SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ukrayna'da neler oluyor?

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 28.02.2022 12:40

Haber Güncellenme Tarihi: Yazının Güncellenme Tarihi: 28.02.2022 12:40

Vicdanı olan hangi insan, kanı, gözyaşını, savaşı savunabilir, kim savaşa karşı barışı savunmaz. Ancak, gayet insani olan bu yaklaşım, bizlerin, yaşanan olayları anlamasına yetmiyor.

Konumuz Rusya'nın, Ukrayna'ya saldırısı ve işgali. Gelinen durumu, bu ülkelerin politik, jeopolitik ve tarihsel konumlarını ve sorunun uluslararası boyutlarını irdeleyerek, olayların neden ve nasıllarını sorgulayarak, yapacağımız bir analizle ancak anlayabiliriz.

Peki, Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan sorunun temelinde ne vardır, anlamaya çalışalım.

Bilindiği gibi NATO, sosyalizme karşı kurulmuş bir saldırı örgütüdür. Bunun karşısında, sosyalizmi savunmak amacıyla sosyalist ülkeler, Polonya'nın başkentinde toplanarak, Varşova Paktı'nı oluşturmuşlardı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Varşova Paktı ortadan kalktı. Buna karşılık NATO, varlığını eski Doğu Bloku ülkelerini de içine almak suretiyle, Rusya’ya doğru sürekli genişlemeye devam etti. 

Varşova Paktı dağıldığı ve NATO’nun varoluş nedeni de ortadan kalktığı halde, ABD, NATO'nun varlığını ve NATO'yu genişletme politikalarını sürdürdü. ABD, İngiltere ve Avustralya ile birlikte Çin’e karşı, bir nükleer ittifak olan AUKUS’u devreye soktu. Bunun yanında ABD, yine Çin'e karşı Hindistan, Avustralya ve Japonya ile birlikte, QUAD adıyla bilinen dörtlü ittifakı oluşturdu.

Dünya üzerinde hegemonyasını bir hiper güç olarak devam ettirmek isteyen Amerika Birleşik Devletleri, iktisadi gelişmesiyle kendisini yakalamak üzere olan Çin ve iktisadi ve askeri açıdan gücünü toparlayan Rusya’yı çevreleme politikalarını sürdürdü.

Soğuk savaşın sona ermesinin ardından ABD emperyalizmi, ülkeleri etnik ve dinsel-mezhepsel temelde böldü. Halkları birbirine düşürdü. Ülkeleri kan gölüne çevirdi. Yugoslavya parçalandı. Irak, Suriye, Afganistan ve dünyanın çeşitli bölgelerinde yıllarca sürdürülen işgal ve saldırılarda, neredeyse 2. Dünya Savaşında hayatını kaybedenlerin sayısına yakın insan yaşamını yitirdi.

ABD, Rusya’yı çevrelemek adına her türlü pervasızlığı yaptı. 'Bir saldırı aygıtı' olarak NATO ve ABD emperyalizmi, Avrupa'daki müttefiklerini Rusya’ya karşı hasmane adımlar atmaları için ikna etmeye çalıştı. Askeri güçlerini, Balkanlar’dan Doğu Avrupa’ya, Kafkaslardan Hazar havzasına, Akdeniz’den Karadeniz’e, Yunanistan’dan Bulgaristan’a kadar Rusya’nın çevresinde konuşlandırdı.

ABD ve NATO, Moskova'nın güvenlik taleplerinin ana unsurlarını sürekli görmezden geldi. Yakın zamanda Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD'ye yönelik güvenlik garantileri sözleşmesi, diğer müttefiklerini de kapsayan NATO'ya yönelik olarak da güvenlik anlaşması taslaklarını sundu. Taslakta, NATO'nun, Rusya'yı çevreleyecek şekilde doğuya doğru genişlemeye son vermesi ve eski SSCB topraklarındaki askeri faaliyetlerden vazgeçmesi yer alıyordu. Amerikan yönetimi, Rusya'nın güvenlik endişelerini gidermek şöyle dursun, sürekli olarak sert ekonomik yaptırım ve askeri saldırı tehditlerini savurmaya devam etti.

ABD'nin Gürcistan ve Ukrayna ilgisine gelince; ABD'nin, Karadeniz istediği gibi girebileceği bir deniz olmadığı, ancak uzun zamandır burayı bir 'NATO gölü' haline getirmeye çalıştığı bilinmekteydi. Montrö Sözleşmesi, ABD savaş gemilerinin, Çanakkale ve İstanbul boğazlarından serbestçe Karadeniz'e girmesini engelliyordu. 

ABD, Gürcistan ve Ukrayna'da halkın ülke yönetimlerine olan hoşnutsuzluğunu manipüle ederek sahnelediği 'renkli devrimler' sonunda batı yanlısı yönetimleri işbaşına getirdi. Bu ülkelerin yöneticileri, NATO'ya girmek istediklerini bildirdiler. Böylece Karadeniz’e kıyısı olan bu ülkeler sayesinde ABD savaş gemileri, Karadeniz’de istediği gibi konuşlanabilecek, Rusya'yı karadan ve denizden çevrelemesi tamamlanmış olacaktı. Bu durum Rusya'nın kabul edeceği bir durum değildi. 

Rusya, 2008 yılında yaptığı askeri müdahaleyle, ABD yanlısı Saakaşvili hükümetini işbaşında olduğu Gürcistan'da, şimdilik yalnızca Rusya’nın tanıdığı iki cumhuriyetin ortaya çıkmasını sağladı. Abhazya ve Güney Osetya.

