Ülkemde yaşananları gördükçe insanın içi yanıyor.
Bir tarafta öldürülen kadınlar, gençler, öğrenciler…
Diğer tarafta yoksulluk, yolsuzluk…
Emeğinin karşılığını alamayan işçiler…
Köyüne, toprağına, malına sahip çıkmaya çalışan insanların maden ve rant uğruna mağdur edilmesi…
İnsanların kendini güvende hissedemediği bir düzen…
Bütün bunlar yaşanırken, belediyelerle ilgili ortaya atılan bazı iddialar da ayrı bir rahatsızlık yaratıyor.
Kamu gücünü kullananların, o gücü kişisel çıkar ya da ahlaki sınırları zorlayan ilişkiler için kullandığına dair iddialar… (TV’lerde, sosyal medyada çarşaf çarşaf yayımlanan görüntüler dahil.)
Ve bu kişilerle ilgili olarak partilerinin hemen ilişiği kesmemesi içimi acıtıyor.
Yolsuzlukla mücadele iddiasıyla ortaya çıkan bir yapının bu tür iddialarla anılması, sadece bir çelişki değil, aynı zamanda büyük bir hayal kırıklığıdır.
İnsan sormadan edemiyor: Sizin içiniz yanmıyor mu?
Bunlar gerçekten münferit mi?
Yoksa yolsuzluğun ve çürümenin giderek sıradanlaştığı bir tabloyla mı karşı karşıyayız?
Bazı arkadaşlarıma gerçekten anlam veremiyorum.
İktidarın yaptığı yolsuzlukları, hukuksuzlukları yazıyorum…
Ne bir yorum, ne bir tepki, ne bir işaret.
Ahlak üzerine, vicdan üzerine yazıyorum…
Yine ne bir tepki, ne bir işaret.
Ama sıra muhalefeti eleştirmeye gelince…
Anında tepki.
Bazı arkadaşlarım diyorlar ki:
“Yolsuzluk falan yoktur, sen uyduruyorsun, AKP’nin yargısının söylediğini söylüyorsun.”
Peki gerçek öyle mi?
Bolu Belediye Başkanı’nın yaptıklarını da mı görmediniz? Ya diğerleri...
Ya hele Uşak Belediye Başkanı?
CHP’nin itibarını zedeleyen bu durumlar münferit değil mi?
Münferitse, neden anında partinizle ilişikleri kesilmiyor? Onunla hangi ilişki içerisindesiniz?
İnsanlar öyle kanıksamış ki…
Somut bir yolsuzluğu anlatıyorsun…
“Sorun o mu, onu herkes yapıyor” deniyor.
AKP ile başlayan bir uygulama…
Rüşvet isteniyor…
Adına “bağış” deniyor.
Hele ihaleler…
İhale değil…
Adeta “rüşvet kapısı”…
Hepsi kanıksanmış.
Tabii sadece ihaleler değil…
Belediyeler artık sadece kamu hizmeti değil, bazı yerlerde kişisel rant kapısı gibi görülmeye başlanmış.
Ortaya atılan bazı iddialar öyle vahim ki, sanki hiçbir denetim yokmuş ve kimse hesap sormayacakmış gibi bir rahatlıkla hareket edildiği izlenimi oluşuyor.
Bu mudur dürüstlük?
Diyorlar ki:
“Bir şu iktidardan kurtulalım da, sonra her şey yoluna girer.”
Gerçekten öyle mi olacak?
Bu şekilde iktidarı değiştirebilecekler mi?
Farz edelim ki iktidara geldiler…
Kendi kendilerini temizleyecekler, öyle mi?
Akıl var, mantık var…
Nasıl olacak bu?
Bu anlayışla mı iktidar değişecek?
Bir de elinde tek atımlık barutunuz var, onu da hâlâ eski başkanınıza vurarak harcıyorsunuz.
Bu yazının CHP’nin kurumsal kimliğine değil, o yapının içinde oluştuğunu düşündüğüm yanlış uygulama ve anlayışlara yönelik olduğunun bilinmesini isterim.
Şimdi söylediklerim CHP yönetimine:
Sorun ne biliyor musunuz?
Artık konuşamıyorsunuz. Çünkü ahlaki üstünlüğünüzü kaybettiniz.
Siz ne yapıyorsunuz?
Bir zamanlar genel başkanınız belediyelere ve partililere ne diyordu, hatırlayın:
“Her zaman hesap verebilir olun. Gerekirse bağımsız denetçilerle kendinizi denetlettirin.”
“Belediyede kadrolarınızı liyakate göre oluşturun.”
“Asla kimseyi ötekileştirmeyin ve ayrıştırmayın.”
“Şeffaf bir yönetim anlayışı olsun.”
“Yolsuzluk yapanı koruyan birinin, yolsuzlukla mücadele edeceğim demesi doğru değildir.”
