İmdat, yanıyoruz!

Güner DEMİRCİ 04 Ağustos 2021 Çarşamba, 10:01

İnsanlık olarak her şeyimizle yanıyoruz...

Mafya, tarikat, siyaset, medya iç içe geçmiş ve devletin tüm kurumlarına çöreklenmiş. Demokrasi rafa kaldırılmış, eğitim sistemi çökmüş. Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, liyakatsiz yöneticiler, devletin çürüyen kurumları ile çöküyoruz, yanıyoruz...

Yargılı ve yargısız infazlar, haksız tutuklamalar, siyasi baskılar ve tehditler; nefes alamıyoruz, yanıyoruz...

Kutuplaştırma, ötekileştirme, kışkırtma, yalan haberler, provokasyonlar ve ırkçı saldırılarla ölüyoruz, yanıyoruz...

Cinsel istismar, taciz, tecavüz ve her türlü ahlaksızlık her yanı sarmış. Toplum olarak çürüyoruz, yanıyoruz...

Neredeyse her gün, sapık zihniyetli erkekler tarafından vahşice öldürülen kadınlarımızla tükeniyoruz, yanıyoruz...

Ülkemizin varlıkları bir avuç vurguncu sermayeye peşkeş çekilmiş, devletin hazinesi boşaltılmış, karagün parası yedek akçeler bile tüketilmiş; tükeniyoruz, yanıyoruz...

İş cinayetleri ile Soma'da madende, tren faciasında, fabrikalarda, inşaatlarda daha birçok işyerinde ölüyoruz, yanıyoruz...

Sigortasız, güvencesiz, boğaz tokluğuna kölelik koşullarında çalıştırılan emekçiler, hayat pahalılığı, açlık, yokluk, yoksulluk. İliğimize kadar sömürülüyoruz, yanıyoruz...

Saldırgan, yayılmacı, mezhepçi, dinci dış politika ile bütün komşularımızla kavgalıyız. Devletin 'kayıp' silahları, 'sistematik' bireysel silahlanma ile can ve mal güvenliğimiz ile ülke barışı tehdit altında; ülkemiz adına endişeliyiz, yanıyoruz...

Rant uğruna derelerimiz, sularımız kurutuluyor, ormanlarımız katlediliyor, insanlarla birlikte tüm canlıların yaşam alanları yok ediliyor; tükeniyoruz, yanıyoruz...

En kötüsü kötülükleri kanıksamış, geleceğe olan umutları tükenmiş, kendisini ilgilendiren en hayati konularda bile tepki göstermeyen, kötülük kendi başına gelinceye kadar sesini çıkarmayan hatta güçlünün yanında saf tutabilecek kadar aymaz olduğumuz için bir araya gelemiyoruz, çoğalamıyoruz, yanıyoruz...

Ve gerçekten yanıyoruz...

Yurdumuzun her yanını sarmış orman yangınları ile bugünümüz, yarınlarımız alevlere teslim olmuş; yanıyoruz...

Canı yanan insanlarımız çığlık atıyor: "imdaaat yanıyoruz, şuraya su atacak bir uçak yok mu?"

Evet yok, her yıl binlerce hektar orman alanları yanarak kül olan Türkiye'nin yangınları söndürecek bir uçak filosu değil, bir tek uçağı bile ne yazık ki yok.

Özellikle hava sıcaklığının en yüksek seviyelere ulaştığı yaz aylarında, orman yangınlarının artış göstereceği biliniyor. Hem doğal hayatı hem de ekosistemi olumsuz etkileyen bu yangınları zamanında ve yeterli araçlarla alınacak önlemlerle engellenmesi veya en az hasarla atlatılması mümkün iken, devletin bir tane bile yangın söndürecek uçağının olmaması, yangınlara zamanında uygun ve yeterli araçlarla müdahale edilememesi ve Silahlı Kuvvetler'in olanakları dahil, tüm imkanlar seferber edilememesi 'yeşil vatan'ımızı cehenneme çeviriyor.

Can kayıpları ile yaşanan acılar yetmezmiş gibi, boş durmayan provokatörler de ormanları şunlar yaktı, bunlar yaktı gibi yalan haberlerle kaos çıkarmak, ırkçı saldırıları kışkırtmak istiyor.

İktidarın her alandaki yönetim zafiyeti, beceriksizlik ve basiretsizliği yangınları söndürmede de sergilendiği görülüyor. Anlaşılıyor ki böyle giderse yangınlar, ancak ormanlar bitince sönmüş olacak.

Doğal ve doğal olmayan afetlerle beceriksiz, basiretsiz, öngörüsüz ve sadece şahsi çıkarlarını önceleyen ve hatalarını kabul etmeyen kibirli yöneticilerle değil; sadece halkının çıkarını, huzurunu ve refahını önceleyen, liyakatli kadroları iş başına getirmiş; bütün kurumları ve yurttaşlarıyla birlikte eş güdüm halinde tam bir seferberlikle demokratik bir yönetimle başa çıkılabilir.

Bilmeliyiz ki toplum olarak, sadece yurttaşlarının hak ve hukukunu savunan, anayasaya, yasalara ve evrensel hukuk kurallarına saygılı demokratik yönetimleri hep birlikte iş başına getiremediğimiz sürece, "imdaaat" sesimizi duyacak kimse kalmayacak ve 'yanmaya' devam edeceğiz.

"Tahammülümüz kalmadı, artık yeter" demenin zamanı gelmedi mi?