SON DAKİKA
Hava Durumu

Kokan tuz, çöken ahlak

Yazının Giriş Tarihi: 19.04.2026 15:29
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.04.2026 17:11

Tam da köy enstitülerinin kuruluşunun yıldönümü yaklaşırken…

Kimsesizlerin kimsesi eğitim kurumlarının önemini, gerekliliğini ve işlevini bir kez daha anımsatan acı, acıtıcı ve ürkütücü olaylarla kavrulduk…

Önce…

Kan donduran itiraflar, kamu görevlilerine uzanan gözaltılar ve tutuklamalarla altı yıl sonra tozlu raflardan indirilen kayıp genç kadın Gülistan Doku dosyası…

Sonra Şanlıurfa

Ardından Kahramanmaraş okul baskınları ve katliamları…

Kamudaki üst düzey görevleri nedeniyle ön plana çıkan iki baba…

Biri vali…

Cinayet zanlısı oğlunu korumak için rol yapmak da dahil yasal olmayan her yola başvuruyor.

Diğeri 1’nci sınıf emniyet müdürü, polis başmüfettişi…

O da psikolojik rahatsızlıkları olduğu öne sürülen oğlunun elinden tutup atış talimine götürüyor.

Davranış biçim ve nedenlerini tahlil etmek çok ta kolay değil.

Ancak,

Mahalledeki sade yurttaş suça bulaşmış çocuğunu adli makamlara ihbar ya da teslim ederken, onların önce ahlaka sonra yasalara uygun davranmadıkları kesin.

"Oğluma karşıdaki hedefi gösterdim. Silahın rastgele kullanılamayacağını, hedef alınarak atış yapılacağını söyledim. Ben de oğlum atış yaparken birkaç fotoğraf ve videosunu çektim. Bundaki kastım hatıra olarak kalmasıydı ve hevesini köreltmekti. Fotoğrafları daha sonra WhatsApp üzerinden oğluma gönderdim. Oğlum söz konusu fotoğrafları arkadaşlarına göstermiş. Arkadaşları hayretle karşılamış."

Suça eğilimli olduğu daha önceki davranışları nedeniyle bilinen çocuğunu psikolog yerine emniyet müdürlüğü atış poligonuna götüren, evinde 7 taşıma ruhsatlı silah ile iki av tüfeği bulunan 1’nci sınıf emniyet müdürü babanın sözleri.

Kurulan cümleler aslında tablonun nedenlerini ve sonuçlarını açık ve net biçimde ortaya koyuyor.

Kanıtlandığı kesin fiziksel bir olgu…

Rüzgâr eken fırtına biçer.

Yaşananlar dünden bugüne gerçekleşmiyor…

Aşama aşama…

Gözümüzün içine baka baka…

Kulağımızın dibinde bağıra bağıra geliyor felaket.

Politikacı, gençleri dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz diye ajite ederken,

Diziler, zihinlere her türlü ahlaksızlığı ek olarak şiddeti aşılarken,

Algoritması sinsice yazılıp kötülük saçan oyunlar, ergenleri zehirlerken,

Bahis oyunları, gençlerin geleceğini söndürüp aileleri çıkmaza sürüklerken,

Yasal boşluklar, suça eğilimlileri cesaretlendirirken ne bekliyorduk ki…

Durumdan vazife çıkaran yeni yetme üzerine düşeni ziyadesiyle aldı ve 5 tabanca yedi şarjörle sınıf bastı. Öğretmenlerini ve arkadaşlarını kurşuna dizdi.

1 öğretmen 10 öğrenci yaşamını yitirdi. Yirmi öğrenci yaralandı.

Umutlar karardı. Hayaller yarım kaldı.

Dahası korku, panik, karamsarlık…

Soru çok…

Utanma yok…

Biz nerede yanlış yaptık diye sorgulayan hiç yok…

Ahlak çöktüyse, sosyal çürüme vücudun her yanını sardıysa bir musibet bin nasihate bedel olabilir mi?

Balık hafızalı olduğumuz için…

Sorunu halının altına süpürdüğümüz için…

“Neme lazım” dediğimiz için…

Ders almadığımız, önlemler geliştirmediğimiz, çözüm yolları aramadığımız öyle çok musibet var ki…

Ancak bu kez yaşananlar belleklerden silinecek gibi değil…

Yaşamsal dengeler bozuldu, çok geniş bir kitle korku ve panik içinde.

Beyinler yanıyor. Yürekler kanıyor.

İstatistikler dehşet verici…

Her yıl ortalama 180 bin çocuk suça karışıyor. Çoğu henüz 17 yaşına bile gelmemiş.

Adli ve polisiye tedbirler evet.

Yeterli mi?

Değil.

Tedavi için…

Şiddet dilinden arınmış içinde sevgi tohumları da barındıran akılcı çözümler…

Ama toplumun tüm bileşenleriyle yani ortak akılla…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.