SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Siyasi körlüğün, öngörüsüzlüğün ve ihanetin bedeli çok ağır oldu!

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 16.04.2021 23:21

Sivil siyasetin üstünden Silahlı Kuvvetler ile yargının vesayetini kaldıracak ve ülkeyi demokratikleştirecekti...

Yolsuzluğu, yoksulluğu önleyecek, yasaklara son verecekti. Ekonomiyi şaha kaldıracak, adil bir gelir dağılımıyla sosyal adaleti sağlayacaktı...

Kürt sorununu çözecek, ülkeyi iç barışa kavuşturacaktı. Kimsenin inancına karışmayacak, yaşam biçimine müdahale etmeyecekti. Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkartacaktı. Böylece hepimiz özgür ve müreffeh bir ülkede huzur içinde yaşayacaktık...

Amerikancı siyasal İslamcılar, Sağ ve Sol liberaller, "dönek solcular", Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve PKK'nin de içinde olduğu çeşitli çevreler 2001 yılında, "milli görüş gömleğini çıkardık" diyerek siyaset sahnesine çıkartılan AKP'yi, topluma işte böyle takdim etmişlerdi.

Bu çevreler, AKP'yi, Kemalist statükoyu yıkan, Kürt sorununu çözebilecek tek aktör ilan etmişti. Fethullah Gülen'e, AKP'li bazı bakanlara, MİT Müsteşarına övgüler dizilmiş, Nevruzlarda İslam kardeşliği vurguları yapılmış, İslamın birleştiriciliğinden dem vurulmuştu.

Darbelerden, hukuksuzluktan en çok canı yanmış olan bu ülkenin aydınları, solcuları ve devrimcileri AKP'den demokrasi beklemenin en hafif deyimle saflık olduğunu, "çözüm süreci" diye adlandırılan süreci, AKP'nin iktidarını güçlendirmek için bir araç olarak kullandığını, askeri vesayeti kaldırma bahanesiyle, FETÖ ile birlikte yürütülen operasyonlarla laik Cumhuriyetin altını oymayı amaçladıklarını adeta haykırdılar.

Ne var ki AKP'yi destekleyen bu kesimler, yapılan bütün uyarılara kulaklarını tıkadılar. Ülkenin aydınlarını, solcularını, devrimcilerini, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve bazı sol partileri "vesayetçi", "ulusalcı", "statükocu" ve "darbeci" ilan ederek hedef tahtasına koydular. Böylece, siyasal İslamcı AKP iktidarına tek başına asla elde edemeyeceği meşruiyeti,altın bir tepsi içinde hediye ettiler.

"Yetmez ama evet"çi sol ve liberallerin "evet" oyu kullandığı, Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) ise boykot ettiği referandumla kabul edilen 2010 anayasa değişikliği ile bugüne gelen yolun taşları döşendi. Yargıda AKP ve cemaat kadrolaşmasının yolu açıldı.

Fethullahçı terör örgütüyle iş birliği yapan, iktidarına destek verilmesi karşılığında liderine, Amerika Birleşik Devletleri'nin Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığı görevi verilen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), iktidarda olduğu 19 yılın sonunda ülkeyi nereden-nereye getirdi, bazılarına başlıklar halinde değinelim:

- Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kanun çıkarma, yürütme organını denetleme, Milletlerarası Antlaşmaları Uygun Bulma, yasama ve bütçe yapma, gibi görevleri fiilen elinden alındı. Meclis işlevsizleştirildi, ülke "gece yarısı" kararnameleriyle idare edilmeye başlandı.

- Yargı bağımsızlığı tamamen yok edilerek, adına "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" denilen yürütme erkinin emrine sokuldu. Yargılama faaliyeti, siyasi iktidarın elinde muhalefetin sesini susturacak için bir sopaya dönüştü.

- Demokratik hak ve özgürlükler ortadan kaldırıldı. Düşünce ve ifade özgürlüğü yok edildi. Yurttaşların toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı, örgütlenme, sendikalaşma, hak arama ve grev yapma hakları ellerinden alındı.

- İmam Hatip okullarıyla, diğer eğitim ve öğretim kurumları ve müfredatıyla, eğitim ve öğretim dinselleştirildi. Devletin tüm kurumları tarikat ve cemaatlerin kontrolüne girdi.

- Kutuplaştırıcı ve baskıcı bir siyasetle ülke adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürüldü. İnsanların can ve mal güvenliği kalmadı. Ülkede "mafya, tarikat ve siyaset" üçgeni olarak tarif edilen ilişkiler içinde, "karanlık güçlerin" kirli senaryoları yeniden sahnelenmeye başlandı.

Sonuç olarak; Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı yürütülen bağımsızlık savaşının ardından 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan (İslamcıların '100 yıllık parantez arası' dediği) çağdaş, laik Türkiye Cumhuriyeti fiilen ortadan kaldırıldı. Siyasi iktidarın yürürlükte olan anayasayı tanımadığı, tek adam idaresinin geçerli olduğu 'yeni sultanlık' (neopatrimonyal) rejime geçildi. AKP liderinin, "amaca ulaşmak için binilen" bir trene benzettiği demokrasi, fiilen sona erdi ve 'Laik Cumhuriyet Treni' hangara çekildi!

