Sismik dalgalar, fay düzlemi…
Yırtılma zonu, odak uzaklığı…
Levha tektoniği, geometrik parametre…
Depremlerin ardından bilim insanlarının dilinden saçılan sözcükler…
Tamam, anladık hepsi de deprem terminolojisine dair terimler.
Ancak,
Sevgili kardeşim Jeoloji Mühendisi Zeynep Akiş Serintürk’ün de vurguladığı gibi beni de ilgilendirmiyor ülkemizin dört bir yanında yaşayan yurttaşları da…
Bizi ilgilendiren rant kaygısından arınmış, düzenli yapılaşmış bir kentte,
sağlam zemine inşa edilmiş güvenli bir evde yaşamak…
Ne diyordu deprem baba merhum bilim insanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara;
“Deprem öldürmez bina öldürür.”
Öldürmeyen bina için merkezi yönetime de yerel iradeye de düşen ödevler var:
Doğru planlama…
Sahici denetim…
Kırsaldan kente göçe kesin önlem…
Çünkü bilimle de, afetlerle de kanıtlanmış bir gerçek var.
Ülkemizin konuşlandığı coğrafya sürekli deprem üretiyor.
Memleketim insanı gibi hareketli bir zeminimiz var.
Adapazarı’nda,
Erzincan’da,
Elazığ’da,
Gediz’de,
Hınıs’da,
Varto’da,
Gölcük’de, İzmit’de, Yalova’da, İstanbul Avcılar’da…
Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Osmaniye, Adana, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Malatya, Kilis ve Elazığ’da…
Balıkesir Sındırgı’da…
Büyük depremler yaşandı. Canlar yitti, kentler çöktü…

06 Şubat depremlerinden tam 3 yıl sonra Bursa Belediyeler Birliği’nce düzenlenen İRAP 2027-2032 Çalıştayı’nda ortaya konulan tespitler ve atılacak adımlar önemli…
İRAP, İl Afet Risk Azaltma Planı’nın kısaltılmış hali…
Adından da anlaşılacağı üzere hedef önümüzdeki yıllara yayılan çalışmalarla afet öncesi önlemler alarak riskleri en aza indirmek…
Çalıştayın açılış konuşmasında;
Gerçekleştirilecek uygulamalarla içi doldurulursa şayet,
Küresel çapta değişen dinamiklerin kentleri büyük tehditlerle karşı karşıya bıraktığını vurgulayan Bursa Belediyeler Birliği ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın söyledikleri önemli…
“Çalıştayın amacı şehrin geleceğini daha güvenli temeller üstüne inşa etmek. Günümüzde bu afetlerin hem sayısı hem de sıklığı hızla artmakta; buna bağlı olarak sosyal, ekonomik ve çevresel kayıp risklerimiz her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. İklim değişikliğinin etkisiyle artan seller, heyelanlar, orman yangınları ve depremler gibi doğa olaylarının yanı sıra; sanayi kazaları ve kimyasal sızıntılar gibi insan eliyle tetiklenen riskler de kent yaşamını doğrudan tehdit etmektedir.”
Afetlerle mücadele noktasında sadece olay anına ve sonrasındaki müdahaleye odaklanmanın yanlış olduğuna dikkat çekiyor Başkan Yılmaz…
Ve ekliyor;
“Asıl olan, afetler gerçekleşmeden önce riskleri doğru tespit eden, önceliklendiren ve bu riskleri sistematik olarak azaltmayı hedefleyen bir yönetim anlayışını hayata geçirmektir. Bursa İl Afet Risk Azaltma Planı ilimizin ve ilçelerimizin geleceğini koruma altına alan hayati birer yol haritasıdır. Bilimsel veriler üzerine inşa edilen bu uzun vadeli planlama, Bursa’nın savunma kalkanını oluşturmaktadır. Bursa İl Afet Risk Azaltma Planı kapsamında yürüteceğimiz çalışmalarla; daha güvenli yaşam alanları oluşturmayı, can ve mal kayıplarını en aza indirmeyi, afet bilincini toplumun tüm kesimlerine yaymayı, kamu kaynaklarını daha etkin ve verimli kullanmayı ve kurumlar arası iş birliğini kalıcı hale getirmeyi hedeflemekteyiz.”
Söylem eylemle desteklenirse anlam kazanıyor…
Yoksa ah vah…
Giden canlar, duman tütmeyen ocaklar, yarım kalan hayatlar, sokağa mahkûm edilen insanlar…
İhmaller ve beceriksizlikler yüzünden kalıcı konutlarına kavuşamadıkları için konteyner kentlerde yazın sıcakta kışın soğukta yaşam savaşı verdikleri yetmezmiş gibi bir saray soytarısının hakaretlerine maruz kalan depremzedeler…
6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde;
Tüm depremlerde yiten canları saygıyla anıyor, üzerlerinden onca yıl geçmesine karşın gerekli radikal önlemleri alamadığımız için hayıflanıyor, yerel ve merkezi idarenin akademik odalar ve üniversitelerle işbirliği halinde somut adımlar atmasını ve gerçekçi önlemler almasını diliyoruz.