Koronavirüs Allah'ın bir lütfu mu?!

Güner DEMİRCİ 13 Mayıs 2021 Perşembe, 08:10

Tüm dünya yaklaşık 1,5 yıldır yeni koronavirüs (Covid-19) illetiyle baş etmeye çalışıyor.

Almanya, Amerika, Çin, İngiltere ve Rusya'daki ilaç firmaları kısa sayılabilecek bir zaman zarfında virüse karşı aşı geliştirdi. Geliştirilen aşılarla, aşılanmak suretiyle virüse karşı toplumun bağışıklık kazanması hedefleniyor.

Gelişmiş ülkelerde devlet, yeterli miktarda aşı tedarik ederek çok sayıda yurttaşını aşılarken, 'gelişmemiş', ya da 'az gelişmiş' ülkelerin yurttaşları yeterli önlemlerin alınmaması, bütçelerinin yetersizliği ve aşı tedarikinde yaşadıkları sorunlar nedeniyle virüsün pençesinde kıvranıyorlar.

Ne yazık ki bizim gibi ülkelerde salgın, sadece emekçilerin ve yoksulların geniş ölçüde etkilendiği bir hastalık haline gelmiştir. Ülkemizde virüs salgını yayılmaya devam etmektedir. Kısmi kapanmalarla nispi kontrol sağlanırken, kontrolsüz ve kuralsız açılmalar yüzünden salgın yeniden tırmanışa geçiyor.

Resmi rakamlara göre her gün yaklaşık 300 civarında canımızı kaybediyoruz. Ne yazık ki, duyarlılık köreltilince çoğu zaman ölümler kanıksanıyor ve ifade edilen sayılar sadece bir rakamdan ibaret kalıyor. Kaybedilen her bir kişinin bir anne, bir baba, bir evlât ve bir eş olduğu dikkatlerden kaçıyor. Elbette "ateş düştüğü yeri yakıyor". Yakınlarını kaybeden insanlar cenazelerini sessiz sedasız sadece birkaç kişi ile toprağa veriyor ve kederiyle baş başa kalıyorlar.

İyi günde, kötü günde birlikte olmak, acımızı, sevincimizi paylaşmak toplumumuzun en güzel hasletlerinden birisidir. Ne var ki, ne cenaze törenine katılarak, ne de evlerde ziyaret ederek dostlarımızın acısını paylaşabiliyoruz.

AKP iktidarı, ülkemizde pandemiyi etkili ve doğru bir şekilde yönetemedi. Pandeminin başından itibaren maske dağıtımından tutun, aşı teminine kadar virüsün yayılmasına karşı önlemleri almada beceriksizce hareket etti ve yetersiz kaldı. Sosyal desteklerle zamanında 'tam kapanma' uygulayarak virüsün yayılmasına karşı gerekli tedbirleri uygulamadı. Ekonomide yaşanan sorunları bahane ederek, büyük sermaye şirketlerin çıkarlarını önceledi. Pandemiye karşı mücadelede konunun uzmanları, TTB başta olmak üzere hekim örgütleri, bilim insanları ne diyorsa adeta tam tersini yaptı.

Hükümet açısından "ekonominin çarkları" dönsün de ne olursa olsun... AKP Genel Başkanı, "Pandemide ABD, Çin, AB ekonomileri çökecek ama Türkiye, pandemiden güçlenerek çıkacak" diyordu. Ama öyle olmadı. Türkiye halkı perişan oldu. Bu süreçten güçlenerek çıkan sadece karlarını düşünen sermaye şirketleri oldu.

Saray yönetimi salgını önlemek şöyle dursun; ekonomik krizin ve pandeminin yol açtığı yıkımın faturasını halka çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır. Pandemi döneminde orta sınıf neredeyse yok olurken, geniş halk yığınları yoksulluk altında inim inim inlemektedir. İşsizlik ve yoksulluk nedeniyle sık sık intiharlar yaşanmaktadır.

Pandemiyi fırsata dönüştüren büyük şirketler, devletin her türlü desteği sayesinde kârlarını kat kat artırmışlardır. DİSK-AR'ın bildirdiğine göre, sadece "Nisan 2020-Nisan2021 arasında salgın kapsamında İşsizlik Sigortası Fonu'ndan işverenlere 22,6 milyar TL teşvik ve destek ödemesi ile işbaşı eğitim desteği" yapılmıştır.

AKP iktidarının kadroları iktidarını güçlendirmek için bu gibi krizleri fırsata çevirmede oldukça maharetlidir.

