SON DAKİKA
Hava Durumu

Basın, bunu da yazın…

Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2026 23:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.04.2026 14:32

Napolyon’un dediği gibi; “Para para para…”

Ya da Nasreddin Hoca’nın veciz sözleriyle;

“Parayı veren düdüğü çalar…”

Adına kapitalizm denilen sömürüye dayalı düzen de, dünyayı eline geçirip istediği gibi at oynatmak isteyen emperyalizm de paradan besleniyor.

Dolayısıyla para vicdanı da, özgürlüğü de, bağımsızlığı da satın alıyor.

Doğal olarak bu durum iktidar-basın ilişkilerinde de kendisini gösteriyor.

Örneğin siyaset erbabınca tırpanlana tırpanlana kuşa dönen 212 sayılı fikir işçileri yasası

Görünür amacı basın emekçilerini yasal güvenceye kavuşturmak ise de nihai hedef başarılı olamasalar da-olası muhalif seslere bir parmak bal çalmak değil miydi?

Benzerini 12 Eylül sonrasında ülke yönetimini dev(i)ralan seçilmiş siyasal otoritenin çok ileri gidenleri de büyük basın organlarına İstanbul’un İkitelli’sinde koca koca arazileri 3 30 paraya tahsis edip kalemleri köreltmemiş miydi?

Aynısı şimdilerde belediyeler üzerinden yürütülüyor.

Gelinen noktada her ne kadar, “basın hürdür sansür edilemez” dense de reklamı bastıran yazıyı yazdırmıyor mu?

Önceki gün Cumhuriyet Halk Partisi Yıldırım İlçe Başkanlığı’nın basınla buluşma toplantısında başkanın serzenişleri ve gösterdiği haklı tavır yukarıdaki yazdıklarımızı birebir doğruluyor.

Belediyelerin ve iş insanlarının oluşturduğu derneklerin basın davetlerinde neredeyse bir gün önceden gidip yer kapan “basın esnafı”nı göremeyince şaşırmadım.

Çünkü orada genellikle içinde “ıvır zıvır”olan bez çanta tutuşturulmayacaktı ellere…

“Kendimizi gösterelim iki satır da lehte yazarsak reklam alırız” beklentisi de yoktu.

İşi gazetecilik olan, kamuoyunu bilgilendirmeyi ilke edinen az sayıda gazeteci arkadaş vardı istişare niteliği taşıyan toplantıda…

Yüksel Baysal, Zafer Opsar, Esat Kaplan, Kemal Çankaya, Sibel Kahraman, Sibel Öztopçu, Burhan Kurtulmuş, Hatice Nur Derya…

Benimle birlikte 9 gazeteciydik.

Çuvaldızı kendimize batırdıktan sonra…

Dönelim CHP Yıldırım İlçe Başkanı Ahmet Keskin’e…

650 bin yurttaşın yaşadığı ilçenin ortak akılla yönetilmesi gerektiğinin altını çizen başkan basınla iletişimini sürdürmek ve sosyal medya aracılığıyla kent halkını bilgilendirmek üzere iletişim ayağını iki genç insan Ayşenur Yurdagül ve Elif Adsız’la güçlendirmiş.

Basınla buluşma da onların özverili çalışmalarıyla gerçekleşmiş.

Keskin ve arkadaşlarının söylem ve eylemlerinden edindiğimiz izlenim;

İlçe örgütü olarak,

Başkan, Cumhuriyet Halk Partili Belediye Meclis Üyeleri ve örgüt yöneticileri Yıldırım’ın tüm sokaklarında dahası evlerinde sorunları yerinde tespit etmek ve çözümler sunmak için siyasal deyimle “saha çalışması” yapıyorlar.

Kentsel dönüşüm değil rantsal dönüşüm konulu eleştirel toplantı, şiddete maruz kalan kadınlar için basın açıklaması, ekonomik adaletsizliğe vurgu yapan halk buluşması, adalet, umut, kadınlar, emek ve halk iradesine dikkat çeken afiş uygulamaları, 10 Kasım’da yazılan mektuplarla Atatürk’ümüzü anma etkinliği gibi 2025-2026 döneminde yapıp ettiklerini “Sahadan sosyal medyaya” başlığı altında toplamışlar.

Yanı sıra;

Parti Grup Başkanı Keskin’in önderliğindeki meclis üyelerince AKP’li Yıldırım Belediyesi’nin çalışmaları da yakından izleniyor.

“Belediye yönetiminin bu yönetim anlayışı ile Yıldırım halkının geleceğini ipotek altına aldığı kanaatindeyiz. Bu nedenlerle 2025 Yılı Denetim Komisyonu Raporu’na katılmıyor, sorumlular hakkında gerekli idari ve adli süreçlerin işletilmesi gerektiğini beyan ederek muhalefet şerhimizi sunuyoruz” diyerek CHP’li üye Bülent Sönmez’in Yıldırım Belediyesi 2025 Mali Yılı Denetim Komisyonu raporuna koyduğu;

Bütçe hazırlama ve uygulama süreçlerinde gerçekçilikten uzaklaşıldığı, tahsilat oranının kabul edilemez seviyede düşük olduğu, yatırım yerine reklam ve tüketime dayalı bir harcama modelinin benimsendiği, ihale yasasının hiçe sayılarak doğrudan temin yolunun suiistimal edildiği ve borçlanma hızının gelir artış hızının çok üzerine çıktığı net bir şekilde görülmüştür biçimindeki şerhleri aksaklıkların ortaya konması açısından önemli…

Mevzu Yıldırım olunca imardan ulaşıma, barınmadan geçime dek sorunlar dağ gibi…

Barınma ve geçim özellikle…

“Evin içine girince gerçek tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne diyor Başkan Keskin ve devam ediyor; “Biz yoksulluğu doğru tespit edemiyormuşuz. Yıldırım’da yoksulluğu sokakta değil evin içine girince çok daha net fark ediyorsunuz.”

Ayrıca yaklaşık bir yıl önce görevi devralan yeni yönetim, partiyi güçlendirmek için örgüte 700 yeni üye katmış ve üye sayısını 6 bin 400’e ulaştırmışlar.

Ancak Bursa’nın seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in gözaltına alındığı 31 Mart'tan itibaren 200 üye istifa etmiş.

Siyasal partilerin asıl işlevinden uzaklaştığına dair çarpıcı bir örnek.

İş bulmak ya da işini gördürmek için yerelde ya da ulusalda iktidar olan partiye yanaşmak…

Feodalizmden kalma sosyolojik bir başka hastalığın teşhisini de Cumhuriyet Halk Partili iki meclis üyesi Emel Duman ve Nimet Yıldız yapmış.

“Eskiden muhtarların telefonlarından uyuyamazdık, Bozbey tutuklandıktan sonra ne arayan var ne soran!..”

Sözün de yazının bittiği yer tam da burası…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.