Kökleri derin…
Hedef çok boyutlu…
Yahudi topluluklarının tarih boyunca çevrelerindeki milletlerle yaşadığı çatışmalar Antik çağlardan Roma sürgünlerine, Avrupa’daki dışlanmalardan modern ulus devletlerin kuruluş sancılarına kadar uzanıyor.
Elbette ki Yahudiler zor bir süreçten geçmişler. İtilmişler kakılmışlar.
Ancak bu durum Filistin Halkı’na yapılan zulmü asla haklı göstermez.
Onun için önce,
Filistin-İsrail Savaşı’nın 1948’e dayanan kökleri iyi analiz edilmeli…
Fitil, Birleşmiş Milletler'in 1947'de bölgeyi iki devletli yapıya bölme kararı, ardından 14 Mayıs 1948'de İngiliz mandasının sona ermesi ve İsrail’in bağımsızlık ilan etmesi ile ateşlenmiş.
Toprak mülkiyeti, Kudüs'ün statüsü, mülteci hakları, bağımsızlık iddiaları günümüze dek süregelmiş…
Dünya ticaretine dahası dünya siyasetine yön veren Yahudi kökenli enerji, silah ve ilaç baronları yani Siyonist tacirler her an teyakkuz halindeler…
Durumu kendi çıkarları doğrultusunda okuyan ABD’nin de kışkırtmasıyla bombaların pimi çekiliyor, füzeler ateşleniyor, silahlar kan kusuyor…
Cansız bedenler toprağa düşüyor.
Çocuklardan başlayarak bir bölge halkını yok etmek sonra da hep birlikte mümbit topraklara konarak bölgenin egemeni olmak istiyorlar.
Ortadoğu coğrafyası adeta Yağma Hasan’ın böreği…
Paylaşa paylaşa doyamıyorlar.
Peki, bu pastanın tamamını ABD merkezli güç odakları mı yiyecek?
Rusya seyir mi edecek? Çin kenarda mı bekleyecek?
Özellikle ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşı ve gerilimi çok iyi okumak gerekiyor.
Bu savaş, yalnızca İran’a atılan bombalardan ibaret değil.
Aynı zamanda ABD’nın savaş kabiliyetinin, bölgeyi kontrol etme kapasitesinin, müttefiklerini koruma gücünün ve caydırıcılığının test edildiği bir sahne…
ABD’nın uğradığı itibar ve güven kaybı, Rusya ve Çin’e bekledikleri cesareti verdi.
Çünkü artık mesele şudur:
Amerika gerçekten her yere yetişebilir mi?
Her cepheyi aynı anda yönetebilir mi?
Her müttefikine güvence verebilir mi?
Her düşmanına bedel ödetebilir mi?
Anlaşılan o ki,
İran savaşı bu soruların yanıtını bütün dünyanın gözü önünde tartışmaya açtı.
Rusya da, Çin de ABD’nın sınırlarını gördü. Savaş kapasitesinin nerede zorlandığını, diplomatik itibarının nerede aşındığını, askeri üstünlük söyleminin nerede gerçeğe çarptığını izledi.
ABD/İsrail-İran Savaşı’nı ve küresel etkilerini;
Uluslararası arenada ticaret yaşamını sürdüren, sevgili dostum Sadullah Gencer’le de konuştuk geçenlerde…
Gencer’in dünyanın etkili bir coğrafyasında kurduğu ilişkiler olup biteni daha gerçekçi bir gözle yorumlamasına olanak sağlıyor doğal olarak.
Ona göre;
“Biz de sanıyoruz ki İran Halkı direniyor. Teslim olmuyor. Meseleyi yalnızca İran’ın direnişi ya da İsrail’in saldırganlığı olarak okuyoruz.
Oysa Çin için de Rusya için de İran son stratejik eşiklerden biridir.
