Develer tellal, pireler berber iken BUSİAD üç ayda bir dönemin danışmanları ile raporlar sunardı en geniş kitleye…
Kurucu başkan Doğan Ersöz’ün ufku, Prof. Dr. Ali Ceylan’ın girişimleri ve öngörüleriyle hazırlanan raporlar, ekonomiye yön, yönetenlere de mesaj verirdi.
Başkanlığı üstlenen Tuncer Hatunoğlu ve yönetimi de geçmişin uygulamalarını anlamlı bulmuş olmalı ki dört aylık periyodlarla ekonomiyi değerlendirip raporlayacaklar.
Çünkü kurulduğu 1976 yılından bu yana Bursa’nın sadece ekonomisine değil sosyo-kültürel gelişimine de katkı koyan BUSİAD’ın, Hatunoğlu’nun da vurguladığı gibi bir öngörü ve geleceğe ışık tutma işlevi var.
Nitekim ilkini gerçekleştirmek üzere,
Başkan, ekonomi komitesi başkanı ve üyeleri ile Bursa Uludağ Üniversitesi’nden danışman akademisyenler…
Kültürpark’taki BUSİAD Evi’nde hazırladıkları iyi çalışılmış raporlarla hem durum tespiti yapmak, hem sanayiciye öngörülerde bulunmak ve hem de ilgili mercilere mesajlar vermek için buluştular üyelerle…
BUSİAD Ekonomi Danışmanı Bursa Uludağ Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim, BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu’nu sunarken,
Bursa Uludağ Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Özdemir de BUSİAD İktisadi Yönelim Anketi’nde üyelerin verdiği yanıtları daha doğrusu kaygıları açıkladı.
Ama onlardan önce BUSİAD Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Komitesi Başkanı Ali Kerem Alptemoçin,
2020 yılında başlayan pandemiyle birlikte, küresel düzenin; daha karmaşık, daha kırılgan ve aynı zamanda çok daha hızlı tepki veren bir yapıya dönüştüğüne dikkat çekerek söz konusu süreçte yaşanan gelişmelerin yalnızca ekonomik dengeleri değil; toplumların davranış biçimlerini, devletlerin politika tercihlerini ve şirketlerin iş yapma modellerini dönüştürdüğünün altını çizdi.
Alptemoçin’in sözlerinden de, rapordan da, anketten de anlaşıldığı üzere dünyada da, ülkede de, kentte de işler pekiyi değil.
Çünkü özellikle 2026 yılının ilk çeyreğinde;
Küresel ekonomik düzen, eş zamanlı ve birbirini besleyen üç büyük şokla yeniden şekillenmek zorunda kalmış.
Orta Doğu'da patlak veren savaş ve Hürmüz Boğazı krizi…
ABD'nin tarife politikasındaki köklü dönüşüm…
Avrupa'nın ticaret ile sanayi politikasında korumacı bir eksenle yeniden konumlanması…
Derin çöküntüler oluşturan bu üç kırılma Türkiye ekonomisi için hem tarihsel ölçekte risk hem de stratejik fırsat barındıran olağandışı bir konjonktürü de ortaya çıkarmış.
Durumu tespit etmek için yapılan ankete yanıt veren sanayiciler açık yüreklilikle üzerlerinde maliyet baskısı olduğunu söylemişler. Talepte ılımlı bir yavaşlama eğilimi gözlemişler. Üretimin zayıfladığına dikkat çekmişler.
Rapor ise dünyanın da Türkiye’nin de tomografisini çekmiş.
Sonuç çok da umutsuz değil.
Ancak vakit geçirmeden de pansuman yapmak yerine neşteri vurmak gerek.
Rapora göre;
2025 yılı, tekstil ve hazır giyim sektöründe yapısal kırılganlığın derinleştiği bir yıl olmuş.
Kapanan firmaların ve daralan iş hacminin etkisiyle sektördeki istihdam kaybı derinleşmiş.
Yurt içindeki olumsuz faaliyet koşulları, firmaların bir bölümünün üretimlerini yurt dışına kaydırmasına zemin hazırlamış.