2001 yılındaki ülkenin içine düşürüldüğü iktisadi kriz ortamını, 15 Temmuz FETÖ'cü darbe girişimini iktidarı yararına kullanmayı çok iyi becermişti. Fetullahçı darbe girişimi için zamanın Başbakanı: "Eninde sonunda şu anda bu hareket, Allah'ın bize büyük bir lütfudur", ifadelerini kullanmıştı. Şimdi saray iktidarının pandemi yasaklarını nasıl fırsata çevirdiğinebir bakalım:

- Pandemi yasakları gereği muhalefetin, demokratik kitle örgütlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasak; İktidar yanlısı ırkçı milliyetçilerin ve İslamcı militanların çağrısıyla binlerce taraftarın sloganlar ve tekbirler eşliğinde gösteri yapmaları serbest.

- Yine pandemi yasakları nedeniyle muhalefete bildiri, döviz ve pankart açmaları yasak; Cumhur ittifakının her türlü propaganda araçlarını kullanmaları serbest.

- Pandemi kısıtlamları nedeniyle muhalefet partilerinin toplantıları, geniş katılımlı kongre yapmaları yasak; İktidar partilerinin toplantılarına, kongrelerine binlerce kişinin kuralları çiğneyerek katılmaları serbest.

- Sıradan yurttaşların cenazelerine 30 kişinin üzerinde katılımları yasak; Cumhur İttifakı yakınlarının, nüfuzlu kişilerin veya tarikat liderlerinin cenazelerine binlerce kişinin katılması serbest.

-  Pandemi yasağıyla bir alakası olmadığı halde marketlerde, tekel büfelerinde içki satışı yasak; uluslararası sigara tekellerinin isteği doğrultusunda, virüse yakalanması halinde kişinin ölüm riskini  artıran sigaranın satışı serbest.

- Doğasını, çevresini, köylerini talan edenlere karşıyöre halkının toprağına, yurduna sahip çıkması yasak; ancak büyük sermaye şirketlerin doğayı katleden her türlü faaliyeti serbest.

-  İşçilerin haklarını elde etmek için grev yapmaları 8 Mart'ta ve 1 Mayıs'ta Kadınlar Günü ve İşçi Bayramı'nı kutlamaları yasak; ancak, işçilerin dip, dibe araçlarla işe gitmeleri ve çalışmaları zorunlu.

Sözün kısası pandemi yasakları öncesi ve sonrası, AKP iktidarına yararına olan -meşru, gayrimeşru- her şey serbest, toplumun diğer kesimlerine yarayacak her türlü yasal fiiller yasak kapsamındadır. Salgın artıyormuş, insanlar ölüyormuş bunların umurunda değil.

Saray yönetimi pandemiyi de "Allah'ın bir lütfu" olarak değerlendiriyor mu, bilmiyoruz ama; pandemiyi, ideolojik ajandasını uygulamak için bir fırsata dönüştürdüğü gayet açık. Bunun yanı sıra, pandemi yasakları bahane edilerek toplumsal muhalefet güçlerinin, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin hak arama mücadelesinin önü kesilmek istendiği de ortada.

AKP iktidarı, daha önceki krizlerde olduğu gibi, pandemiyi de fırsata çevirmiştir. Ülkede ilan edilmemiş bir "olağan üstü hal" uygulanmaktadır. Salgın sürecinde çıkarılan genelgeler ve KHK'ler ile alınan geçici kararların kalıcılaşması söz konusudur.

Öyleyse, madem şimdiye kadar AKP iktidarı, iktidarını tahkim etmek ve Siyasal İslamcı ajandasını uygulamak için ekonomik krizleri, FETÖ'cü darbe girişimini ve salgın felaketini bile fırsata dönüştürmüştür; o zaman, rejimin ülkede yarattığı tahribattan ve pandemi yönetimindeki beceriksizliğinden kaynaklanan iktisadi, sosyal ve siyasal krizi, şimdi de demokrasi güçlerinin fırsata çevirme olanağı doğmuştur.

Türkiye'nin önündeki on yıllarını esir alacak 'tek adam'cı otoriter yönetime, meşru sınırlar içinde son vermek için demokratik muhalefetin biraraya gelmesinin tam zamanıdır.

Muhalefet partilerin programlarındaki maksimal hedeflerini arka plana iterek, ittifak masasına daha güçlü olarak oturma adına yapılan popülist (halk yardakçısı) söylemleri bir tarafa bırakmaları gerekiyor.

Şimdi, halkımızın sağlığı, mutluluğu için, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni daha ileri ve daha güçlü olarak yeniden inşa etmek için harekete geçme zamanı.

Şimdi laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkeleri asgari müştereğinde 'demokrasi İttifakı' oluşturmanın tam zamanı.

Zaman kısalıyor, çember daralıyor. Öyleyse, 'tek adam'cı saray rejimine karşı 'demokrasi ittifakı' için bir araya gelmek, şimdi değilse ne zaman?