İşte, sağ ve sol liberaller ve dönek solcular tarafından, sivil siyasetin üstünden Silahlı Kuvvetler ile yargının vesayetinin kaldıracağı ve Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne taşıyacağı savunulan ve sınırsız iç ve destekle iktidara taşınan AKP rejiminin ülkeyi getirdiği son nokta budur.

Sol liberaller, ülkemizin düşünce yaşamına çok büyük zarar verdiler. Sol liberalizmin yanıldığı veya bilerek çarpıttığı konuların başında, demokratikleşme sorunlarının çözüme kavuşturulmasında siyasal İslamcılara biçtikleri rol ve tarihi yorumlamadaki çarpık bakış açısı gelmektedir.

Ürettikleri, 'özgürlüklükçü sol', 'radikal demokrasi', 'laikçilik', 'özgürlükçü laiklik' ve benzeri kavramlarla dikkatleri, emperyalizmden, demokrasinin olmazsa olmazı laiklikten, sınıf çelilşkilerinden ve burjuva sınıf egemenliğinin (kapitalizm) yarattığı sorunlardan başka yönlere çektiler. Yurttaşların dinsel, mezhepsel ve etnik kimlik sorunlarını bir demokrasi sorunu olarak görmek yerine, kimlikleri siyasi mücadelenin esası ve tek amacı haline getirdiler. Kimlikler temelinde yapılan siyasetle toplumu kabaca Müslüman olanlar-olmayanlar, Aleviler-Sunniler, Türkler-Kürtler vb. gibi dinsel ve etnik temelde ayrıştırdılar.

Gelinen noktada, çözüm sürecinin bir 'yıkım'la sonuçlanması ve ülkenin 'tek adam'cı sisteme dayanan otoriter bir yönetime evrilmesiyle 'Kürt siyaseti', AKP'den yollarını ayırmıştır. Ancak bugüne kadar ne sorunun tanımlanması, ne de çözümü konusunda eskisinden farklı net bir siyasi çizgi ortaya koyabilmiş değildir.

AB ve ABD'ci sözüm ona özgürlükçü sol liberaller şimdi de CHP içinde etkinlik kurmaya; CHP'yi sol, sosyal demokrat değerlerden (tabii ne kadar kaldıysa) uzaklaştırmaya, daha sağa yanaştırmaya çalışıyorlar. Bu konuda hayli başarı elde ettikleri söylenebilir.

Daha dün siyasal İslamcılara demokrasi misyonu biçerek AKP'yi destekleyen kendileri değilmiş gibi internet sitelerindeki köşelerinden muhalefeti, Cumhuriyet değerlerini savunarak Ergenekoncu ve ulusalcılarla aynı çizgiye düşmemeleri hususunda ikaz ediyorlar.

Vesayeti kaldırma adına siyasal İslamcılara verilen destek nedeniyle kendilerine yönelik eleştirilere yanıtları ise oldukça pişkincedir. AKP'nin başlangıçtaki siyasi tutumu böyle değilmiş. Ergenekoncuların devlete yeniden hakim olmasıyla durum değişmiş. Dolayısıyla o süreçte söylenen ve savunulan görüşlerinin hepsi doğruymuş, vb...

Bunlara göre Saray iktidarı hala kendi irade ve inisiyatifiyle hareket edecek konumda ve güçte değildir. Hukuksuzluklar, AKP iktidarını kontrolü altına almış olan MHP ve Ergenekoncu çevrelerden kaynaklanmaktadır.

Anlayamadıkları ya da anlamak istemedikleri şey, parti devleti haline getirilmiş olan T.C. devletinin tek hakimi olarak Saray iktidarı, yaptıklarını bilerek ve isteyerek kendi inisiyatifi ile yapmakta olduğudur. Amaca ulaşmak için gittiği yolda kime ihtiyacı olursa onu kullanıyor, ihtiyaç kalmayınca fırlatıp atıyor. Çeyrek asra yakın bir düredir iktidar olan AKP'nin tarihi, bunun örnekleriyle doludur.

'Kemalist Cumhuriyet' karşıtı kim varsa baş tacı yapanların, AKP'nin gözünde artık hiç bir kıymeti kalmamıştır. AKP, kullanım süreleri dolan diğer destekçileri gibi, bunların da bazılarını cazaevine göndermiş, diğerlerini de bir mendil gibi buruşturarak 'çöp sepetine' atmıştır.

'Yetmez ama evet'çi sağ ve sol liberallerin, 'dönek' solcuların, ve 'boykotçu' Kürt siyasetçilerin, ayırım yapmadan sergiledikleri Kemalizm düşmanlığı gözlerini öylesine kör etmiştir ki, siyasi körlüklerinin, öngörüsüzlük ve ihanetlerinin ülkeye bedeli çok ağır oldu.

Emperyalizmin sadık hizmetçisi siyasal İslamcı bir partiden, vesayeti ortadan kaldırma ve ülkeyi demokratikleşme adımları beklerken, Anayasasına göre laik, demokratik demokratik sosyal hukuk deveti olan T.C.'nin,güçler ayrılığı prensibine dayalı parlementer rejimi sonlandırıldı.

Cumhuriyetle birlikte ağır bedeller ödeyerek elde edilen özgür birey ve eşit yurttaş olma hakkı, kadın erkek eşitliği gibi neredeyse bütün demokratik hak ve özgürlükler yurttaşların elinden alındı.