Enerji kırılganlığı halen belirleyici risk olmayı sürdürmekte…
Para politikasında hareket alanı daralmaya devam etmekte…
Sektörel görünüm kendi içinde derin bir ayrışma sergilemekte…
Her türlü olumsuzluğa ve ekonomist yöneticilerin “nas nas” politikasına rağmen tünelin ucunda düşük voltajlı da olsa ışık görünmekte…
2026'nın ilk çeyreği, Türkiye ekonomisi açısından risklerin yönetilemez değil, ancak yönetilmesi güç bir boyuta ulaştığı bir eşik niteliği taşımakta…
Ama önce liyakat…
Ama önce bilgi…
Ama önce doğru karar…
Ama önce doğru değerlendirme…
Onun için de Hatunoğlu ve arkadaşları, sorunu ortaya koyuyor, ekonomiyi yalnızca takip eden değil; iş dünyasına yön gösteren, veri üreten, analiz yapan ve ortak akla katkı sağlayan bir yapı olmaya devam edeceklerini belirtiyorlar ve ekliyorlar:
“Önümüzdeki dönemde jeopolitik ve ekonomik dalgalanmaların devam edeceği gerçeğini kabul ederek hareket etmek zorundayız. Özellikle enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke olmamız nedeniyle maliyet baskılarını tamamen kontrol edebilmemiz kolay görünmüyor. Bu nedenle çözüm alanlarımızı; verimlilik, dijital dönüşüm, yeni pazarlar, katma değerli üretim ve rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümler olarak görüyoruz.
İş dünyası olarak bizler; verimliliğimizi artırmaya, yeni pazarlara ulaşmaya, dönüşüm süreçlerine uyum sağlamaya çalışırken; karar vericilerden de özellikle finansmana erişim, yatırım ortamı ve rekabet gücünü destekleyecek düzenlemeler konusunda destek bekliyoruz.”
Söz konusu BUSİAD olunca tespitler ve dile getirilen sorunlar da radikal oluyor.
Soru yanıt bölümünde;
Önceki dönem başkanlarından Celal Beysel iş yaşamı boyunca küçük düşündüğünü belirterek mikroekonominin önemini hatırlatırken, Ali İhsan Yeşilova da enflasyon sorununu bütün dünyanın çözdüğünü ne hikmetse Türk ekonomisinin hala enflasyonla boğuştuğunu dile getirdi.
Ekonomi danışmanları soru(n)lara ve tespitlere dilleri döndüğünce açıklama getirmeye çalıştılar.
Ancak asıl yanıt cumhuriyetin kurulduğu yıllarda gösterdiği bir davranış ile yine ilk ve tek Kurucu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten geldi;

22 Ocak 1936'da Niğdeli manav Durmuş Ali tarafından kesilip
Vali Ziya Tekeli'ye gönderilen faturanın dökümü şöyle:
– Tel ve çiviye verilen: 57 kuruş.
– 6 adet sandığın bedeli: 3 lira 60 kuruş.
– Elmaların istifine ödenen: 75 kuruş.
– Sandıkların İstasyona taşınmaları için hamaliye: 25 kuruş.
– 170 kilo elmanın bedeli: 46 lira 75 kuruş.
– Ankara'ya kadar navlun bedeli: 6 lira 95 kuruş.
– Yekün: 58 lira 87 kuruş.
Sandıklardaki tel ve çiviye kadar bedeli ödenmiş ve belgelenmiş bu elmalar kime gönderilmiş?
Çankaya'ya, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e…
Peki ödemeyi kim yapmış?
Yine Atatürk…
Niğde elmasını çok seven Atatürk, Vali Tekeli'ye parasını göndererek, manavın fatura kesmesini istemiş.
Belgesi de Atatürk arşivinde bugünlere kadar saklanmış.
6 kasa elmaya harcanan paranın hesabını tutan devlet anlayışından, halkın vergisiyle oluşan milyarlarca dolarlık harcamaların akıbetiyle ilgili tüm soruları cevapsız bırakan bir anlayışa…
Enflasyona çözüm de ekonominin mikrosu da ayrıntıda açık ve net görülüyor.
Başka söze gerek var mı?