“Soğan ekmek yerim yine de aç kalmam…”
Her dönemin genel geçer jargonu…
Çiftçiyi, köylüyü gözeten ve yönlendiren doğru bir tarım politikası uygulanamadığı için de soğanın kilosu 70 lira…
Soğanı ani fiyat artışlarına maruz kaldığı için vurguladım. Diğer sebze ve meyvelerde de durum çok farklı değil…
Söz konusu olan denge gözetmeyen plansız programsız bir üretim…
Hal böyleyken…
Fakire kalan sadece umut…
O da karın doyurmuyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’na göre Temmuz ayı enflasyonu aylık 1,78.
Yıllık ise yüzde 31,75!
DİSK Araştırma Merkezi de, yılın ilk altı ayında enflasyon kaynaklı asgari ücrette yaşanan gerçek kaybı yüzde 20 oranında gerilemeyle 5 bin 576 lira olarak açıklıyor.
Gelir azalıyor, gider artıyor…
Yaman çelişki…
Ekonomik kaygılar sosyal kaygıların önüne geçmişken…
Evdeki yangından bihaber istatistikler açıklayan TÜİK ciddiye alınabilir mi?
Ağzıyla kuş tutsa inandırıcı olabilir mi?
Geniş halk kitlelerini rahatlatmak için;
Ekonomiye yeni bir söz, yeni bir söylem, yeni bir eylem gerekiyor.
Çünkü vahşi kapitalizm kendisini koynunda büyüten demokrasiye yalnız para ile saldırmakla yetinmiyor yanı sıra fırsat alanlarına da geçit vermiyor…
Adına serbest piyasa ekonomisi diyorlar ama girişime açılan kapıları tutmaktan da geri durmuyorlar.
Dolayısıyla günümüzde,
Genç girişimci çoğu kez daha işe başlamadan kendisini yenilmiş hissediyor.
Güçlülerin önceden masa tuttuğu bir lokantada halka “istediğin yere otur” demek gibi bir şey…
Elbette ki,
Üretmek ve büyümek çok değerli…
Ancak,
Hakça bölüşmek koşuluyla…
Büyük sermaye dışarıda ülkenin ekonomik etki alanını büyütmeye, teknolojiye, ihracata, yeni girişimci ortaklıklarına, bölgesel kalkınmaya ve dış pazarlara yönlendirilmeli…
Bir de öz kaynaklar meselesi var… Denetlenmesi gereken…
Su, toprak, enerji, maden, kıyılar, limanlar ve tarım havzaları milletin ortak varlığı…
Özel sektör işletebilir. Yatırım yapabilir. Kâr edebilir. Ama kaynak özel mülkiyete sonsuza kadar devredilemez.
Sermayeyi elinde bulunduran egemenler yarının çocuklarına taşınamaz borç, tükenmiş su, yok edilmiş toprak, kalitesiz eğitim, kapalı piyasa ve çürümüş kurumlar bırakmamalı…
Çünkü demokrasi doğru anlaşıldığında sadece bugünkü çoğunluğun istediği değil aynı zamanda henüz oy kullanamayanların hakkını da koruyan bir yönetim biçimi…
Sağlamak için,
Ekonomiye dair kararlar alınırken fayda zarar analizi yapılmalı…
Gün kurtarılırken yarın küçülüyor mu?
Kaynaklar kimin hakkından eksiliyor?
Alınan imar kararı hangi çocuğun geleceğini daraltıyor?
Siyasal tercihe göre gerçekleşen görevden almalarda liyakat mi sadakat mi esas alınıyor?
İşte bu soruların cesaretle sorulması ve toplumu ikna edecek doğru yanıtların aranması zorunludur.
Gelinen noktada…
Yanlış ve bencilce uygulamalardan kaynaklı olarak geniş halk kitlelerinde sosyo- ekonomik açıdan öfke oluşmuştur.
Olması gereken öfkeyi yeniden yapılanmaya çevirebilmek, akılcı sistem kurmak, yeni yöntemler geliştirmek…
Onun için de…
Israrla barış dili.
Parti sloganlarından daha büyük fikir…
Mahkeme kararlarına sıkışmayan hukuk aklı…
Sermayeyi düşmanlaştırmayan ama toplumu da sermayeye teslim etmeyen bir denge…