İran’ın düşmesi ya da ağır biçimde zayıflaması; Çin’in enerji güvenliğini, Rusya’nın bölgesel nüfuzunu, Asya merkezli güç dengesini ve Hürmüz Boğazı üzerinden kurulan bütün jeopolitik hesabı sarsar. “
Bölgede yaşananlar da Gencer’i haklı çıkarıyor
Rusya da, Çin de Ortadoğu pastasının tamamını ABD’ye bırakmak istemiyorlar.
Irak’la başlayan… Libya’yla devam eden… Suriye’yle hızlanan… Şimdi de hedef tahtasında İran’ın olduğu süreçte;
Hedef su… Hedef petrol… Hedef Hürmüz Boğazı… Hedef enerji yolları… Hedef ticaret koridorları…
Yaser Arafat… Kaddafi… Saddam… Esad… Bir dönem bölgenin kaderini belirleyen isimlerdi.
Kimisi savaşla, kimisi darbeyle, kimisi uluslararası operasyonlarla tasfiye edildi.
Esad yıllarca baskı altında tutuldu. Suriye parçalandı. Irak dağıtıldı. Libya yağmalandı. Filistin ise açık hava mezarlığına çevrildi.
Yahudi lobisi destekli ABD yönetiminin amacı;
İsrail’i Ortadoğu’nun merkez gücü yaparak bölgeyi sürekli kontrol altında tutmak…
Üstelik bunu yalnızca açık savaşlarla değil, örgütlerle, mezhep çatışmalarıyla ve içeriden çökertme yöntemleriyle yürütmek…
“Derenin taşıyla derenin kuşunu vurmak” stratejisiyle de;
Bölgenin insanını bölgenin silahıyla; bölgenin inancını bölgenin öfkesiyle birbirine kırdırmak.
Örnek…
Doğu Perinçek’in kahraman ilan ettiği Hamas’ın 7 Ekim 2023'te başlattığı "Aksa Tufanı" operasyonuyla atılan roket…
Hamas'ın Gazze-İsrail bariyerini aşarak gerçekleştirdiği, İsrail tarihinde en ölümcül gün olarak kaydedilen saldırı savaşın tetikleyici unsuru hatta işaret fişeği…
Sonrasında
Gazze yandı. Lübnan hedef oldu. Suriye yeniden alevlendi. İran sahaya çekildi. Yüz binlerce insan kaybı… Yerinden edilen milyonlarca insan… Yağmalanan kentler… Parçalanan hayatlar…
İran’la ABD-İsrail Savaşı sözde ateşkese rağmen sürerken;
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in davetiyle Trump’ın Çin ziyareti…
Beraberinde de Apple’ın önceki CEO’su Tim Cook ve meşhur Elon Musk ‘la birlikte finans,teknoloji,havacılık ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren şirket temsilcileri…
Gerçi masada ticari işbirliklerinin yanı sıra nadir toprak elementlerinin ABD’ye akışı,Tayvan’a silah satışı gibi konuların görüşüleceği belirtiliyorsa da masanın altında
ABD, Rusya ve Çin arasında
Ortadoğu varlıklarının bölüşülmesi meselesinin yattığı da bir gerçek.

Çin’in ABD’yi daveti yalnızca diplomatik bir temasdan çok “Artık senden korkmuyorum” mesajını vermek için planlanmış ve gerçekleşmiştir.
Günün sonunda da ABD yakın tarihinin en acı diplomatik yenilgisini almıştır.
Çünkü mesele Trump’ın şahsından ziyade ABD’nin temsil ettiği gücün sorgulanmaya başlanmış olmasıdır.
Bir zamanlar dünyaya ayar veren ABD, bugün Çin’in evinde, Rusya’nın gölgesinde, İran savaşının açtığı itibar kaybını tamir etmeye çalışıyor.
Yine de deli sorular aklımı kurcalamaya devam ediyor;
Eğer gerçekten “ateşkes ”ildiyse, İsrail neden durmuyor?
Lübnan’a yönelik saldırılar neden sürüyor?
Gazze neden hâlâ nefes alamıyor?
ABD gerçekten düzen kurucu mu, yoksa artık yangını yönetmeye çalışan yorgun bir güç mü?