SON DAKİKA
Hava Durumu

Dünya dönerken insanlık savruluyor mu?

Yazının Giriş Tarihi: 13.09.2026 20:36
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.09.2026 00:24

Üsküdar ve Yüreğir’de gerçekleşen vekil başkanlık seçimleri siyasetin kirli yüzünü bir kez daha gösterdi.

İktidarı elde etmek için bu denli küçülünmeli mi?

Omurga diye bir kemik yapısı var vücudu dik tutmaya yarayan.

Bir kez daha anlaşıldı ki her insanda yok.

Aslında bugün “hep siyaset yazıyorsun diyen arkadaşımın önerisini dikkate alarak içimizi karartan siyasetin sisli puslu havasından kurtulmak üzerine cümleler kurmaktıysa da niyetim…

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” sözünden hareketle

Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananları görmezden gelmek ve suskun kalmak da olmazdı.

Üsküdar malum…

Yüreğir’de ne olmuştu anımsatalım;

Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’nın 21 Nisan’da İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden uzaklaştırılmasının ardından belediye meclisi, başkan vekilini belirlemek üzere toplanmış, ilk seçimde CHP’nin adayı Cafer Boyraz 21 oy alarak başkan vekili seçilmiş, AKP’nin adayı Tarık Özünal ise15 oyda kalmıştı. Sonuca itiraz eden Özünal, seçimin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle yargıya başvurmuştu.

Dosyayı inceleyen Adana 2’nci İdare Mahkemesi, başkan vekilliği seçimine ilişkin yürütmenin durdurulmasına hükmetmiş, seçim 3’üncü turdan itibaren yeniden yapılmış yenilenen seçimde üçüncü turda Tarık Özünal 19 oy, Cafer Boyraz ise 18 oy almıştı. Dördüncü turda ise Boyraz 19 oyla üstünlük sağlarken Özünal 17 oyda kalmıştı. Böylece Cafer Boyraz, ikinci kez Yüreğir Belediye Başkan Vekilliği görevine seçilmişti.

Ancak AKP, yenildiği halde güreşe doymayan pehlivan gibi tekrarlanan seçimin sonucuna da itiraz ederek konuyu yeniden mahkemeye taşımış. İtirazı değerlendiren Adana 2’nci İdare Mahkemesi, verdiği kararla salt çoğunluk sağlanamadığı halde üçüncü turu dikkate alarak Yüreğir Belediye Başkan Vekilliği görevinin AKP’li Tarık Özünal’a geçmesine karar vermişti.

Gemlik Körfez Gazetesi yazarı Kadri Güler’in de köşesinde yer verdiği, benim de içinde olduğum süreçte biz bu filmi 16 yıl önce Gemlik’te gerçekleşen başkan vekilliği seçimlerinde iki kez izlemiştik.

Oyuncular farklı olsa da senaryo yine aynı…

Rüşvet, satın alma, ulufe…

Dün gibi anımsıyorum dönemin Bursa Milletvekili Bülent Arınç’ın kendisine uzatılan mikrofonlara sesini yükselterek “pazara çıkan malın alıcısı olur” deyişini…

Siyaset…

Her ne kadar devlet işlerini düzenleme ve yönetme sanatı ise de gelişimini tamamlayamamış ülkelerde oyun genellikle iktidar lehine sahneye konuyor.

Siyasetin bu denli içimize dek girişinin altında ekonomik kaygılar, kaynakların dağılımı ve gücü ele geçirme düşüncesi egemen kuşkusuz.

Her şey de para ya da iktidar değil ki…

İnsanın özü var.

Duygusu var.

Hayalleri var…

Ama…

Kısır bir döngünün içinde çabalayıp duruyor insanoğlu…

Yaşam çok kısa ve ömürler geçiyor hızlıca oysa…

Onun için…

Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi;

“Bazen, akışına bırakmak gerekir,

Yaprakları, suyu, mevsimleri, olayları, insanları...

Ve bekleyip görmek gerekir sonuçları…”

Lev Tolstoy'un da vurguladığı gibi ;

“Zorlamak bazen çözüm değildir. Ve zorla olan hiçbir şey güzel değildir."

Yaşamın da bir döngüsü var çünkü…

İnsanoğluna düşen öncelikle; toplum için de, kendisi için de iyi davranışlar göstermek…

Saf inanç, sevgi, iyilik ve sadelik içinde yaşamak…

Aslında hayatı değerli kılan; kurulan anlamlı bağlar, iyilik halleri ve tutarlılık değil mi?

Maddi zenginlik geçici, ruhsal olgunluk kalıcıysa, bu sonuç neredeyse her gün binlerce kez kanıtlandıysa ve en güçlü savaşçıların sabır ve zaman olduğu net bir biçimde ortadaysa insanla da doğayla da dalaşmak niye?

Daha dün…

Girne’den kalkan feribotun bakımları doğru yapılsaydı, henüz istim almamışken batar mıydı?

Vicdan cüzdanın önüne geçebilseydi onlarca insan sulara gömülür müydü?

Sözde gelişmiş ama özde hırslarına yenik düşmüş ülkeler doğayla inatlaşmasaydı depremlerde ve son olarak da Nepal ’de yaşanan felaket bu denli büyük hasara yol açar mıydı?

Adına iklim değişikliği denilen teknolojik felaketin yol açtığı yıkımda hiçbir biçimde etkisi olmadığı halde çıkan faturayı can ve mal kayıplarıyla ödemek Nepal Halkı’na mı düşmeliydi?

Tabi ki Ortadoğu

Ya da Amerika Kıtası’nın güneyindeki ülkeler…

Coğrafyaları ve yer altı zenginlikleri nedeniyle dirlik ve düzenlik içinde yaşamayacak mı?

“Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur” diyen Hacı Bektaş Veli’ye kulak vererek;

Savaş yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü temel ilke edinse insan…

Toplumlar da, ülkeler de;

Sosyolojik açıdan da, ekonomik açıdan da, kültürel açıdan da, siyasal açıdan da daha çok gelişip barış ve güven içinde sevgiyle yaşayamaz mı?

O halde bu hırs niye?

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.