SON DAKİKA
Hava Durumu

Kapitalizm, emperyalizm ve insan

Yazının Giriş Tarihi: 06.03.2026 19:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.03.2026 19:56

Bugün dünyada kurulan düzenin insan için mi, yoksa insanın bu düzen için mi var olduğu sorusu her zamankinden daha yakıcıdır.

Teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği, üretim kapasitesinin tarihte hiç olmadığı kadar arttığı bir çağda yaşıyoruz. Buna rağmen milyarlarca insan yoksulluk içinde yaşamaya devam ediyor. Savaşlar bitmiyor, göçler durmuyor, toplumlar derin eşitsizliklerle bölünüyor. Peki bu çelişkinin sebebi nedir?

Bu soruya cevap arayanlardan biri de Karl Marx’tır. Marx’a göre kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan ve insan emeğini bir meta haline getiren bir sistemdir. Bu düzende insan, üretimin öznesi olmaktan giderek uzaklaşır; emeği alınıp satılan bir mala dönüşür. Üretimin amacı insanın ihtiyaçlarını karşılamak değil, sermayenin büyümesidir. Böyle olunca da insanın değeri, insan olmasından değil, piyasadaki karşılığından ölçülmeye başlanır.

Kapitalizmin eleştirilebilecek bir diğer boyutu ise onun insan haklarına yaklaşımıdır. Avrupa’da kapitalizmin erken dönemlerinde işçilerin hakları neredeyse yoktu; günde 14–16 saat çalışıyor, çocuklar fabrikalarda çalıştırılıyor, sendikalar yasaklıydı. Bugün bazı sosyal haklar ve sendika hakları varmış gibi görünse de bunlar kapitalizm tarafından otomatik olarak verilmiş değildir. Tersine, bunlar işçilerin yıllar süren mücadeleleri, grevleri ve bedelleri sonucunda kazanılmış haklardır. Kapitalizm, kendi başına insanileşmez; onu sınırlayan ve dengeleyen şey toplumsal mücadelelerdir.

Kapitalizm yalnızca kendi sınırları içinde kalmaz. Genişlemek zorundadır. Yeni pazarlar, yeni hammaddeler, yeni ucuz işgücü arar. Bu noktada karşımıza emperyalizm çıkar. Nitekim Vladimir Lenin emperyalizmi kapitalizmin ulaştığı en yüksek aşama olarak tanımlar. Sermaye artık yalnızca ulusal sınırlar içinde hareket etmez; dünya ölçeğinde yayılmaya çalışır. Bu yayılma çoğu zaman ekonomik baskı, siyasi müdahale ve kimi zaman da doğrudan savaşlar yoluyla gerçekleşir.

Tarih boyunca emperyalist güçler, sömürge halklarından insan haklarına uymayan bir biçimde yararlanmış, yer altı ve yer üstü kaynaklarını ülkelerine aktararak refahlarını inşa etmiştir. Afrika’da kauçuk ve maden için zorla çalıştırma, Hindistan’da ağır vergi ve kaynak aktarımı, Latin Amerika’da şirket egemenliği buna örnek olarak gösterilebilir. Modern savaşlarda kullanılan “zayiat” dili de aynı mantığın bir yansımasıdır: İnsan bir hayat olmaktan çıkar, istatistik haline gelir. Kapitalizmin ve emperyalizmin merkezinde insan, çoğu zaman araçsallaştırılan bir unsurdır.

İşte emperyalizm karşımızda, canlı bir şekilde bölgemizde kan kusuyor. 168 çocuğu hunharca vuruyor, yetmiyor; çocukları kurtarmaya gidenleri de hedef alıyor. Bu trajedi günümüzde İran’da yaşanıyor ve insanın sistem tarafından nasıl hiçe sayıldığını en çıplak biçimde gösteriyor.

Kapitalist-emperyalizm, çıkarı için milyonları öldürmekten çekinmez; tarih bunu defalarca gösterdi.

Bugün dünyanın birçok bölgesinde yaşanan çatışmaların arka planında yalnızca etnik ya da dini gerilimler değil, aynı zamanda büyük ekonomik çıkar mücadeleleri de vardır. Enerji kaynakları, ticaret yolları, stratejik bölgeler… Bunların hepsi küresel güç mücadelesinin parçası haline gelmiştir. Savaşların bedelini ise çoğu zaman o topraklarda yaşayan sıradan insanlar öder.

Kapitalizm ve emperyalizm yalnızca ekonomik bir sistem kurmaz; aynı zamanda insanın dünyaya bakışını da şekillendirir. Rekabeti dayanışmanın önüne koyar, bireysel çıkarı toplumsal faydanın yerine geçirir. Böylece insan, farkında olmadan kendisini de içine alan bir düzenin sürmesine katkı sağlar.

Ancak tarih bize bir şeyi de gösterir: İnsan yalnızca bu düzenin pasif bir unsuru değildir. İnsan aynı zamanda onu sorgulayan, eleştiren ve değiştirme iradesi gösterebilen bir varlıktır. İşçilerin haklarını kazanmak için verdikleri mücadele ve sömürülen halkların direnişi, insanın pasif bir nesne olmadığını kanıtlar. Bu yüzden bugün sorulması gereken en önemli soru şudur: İnsanlık, sermayenin çıkarlarının belirlediği bir dünyaya razı mı olacak, yoksa insanı merkeze alan daha adil bir düzen kurmanın yollarını mı arayacaktır?

İnsanlık buna mahkum değildir. Rekabet yerine dayanışmayı, kar yerine insan ihtiyaçlarını karşılamaya yönelirse, özel mülkiyeti tarihin çöpüne gönderebilirse, işte o zaman insan, insan olduğunu kabul ettirmiş olur.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.