Dağına yağan karı vakfedilen, sahil şeritlerine ait tapularında “leb-i derya” notu düşülen, Çekirge'deki arazilerden çıkan doğal kaplıca suyu da tapuya bağlanan eşi benzeri olmayan Bursa…
Ulu Camisi’yle, Yeşil Türbesi’yle, Irgandı Köprüsü’yle, Yıldırım ve Muradiye külliyeleriyle buram buram tarih, kültür, sanat kokan Bursa…
Her daim yeşilin tüm tonlarını üzerinde taşıyan kışın beyazlara bürünen Uludağ’ıyla, masmavi denizle buluşan kıyılarıyla bir doğa harikası Bursa…
Kestanesiyle, şeftalisiyle, ipeğiyle ünlenen Bursa…
İnegöl köftesiyle, kebabıyla, süt helvasıyla damaklarda unutulmaz lezzetler bırakan Bursa…
Tekstilde öne çıkan, otomotivde Türkiye’nin Detroit’i olan Bursa…
Öyle güzel, öyle yeşil, öyle mavi olan Bursa’nın öyle renkli kişilikleri de var doğal olarak…
“Turnikeye girdik ama sıra oldukça uzun” diyerek yaşamla dalga geçen ancak bulunduğu coğrafyaya, ait olduğu kente önemli değerler katan Turgut Akben gibi…
Turgut Abi,
“Hayat hazır bir reçete değil yaşanması gereken bir serüvenmiş” diyerek tozunu yuttuğu Küçük Bab-ı Ali diye adlandırılan Bursa’da edindiği gazetecilik birikimiyle yoktan varoluşunun hikâyesini yazmış.
Bursa’nın Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürürken rugan ayakkabılarının tertemiz olmasına çocuk yaşta özen gösteren Mehmet Turgut doğup büyüdüğü büyük hayranlık duyduğu Bursa’ya tanıklığını dile getirmiş…
1944 yılının 23 Nisan Pazar günü başlayan yaşam yolculuğunu “Ben Turgut Akben” diyerek anlatmış, sevgili meslektaşımız Demet Çoraklı da kalemiyle ona eşlik etmiş.
Ortaya anılarla anlam kazanan, tanıklıklarla Bursa’nın gelişimine ışık tutan bir hatırat çıkmış.
“Yaşamda yol alırken karşılaştığım güçlükler yıkıntılar acılar hayal kırıklıkları zaferler başarılar hepsi hayatımın anlamını oluşturdu benim için” diyen Akben’in hikayesi
8’nci durakta sevgili annesini yitirerek dramla başlamış.
İdeali diplomatlık olan Mehmet Turgut’un okul çağı gelmiş ve babasının memuriyeti nedeniyle eğitim yaşamına ilk adımı Gemlik Atatürk İlkokulu’nda atmış.
Herkesin önlüğü pırıl pırıl saten kumaştan Mehmet Turgut’un ki ise evde boyanmış Amerikan bezindendir.
Siyah desen siyah değil, gri desen gri değil önlükle okula giden o Turgut Akben 39 yaşına geldiğinde Bursalıları giyim alanında ülkemizin iki önemli markasından Beymen’le tanıştıracak ve Bursa’yı giydiren adam olarak belleklerde yer edecektir.
Akben sivil toplum örgütlerindeki çalışmalarıyla da iş yaşamında da çevresine ve topluma duyarlı bir yaklaşım içinde olmuş.
Okul münazaralarının birinde konu; "Türkiye tarım ülkesi mi sanayi ülkesi mi olmalı?" biçiminde belirlenmiştir ve Mehmet Turgut’un ekibi Türkiye’nin tarım ülkesi olmasını savunacaktır.
Ekip sözcüsü olarak hiç unutamadığı tespiti son konuşmacı olarak yapar ve şöyle der.
“Sanayi her koşulda her zaman olabilir. Âmâ tarım sadece topraklarına hükmetmekle topraklarına sahip çıkmakla olur. Dolayısıyla bugüne kadar tarımla gelmiş bir ülkenin tarım ülkesi olarak kalması gerekir. Özellikle de Bursa’nın. Türkiye genelinde tarıma dayalı sanayinin kurulması, tarım ürünlerinin tarım sanayi ile değer bulması gerekir ki bu da tarım dışında sanayinin olmaması anlamını taşımaz.”
Turgut Akben ve ekibi savundukları tezle münazarayı kazanır ama tercihini sanayiden yana yapınca Bursa, maalesef verimli tarım topraklarının önemli bir bölümünü yitirir.
Yakın arkadaşı kadim dostu Mahmut Erdilek’in de belirttiği gibi Mihaliç Peyniri için Bandırma’ya ekmek için dağa gidecek ölçüde gurme de olan Akben’in gitmekten son derece keyf aldığı yöredir dağ ilçeleri ve köyleri…
Keles, Orhaneli, Büyükorhan…
Mahmut Erdilek’le Alpler olarak nitelerler Bursa’nın kanyonlarıyla,doğasıyla,yöresel lezzetleriyle ve can yoldaşlarıyla bir başka olan dağ yöresini…
Mahmut abi bir gün "Alpler’e senin öğretmenlik yaptığın köye gidelim mi" dediğinde dünyalar Akben’in olur…
Köye vardıklarında taşımalı eğitime geçildiği için kapatılan Dağdibi Köy İlkokulu’nun harabeye döndüğünü görürler.
Köy kahvesinin önünde oturanlarla selamlaşırlar ve buyur edilirler…
Çaylar söylenir sohbet başlar
Köylüler tanımazlar doğal olarak Turgut Abi’yi…O da beklemez tanınmayı çünkü aradan onca zaman geçmiştir.
Kadim dostu Mahmut Erdilek;
“Yıllar önce Bursa’dan bir arkadaşım burada vekil öğretmenlik yapmıştı” diye söze girer.
Üç dört kişi birden daha ikinci cümle kurulmadan “Turgut Öğretmendir o valla çoktan beri görmüyoruz ama köyden gidip kendisini Bursa'da görenler selamlarını getirirlerdi bize” dediklerinde Mahmut Erdilek’in yanıtı, “İşte o öğretmeni getirdim sizlere” olur.
O anda yaşanan şaşkınlık ve coşku görülmeye değerdir.
Terzi çıraklığı, gazetecilik, vekil öğretmenlik, muhasebecilik, memurluk, özel sektörde fabrika müdürlüğü, tüccarlık, mağazacılık, sivil toplum örgütlerinde, Bursaspor ve Güvenspor’da yöneticilik derken su gibi akan acısıyla tatlısıyla geçen 82 yıl…
Hayattaki en büyük kazancı ise tanıdığı güzel insanlar, arkadaşlıklar, karşılıklı sevgi saygıdır Turgut Akben’in…
Önünde kırmızı bisikletinle Mudanya sahillerinde hem sağlığa pedal basacağın hem de çevre teftişi yapacağın çok güzel günler var yaşanacak.
Ömrüne bereket Turgut Abi…