Tereyağından kıl çeker gibi olmayacak!

Güner DEMİRCİ 10 Ekim 2021 Pazar, 21:11

Kamuoyu araştırmacılarının yayımladıkları anket sonuçlarına göre AKP iktidarına olan desteğin her geçen gün biraz daha azaldığı görülmektedir.

Yaşanan ekonomik kriz, -şimdiye kadar iktidardan nemalanan kesimler dahil- toplumun bütün kesimlerini derinden etkilemektedir.

Cumhur İttifakının estirdiği şiddet ve baskılar, hamasi ırkçı-milliyetçi söylemler ve din istismarı, krizden etkilenmekte olan ve AKP'ye oy veren kesimlerin, bu partiden -yavaşta olsa- istikrarlı bir biçimde kopuşunu engellemiyor.

AKP iktidarının, ekonominin gidişatını düzeltebileceği pek de olası gözükmüyor. Ekonomik koşulların bu şekilde devam etmesi halinde, yapılacak ilk seçimde gidici olduğunu görüyor. Bu durum Cumhur İttifakı mensuplarının daha sivri bir dil kullanmaları ve agresif bir tutum sergilemelerine yol açıyor.

Demokratik yollarla iktidara gelen AKP,  hiç bir şekilde iktidarı bırakmak istemiyor. Bunun için her şeyi göze almış durumda. Yapılan seçim hileleri, Anayasa referandumunda, kanunun açık hükmüne rağmen mühürsüz oyların kabulü ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin, YSK marifetiyle iptal edilmesiyle bunu defalarca göstermiştir.

7 Haziran 2015'teki genel seçimde kaybettikleri iktidarı bırakmamakl için ana muhalefet partisine hükümeti kurma görevi bile verilmemiş, seçimleri yenileme kararı alınmış ve ülke yüzlerce yurttaşın hayatını kaybetmesine yol açan terör eylemleriyle şiddet ortamına sürüklenmiştir. Bu koşullarda, 1 Kasım 2015'te yenilenen genel seçimleri AKP 'tekrar kazanmıştır'.

AKP'nin, 20 Temmuz 2016'daki olağanüstü hâl ilânı, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanması (tek adam yönetimine geçiş), TBMM'nin fiilen devre dışı bırakılarak, ülkenin KHK'lerle idare edilmesi, mevcut anayasa hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması ve laiklik ilkesinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen yeni anayasa girişimleri, siyasal İslamcı yeni rejimi tahkim etme ve kalıcılaştırma gayretleridir.

Bir şehit cenazesinde, devletin en üst düzey yöneticilerinin bulunduğu ve güvenliğin en yüksek düzeyde olduğu ortamda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik linç girişimi başta olmak üzere, muhalif kesimler, uzun zamandan beri organize şekilde hareket ettikleri anlaşılan bir 'suç örgütü'nün terörüne hedef olmaktadır. Anlaşılıyor ki Cumhur İttifakı bloğu, iktidarını kalıcılaştırmak için 'gözünü karartmış', deyim yerindeyse 'gemileri yakmış durumdadır.

AKP, iktidarı kaybetmesi halinde, sadece 19 yıldır sürdürdüğü hukuksuzluk ve yolsuzlukların hesabının sorulmasından korkmuyor, aynı zamanda ve esas olarak siyasal İslamcı yeni rejimin kuruluşunu tamamlamak istiyor. Bu nedenle AKP, ne pahasına olursa olsun, iktidarı bırakmaya niyeti yok. Bu durum, şimdiye kadar bizim de yazılarımızda yer verdiğimiz gibi birçok yazar, siyasetçi tarafından da ifade edilmiştir. Son olarak Kemal Kılıçdaroğlu, "Çok daha sert bir ortamda siyaset yapmayı nasıl sağlayabiliriz, onun arayışına girecektir ama ben şundan eminim, eğer belli gruplar ellerine silah alıp belli kişileri öldürme yoluna gitmezlerse bir gerilim olmaz. Umarım öyle bir tablo da Türkiye'de yaşanmaz. Siyasi cinayetler. Böyle kaygılarım var. Erdoğan'ın bizzat kendi ifadeleridir. 'Dur bakalım daha başınıza neler gelecek' dedi. Ülkeyi yöneten ve devletin bütün güçleri elinde olan bir insan bunu söylüyorsa, çok tehlikeli bir cümle. Açıkça tehdit ediyor. Erdoğan iktidardan gitmemek için her yolu deneyecektir" ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu ifadeleri, durumun vahametini göstermektedir. "... ama ben şundan eminim, eğer belli gruplar ellerine silah alıp belli kişileri öldürme yoluna gitmezlerse bir gerilim olmaz" şeklindeki ifadeleri ise, siyasi iktidarı yasadışı bir eyleme girişmemesi hususunda uyarmasının yanısıra, demokratik meşruiyet içerisinde buna karşı durulacağını ifade etmesi ve toplumu buna hazırlaması açısından da çok önemlidir.

Şunu biliyoruz. Doğru bir liderlikle örgütlenmiş ve bilinçlendirilmiş demokratik toplumun mücadelesi karşısında, seçimi kaybetmiş hiç bir iktidar gücü, yasa dışı yollarla dirense bile iktidarı vermemesi diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak, bu devir teslim işlemi öyle anlaşılıyor ki, "tereyağından kıl çeker gibi" olmayacaktır. Bu yüzden muhalefetin, seçim güvenliği dahil, gerekli çalışmaları yapması ve "seçimi nasıl olsa kaybedecekler" diye rehavete kapılmaması gerekir.

Sorun, sadece siyasi iktidarın devralınması sorunu değildir. Muhalefetin kuracağı hükümeti de çalıştırmamak için de ellerinden geleni yapacaklarının bilinmesi lazım. Belli kesimlerin, şeriatçı örgütlerin terör eylemleri olmak üzere, her türlü nümayiş ve provokasyonlara girişebileceklerini öngörmek zor değil.

Bu tür provokasyonları önlemenin yolu, sadece sağ kesimlerle yapılan bir ittifakla değil, aynı zamanda Kürtler, sol kesimler ve Aleviler vb. gibi toplumun en geniş kesimlerinin ortak taleplerinin belirleyici olduğu, güçlü bir "Demokrasi İttifakı'nı oluşturmaktan geçmektedir.

Kendi aralarında ortak bir zeminde buluşamamış, birlik sağlayamamış ve diğerini "öteki" olarak gören bir muhalefetin ne şimdi, ne de iktidara geldikten sonra başarılı olma şansı yoktur.