“Egemenlik kayıtsız koşulsuz milletin ”ise halkın yönetimde söz sahibi olması önkoşul.
Belirlenmiş sürelerde sandığa gidip vekilleri seçmek yetmiyor.
Doğru tanımlanmış denetim sistemleriyle izlemek de gerekiyor.
Bu çerçevede;
Sivil toplum örgütlerine çok ödev düşüyor.
Çünkü onlar taşıyıcı kolonlar…
Denetim mekanizmalarında etkin işlev üstlenmelerinin yolu açılmalı…
Söylem ve önerilerinin dikkate alınması için de elleri kolları yasalarla güçlendirilmeli.
“Siyasal çöküntünün taşıyıcı temelleri…”
Dr. Murat Tunçel’in doktora tezi…
Sivil toplum kuruluşlarının yerel yönetimler üzerindeki etkisini çok boyutlu biçimde ele alıyor.
İşbirliğinin önemine vurgu yaparken uygulamadaki aksakları da yalın biçimde ortaya koyuyor.
Sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunan araştırma, yerel yönetimlere düşen görevleri de gerekçe ve yöntemleriyle birlikte ele alıp anımsatıyor.
Dr.Tunçel sivil toplum,yerel yönetimler,yönetişim ve katılımcı demokrasi konularına odaklanmış bir akademisyen. Aynı zamanda da çekirdekten yetişmiş bir iş insanı… Dahası adını Mustafa Kemal Atatürk’ten alan Mustafakemalpaşalılar Derneği’nin de yönetim kurulu başkanı…
Dolayısıyla teori ile pratiğin alandaki işleyişinin yakın tanığı…
Onun için…
Tespit, gözlem ve önerileri çok önemli…
Aslında hep söylenen, yasa ve yönetmeliklerle de düzenlenen katılımcı demokrasi çabaları iyi niyete rağmen feodal yakınlaşmanın ötesine genellikle geçemiyor.
Elbette ki olumlu örnekler de var.
Bursa Nilüfer, İstanbul Kadıköy ve Eskişehir gibi…
Ne ki başarı sadece kişisel bakış açılarına göre gerçekleşiyor.
Oysa sivil toplum kuruluşlarının yerel yönetim üzerindeki etkileri yalnız destekleyici değil aynı zamanda dönüştürücü ve demokratikleştirici bir boyut taşıyor…
Kadın örgütleri, engelli dernekleri, gençlik oluşumları sundukları projeler ve ürettikleri fikirlerle belediyelere yol gösterici olurken,
Çevre gönüllülerinin insan ve bilim temelli uyarıları yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm, enerji ve atık yönetimi politikalarında daha duyarlı olmasını sağlıyor,
Sanat ve kültür dernekleri ise kültürel mirasın korunması ve farklı kimliklerin görünür hale gelmesinde belirleyici bir işlev üstleniyor.
Türkiye’de STK-yerel yönetim işbirliklerine dair olumlu örnekler olsa da merkeziyetçi yapı, siyasal kutuplaşma ve kurumsallaşmadan kaynaklı eksiklikler nedeniyle kalıcı olamıyor.
Onun için de yapısal reformlar gerekiyor…

Dr. Murat Tunçel’in uygulamaya dair araştırmaları çerçevesinde ulaştığı sonuçlara göre;
Öncelikle toplumsal duyarlılık arttırılmalı…
Henüz yeterli düzeye erişememiş olan katılım kültürü mutlaka güçlendirilmeli…
Hukuksal ve kurumsal reformlarla katılım mekanizmaları yasal güvence altına alınmalı, belediyelerin ya da başkanın inisiyatifine bırakılmamalı,
Kent konseyleri sembolik olmaktan çıkarılmalı, aldığı kararlar belediye meclislerinde gündeme alınmalı…
Belediyelerin özerkliği arttırılmalı, merkezi yönetimin yerel meclislerde alınan kararları iptal etme yetkileri koşula bağlanmalı…
Belediyelerin bütçe ve ihale süreçleri halka açık, net ve anlaşılır biçimde yürütülmeli…
Katılımcı bütçe uygulamaları gönüllülükten çıkarılıp yasal zorunluluk haline getirilmeli…
Sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesi için bağımsız finans kaynakları oluşturulmalı, devlet ve siyasal partilere bağımlılığı azaltılmalı, eğitim, fon ve uluslararası ağlara ulaşım olanakları arttırılmalı,
Dijitalleşmenin yaygınlaşması için açık veri portalları, e-katılım platformları ve dijital forumlar geliştirilerek yurttaşların erişimi kolaylaştırılmalı…
“Siyasal çöküntünün taşıyıcı temelleri” adlı araştırma içerik itibarıyla çok yetkin.
Siyasetçilerin, yerel yöneticilerin, siyaset bilimi öğrencilerinin yararlanacağı somut ve akılcı bilgilerin yer aldığı yayın, yaşananları çözüm önerileriyle birlikte ortaya koyuyor.
Amaç katılımcılığın güçlü olduğu çağdaş bir toplumda yaşamaksa;
Tunçel’in önerileri mutlaka dikkate alınmalı…