SON DAKİKA
Hava Durumu

Gazeteci olmak ya da olamamak!

Yazının Giriş Tarihi: 27.01.2026 17:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.01.2026 22:33

Osmangazi Belediyesi “Medya Buluşmaları“ adı altında önemli bir etkinliğe imza atıyor.

Yerel ve ulusal ölçekte kamuoyunun gözü, kulağı, sesi olan gazetecileri kentte yaşayanlarla buluşturuyor.

Geçtiğimiz haftanın konuğu usta gazeteci Hüsnü Mahalli’ydi.

Suriye’nin Cerablus Kasabası’nda doğan Hüsnü Mahalli liseyi bitirdikten sonra üniversite eğitimi için Türkiye’ye gelmiş. Geliş o geliş.

Gazetecilik ve halkla ilişkiler lisans, radyo ve televizyon yüksek lisans ve uluslararası ilişkiler dalında doktora eğitimi…

Mürekkep kokusuna 1977’de İsmail Cem’in sahibi olduğu Politika Gazetesi’nde bulaşmış… Aralarında BBC, Deutshce Welle, El-Cezire gibi birçok uluslararası, Arap ve Türk basın yayın kuruluşunda çalışmış. Bu süre içinde tüm bölgesel savaşları izlemiş, birçok ülkeye giderek bu ülkelerin liderleriyle röportajlar yapmış.

Demem o ki Mahalli alanında yetkin bir isim…

Dolayısıyla O’nun mesleki birikim ve deneyimleri değerli ve önemli…

Meslektaşımız Sevda Kurul sordu biz bilgilendik.

Zamanlama hatası mı yoksa toplumsal duyarsızlık mı?

Osmangazi Belediyesi’nin kurumsal ilişkilerini yöneten arkadaşlar olayı irdelemeli…

Başlık “Gazeteci Duruşu”ydu ama koca salonda beş gazeteci, otuz dolayında da izleyici ya vardı ya yoktu…

Gözlerimiz gazeteci meslek örgütlerimizin yöneticilerini de aradı.

Ne yazık ki onlar da yoktu.

Yokluk mesleğin geldiği yeri de aslında çok iyi anlatıyor…

Eee kolay da değil hani gazeteci kılığında gezinenlerin “gazeteci mert ve dürüst olur “ diyen Hüsnü Mahalli’nin sözlerini hazmetmesi…

Çünkü mertlik ve dürüstlük yan yana gelince gazeteci olunuyor.

Mahalli’ye göre gazetecilikte duygusallık ta yok.

“Gazeteciyseniz gazetecisinizdir” diyor ve ekliyor;

“Türk, Arap ve Kürt gazeteci bağlamında baktığınızda böyle bir ayrım yapamazsınız ve yapmamak zorundasınız. Birey olarak bunda bir sorun yoktur; birey olarak ‘Ben Türk’üm, Kürt’üm, Arap’ım’ gibi tercihleriniz olabilir. Ancak meslek anlamında bunu yapamazsınız. Ben bütün savaşlara katıldım, Bosna, Karabağ, Afganistan, Çeçenistan, Irak, İran ve aklınıza gelebilecek bütün savaşlarda gazeteci olarak görev yaptım. BBC’de çalışırken müdür bize şunu söylerdi: ‘Haberde yüzde yüz doğru olmak zorundasınız, yorumda serbestsiniz; çünkü yorum sizin.’ 2003 Amerikan ve İngiliz Irak işgali döneminde bunları yaşadık. Ben bölgeden savaş sırasında canlı yayın yapıyordum. Yayın sırasında BBC’den ‘Amerikan ve İngiliz işgal kuvvetleri’ diye bahsediyordum. Bana hiçbir şey diyemiyorlardı. Müdür bir kez bana ‘Biraz sözlerini yumuşatsan’ diye uyarır gibi oldu. Ben de ‘Hayır, yumuşatamam’ dedim; çünkü işgal kuvvetleri gelmiş, bu ülkeyi işgal ediyorsunuz”

Mertlik ve dürüstlük tek başına yetiyor mu yetmiyor dahası da var.

Mahalli hepimizin bildiği ama uygulamaktan imtina ettiğimiz bir kuralı daha anımsatıyor.

“Bilgiye kaynağında erişilir “ diyor ve

Oturduğu yerden kalemşorluk yapıp ahkam kesenlere önemli bir mesaj veriyor..

Tabi ki anlayana…

“Bilgi havadan ve sudan bulunmaz, yerine giderek bulunur. Hayatında Irak, Suriye ve Karabağ savaşlarına gitmeden, elinde bir sopayla ekrandan anlatmakla bu işler olmaz. Yüzde yüz doğru bilgi gerekir. Bunu yapabiliyorsanız, gazeteci duruşu budur diye düşünüyorum. Türkiye’deki televizyonların hemen hemen hiçbirinin yurt dışında muhabiri yok. Örneğin Orta Doğu’da hiçbir yerde yok; Washington’da ise mecburen koyuyorlar. Buna parası olan televizyonlar da dâhil. Yurt dışında muhabir bulundurmuyorlar. Bu müthiş bir eksikliktir. Amerika’da eğer muhabiriniz yoksa siz ancak ajanslardan gelen haberlerle yetinmek zorunda kalırsınız. Dış politika ve uluslararası ilişkiler bağlamında medyamız sıfırdır. Türkiye’de iyi bir gazeteci dünyayı bilir. Türkiye’yi iyi öğrenmek istiyorsanız, Türkiye’nin diğer ülkelerle ilişkilerini iyi bilmek zorundasınız. Sosyal medyadan iki parça lafla uluslararası anlamda gazetecilik yapılmaz.”

Hazır Hüsnü Mahalli ile buluşunca uzmanlık alanı olan Ortadoğu’ya da değinmeden olmayacaktı.

Çünkü

Ortadoğu kaynayan kazan.

Bölge halkları hem yatay hem de dikey ilişkilerinde ihanet içinde.

Yan yana gelemiyorlar.

Yan yana gelmedikleri gibi birbirlerine her türlü, kötülüğü yapıyorlar.

Kışkırtan ve sürekli kaşıyan da olunca Ortadoğu oluyor kan gölü…

Etnisite…

Dinsel ögeler…

Bölmek parçalamak için en kullanışlı aparatlar…

Para da var işin içinde…

“Çözüm” diye sordum Mahalli’ye…

Dediki “mesele derin.”

“İpucu…”

“Sosyoloji…

Psikoloji…

Kaza kaza ihanetin köküne inelim…

Hastalıklı organı söküp atalım…

Bölgedeki iklimi ılımanlaştıralım…”

Yani

Hacı Bektaş-i Veli’nin dediği gibi;

“Bir olalım iri olalım diri olalım…”

Olabilir mi?

Orta vadede zor…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.