Hem ağır ekonomik kriz… Hem siyasal kriz…
Kaldırılması güç gibi görünse de dayanışmayla aşılması olanaklı…
Bireysel çabalar yetmez ortaklaşmak ön koşul.
Görünen o ki;
Tehlike giderek büyüyor. Büyütülüyor. Her dönemde var olan işbirlikçiler çanak tutuyor.
Güdümlü ve organize kötüler şeytanın dahi aklına gelmeyecek sinsi ve açık yöntemlerle hız kesmeden hedefine koşuyor.
Zaten;
Türk siyasal yaşamında "yok artık" denilecek niteliksizlikte çok sayıda uygunsuzluk vardı.
Ancak "yargı marifetiyle" alınan ve yan etkileri çok büyük riskler taşıyan son karar hepsinin üzerine tüy dikti.
Kılıçdaroğlu “Mut(lu)lak But-lan!
Amacın ne olduğu net olarak ortaya çıktı.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve dahi muhalif olan tüm güçleri siyaset arenasında etkisizleştirmek, olanaklıysa silmek…
Çünkü Laik, demokratik hukuk devleti ile Atatürk İlke ve Devrim’lerinin yılmaz savunucusu CHP ve Atatürk devrimcileri son kale…
Örgütün tabanı öyle kemikleşmiş ki;
Ne balyozla kırılıyor ne mitralyözle…
Tanklarla toplarla da gelseler bağımsızlık diyor, saltanata karşı çıkıyor.
Cumhuriyet diyor, faşizme direniyor.
Çoğulculuk diyor, otokrasiye karşı duruyor.
Hal böyle olunca toplum mühendisliği yaparak kitleyi bölmek parçalamak kaleyi içeriden yıkmak gerekiyor.
Adım adım butlana gelinen nokta tam da bu düşüncesizliğin net olarak dışa vurumu…
Kemal Kılıçdaroğlu’nu öne sürerek eyleme geçirilmiş hali…
Yüreğinde yurt sevgisi taşıyan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerini içselleştiren partili partisiz tüm yurttaşlara düşen büyük fotoğrafı görmek ve perde perde sahneye konulan oyunun senaryosunu aklıselimle yırtıp atmak.
Önünde sonunda…
Demokratik yöntemlerle sarayın adı da adresi de değişerek Çankaya’ya taşınacak.
Ama on yıl, ama yüz yıl, ama bin yıl…
“Yok, öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak… Unutma, aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak…”
Onun için de;
Yurtsever, devrimci ve laik cumhuriyetçilere düşen; ayrışmadan, bölünmeden yan yana gelmek, omuz omuza mücadele etmek...
Her ne kadar;
Ekranlardan bilinçli ve sistematik olarak yansıtılan;
Aynı mahallenin çocukları arasında yaşanan karşılıklı suçlamalar… Ağır ithamlar… Ses yükselterek öne çıkma çabaları… İtişmeler kakışmalar…
Kılıçdaroğlu’nu kullanarak CHP’yi çok parçalı hale getirmek isteyen sarayın amacına ulaşmaya bir adım kaldığının göstergeleri ise de…
Pablo Neruda’yı saygıyla anarak;
“Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan
Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kırmızı elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de
Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerle.”