliyor; yoksa yerine başka bir CEO atanıyor.

Bu durumda CEO'nun birlik hastanelerini kar odaklı çalıştırmaya zorlamak dışında her hangi bir seçeneği var mı?

Kamu Hastane Birlikleri uygulamasının başlatılması amacıyla atanan nitelikleri ve yetkinlikleri başlı başına tartışılır CEO'lar (Birlik Genel Sekreterleri) ve sözleşmeli yöneticiler incelendiğinde birçoğunun iktidar partisi ile adaylık, yöneticilik gibi siyasi bağlarının ve belli bir sendikanın üye ve/veya yöneticileri olduğu görülüyor.

Her hangi bir yetkinlik ölçütü gözetilmeksizin; eğitimi ve deneyimi olmayan kişiler salt siyasi iktidara yakınlığı nedeniyle yüksek ücretlerle yönetici olarak atanabiliyor.

Kamu Hastane Birlikleri bir yandan yukarıda açıklanan gerekçelerle kamu yararına çalışmıyor; yurttaşın sağlık hizmetine erişiminde sınırlılıklar getiriyor.

Diğer yandan da yüksek ücretle istihdam edilen CEO ve diğer yöneticilere bakıldığında,  partizanca bir kadrolaşma da ortaya çıkıyor.

Sağlık Bakanlığı eliyle yürütülen tedavi edici hizmetlerin ikinci ve üçüncü basamağı artık Kamu Hastane Birlikleri aracılığıyla özelleştirmeye giden yola çıkarılmıştır.

Kamu Hastane Birlikleri, A B C D E diye sınıflandırılmış hastanelerin, tıpkı özel hastanelerde olduğu gibi, katkı, katılım payı ve ilave ücretlerinin farkı nedeniyle, herkesin parasına uygun olan hastaneye başvuracağı bir yapıyı hizmete sokmaya hazırlanıyor.

Artık hastaneler işletme, hastalar ise müşteridir.

Kamu Hastane Birlikleri ile hekimler ve sağlık çalışanlarını uzun çalışma saatleri, düşük özlük hakları, rekabet, iş güvencesi olmaksızın çalışma ve işsizlik; toplumu ise sağlık hizmeti niteliğinde azalma, hizmete erişimle ilgili sorunlar ve kar etmeyen hastanelerin hizmet kapsamının daraltılması ya da kapanması beklemektedir.

Çözüm ancak "razı olmak" yerine "itiraz etmek" tutumunun tercih edilmesi halinde tartışılabilir.

Bir gün hasta olduğunda kendini "müşteri" olarak görmek istemeyen her yurttaşın itiraz etmesi gereken bir dönemden geçtiğimizi vurgulamak isterim.