Ukrayna'da, 2014'te seçilmiş yönetimin devrilmesi sonrası, Neo-Nazizm için yaşanan Maydan olayları önemli bir milat oldu. Söz konusu gruplar, Donbass bölgesinde çatışmalara en başından beri 'gönüllü gruplar' olarak katılıyordu. Aynı zamanda başta Azak Taburu ve Sağ Sektör olmak üzere ülkenin önde gelen Neo-Nazileri, eski Ukrayna İçişleri Bakanı Arsen Avakov döneminden bu yana kolluk güçlerine bağlı durumdalar. Dombas'da binlerce sivil, yapılan saldırılar sonucu Neo Nazilerce katledildi. Çeşitli kaynaklar, bugüne kadar katledilen sivil sayısının 2 bin 800 ile 14 bin kişi arasında olduğunu ifade ediyor.

ABD'nin Ukrayna'yı NATO'ya alacağını bildirmesi ve Devlet Başkanı Zelensky'nin batıyı arkasına almış, güçlü bir devlet adamı edasıyla Rusya'ya meydan okuması ve Dombass'a saldırması, Rusya için bardağı taşıran son damla oldu. Zira, aylardır Rusya, gerek ABD'yi, gerekse Ukrayna yönetimini uyarmaktaydı.

Sonuç olarak bugün Rusya önce bağımsızlıklarını ilan eden Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetlerini tanıdı. Ardından, bu bölge yönetimlerinin yardım çağrısıyla Ukrayna’ya saldırı başlattı.

Burada ifade edilmek  istenen, Rusya’nın Ukrayna'ya saldırısının, sayılan gerekçelerle, ne kadar haklı olduğunu anlatmak değildir. Kendisine açık bir saldırı olmadıkça, başka bir ülkeye saldırının mazur görülecek hiç bir yanı yoktur. Ancak, Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan sorunun temelinde Rusya’nın yayılmacı emellerinin yanında, ABD'nin, NATO’yu Rusya'nın dibine kadar sokacak biçimde bu ülkeyi kuşatma politikasının bir sonucu olarak ortaya çıktığını da görmek gerekiyor. Yoksa, oligarkların halkın iliğini emdiği, demokratik hak ve özgürlüklerin bulunmadığı Putin Rusyası'nın yayılmacı emellerini görmemek için kör olmak gerekir.

Amerikan emperyalizmine güvenerek kim onlarla birlikte iş tutmaya kalkmış ise en kritik anda, Amerika emperyalizmi tarafından yalnız bırakılmış ve yıkıma sürüklenmiştir. Bunu yakın çevremizde; Ortadoğu coğrafyasında defalarca gördük. Bugün, Ukrayna rejiminin başına gelen de budur. Bu, Rusya'nın saldırganlığını haklı göstermez. Ancak, bir saldırı ve savaş örgütü olan NATO'yu Rusya'nın dibine kadar sokmaya çalışan Amerikan emperyalizminin ve işbirlikçilerinin dünyayı nasıl bir istikrarsızlığa sürüklediğini ve savaş kışkırtıcılığı yaptığını ortaya koymak gerekiyor.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra üst düzey yöneticiler, devletin elindeki tüm iktisadi varlıklara el koydu. Zenginleşen Berezovsky ve kilit önemdeki oligarklar Putin tarafından desteklendi. Bu sayede başkanlık koltuğuna oturdu. Mart 2000'de düzenlenen seçimlerle de bu görevi pekiştirmiş oldu. 

Batılı emperyalistler, nüfuz alanını genişleterek, SSCB halklarının tüm zenginliklerini adeta yağmaladılar. Putin, Rusya'nın Sovyetler'in dağılmasının ardından ortaya çıkan bu durumu kabul etmedi. Rusya'da ekonomik, siyasi ve askeri durumunu sağlamlaştıran Putin, bağımsızlığını ilan eden eski doğu bloğu ülkelerinin sınırlarını Rusya'nın doğal etki alanı olarak görüyor. Bu ülkelerin NATO kapsamına alınmasını kendi güvenliğine yapılan bir tehdit olarak algılıyor. 

Bugün Ukrayna’da yaşanan savaş, esasen, Rusya’yı çevrelemek isteyen ABD ile eski Sovyetler Birliği sınırlarını kendisinin doğal sınırı kabul eden yeni 'Rus Çarı' Putin'in devlet başkanlığını yaptığı Rusya arasındaki bilek güreşinden başka bir şey değildir.

Emperyalistler, nüfuz alanlarını koruma ya da genişletme savaşı sürdürürken, en büyük eziyet ve kayıpları, istemedikleri ve kendilerinin çıkarmadığı bir savaşın ortasında kalan halklar çekmektedir.

Emperyalist ülkeler, halkları birbirine kırdırıyor, çıkarttıkları savaşlar sonucunda silah sanayileri çalışıyor ve silah satarak, halkların kanı üzerinden para kazanıyorlar.

Vicdanlı insanların yapması gereken, bir yandan olayların sebeplerini doğru biçimde kavramaya çalışırken, emperyalist imparatorluklardan her hangi birinin tarafını tutmak değil; emperyalist saldırganlığı ve masum insanların hayatlarını kaybetmesine yol açan Rusya’nın bu saldırganlığını telin etmek ve "savaşa hayır!" diyebilmektir.

Yani, bizlere düşen, aynı anda "ne Rusya, ne ABD", "kahrolsun ABD ve Rusya emperyalizmi!" diyebilmektir.