“Devleti yönetenler kul hakkı yememelidir.”
“Yolsuzluk yapanlarla mücadele etmek boynumuzun borcudur.”
“Hesap vermek her CHP’linin namus borcudur.”
“CHP rüşvetle, yolsuzlukla anılamaz.”
Sizlerin bunlara söyleyeceğiniz bir şey var mı?
Tabii ki yok.
O zaman neden uygulamadınız?
Şimdi parti sizin elinizde.
Neredeyse tüm belediyelere akrabalarınızı yerleştirmişsiniz.
Belediyeler sizin özel şirketiniz midir?
Eskiden AKP iktidarının nepotizminden bahsediyorduk.
Her yer nepotizm kokuyor.
Bazı belediyeler vardı ki…
Daha önceden haklarında kamuoyunda bazı iddialar vardı.
Bunlar bile bile neden belediye başkanı yapıldılar?
Sebebi “senin adamın, benim adamım” meselesi midir?
Hakkında ciddi iddialar olan belediye başkanlarını hâlâ partide tutuyorsunuz…
Ve siz ise susuyorsunuz.
Bu sessizlik neyin karşılığı?
Nasıl bir çıkar ilişkisi bu?
Daha dün…
Sizin siyasi savunuculuğunuzu yapan bazı gazeteciler bile konuşmak zorunda kaldı:
Fatih Altaylı, İsmail Saymaz, Nevşin Mengü…
Onlar bile rahatsızlıklarını dile getirirken…
Siz hâlâ sessizsiniz.
Ne kadar rahatsınız…
Yoksa gerçekten iktidarı almak gibi bir hedefiniz yok mu?
Genel başkanlık koltuğu size yetiyor, değil mi?
Eskiden ne diyorduk?
“Bankamatik personeli”…
“Yolsuzluk”…
“128 milyar dolar”…
“Beşli çeteler”…
Peki şimdi neden susuyorsunuz?
Çünkü artık söyleyemiyorsunuz.
Çünkü aynı şeylerle anılmaya başladınız.
Şimdi bazıları “zamanı mı?” diyor.
Ama biz yazsak da yazmasak da iktidarın hedefi oldular zaten.
Hiçbirimiz çıkıp diyemiyoruz ki:
“Şu belediye başkanı suçsuzdur, alnı aktır.”
Neden?
Çünkü bir partide ahlaki üstünlük yoksa…
Orada uzun vadeli başarı da olmaz.
Başarının sırrı; ahlaki üstünlüğü korumak ve yolsuzlukla, ahlaksızlıkla araya kapanmayacak bir mesafe koyabilmektir.
Bunu kaybeden her yapı…
Eninde sonunda aynı soruya sıkışır:
“Ne oldu da biz buraya geldik?”
Bazı şeyleri görmezden gelenler var…
Peki bir parti yolsuzluklarla, ahlaksızlarla arasına mesafe koymazsa iktidar olabilir mi? Asla.
Hele bu parti “yolsuzlukları temizlemek için iktidara geleceğim” diyorsa asla iktidar olamaz.
Bunları söylemenin partiyi zayıflatacağını düşünüyorlar.
Sanki biz konuşmazsak iktidar bu konuları hiç gündeme getirmeyecekmiş gibi bir yanılgı içindeler.
Oysa tam tersi doğru:
Asıl sorun bu tür iddiaların varlığı değil…
Görmezden gelinmesi.
Bu görmezden gelme hali, iktidarın muhalefete çok daha rahat saldırmasına zemin hazırlıyor.
İktidar bire bin katacak ve yapacak.
Siz iktidara bu şansı vermeyecektiniz.
Yani sorunları konuşmamak çözüm üretmiyor…
Tam tersine büyütüyor.
Peki çözüm ne?
Çözüm zor değil…
Ama cesaret ister.
Parti içi denetleme ve disiplin kurulları çalışmalı.
Hakkında ciddi iddialar olan herkes…
Parti kimliğine bakılmadan görevden uzaklaştırılmalıdır.
Soruşturmalar şeffaf yürütülmeli…
Sonuçları kamuoyuyla açıkça paylaşılmalıdır.
Belediyelerde liyakat esas alınmalı…
Akrabalık ve yakınlık ilişkileri tamamen tasfiye edilmelidir.
Hiç kimse “bizden” diye korunmamalıdır.
Çünkü bir kişiyi korumak…
bir partiyi kaybettirir.
Ve en önemlisi:
Ahlaki üstünlük…
lafla değil…
bedel ödeyerek geri kazanılır.
Eğer bu yapılmazsa…
Ne kadar doğru konuşursanız konuşun…
Kimse sizi dinlemez.
Ama bunları yaparsanız…
size saldıranlar bile sizi yıkamaz.
Sorun yolsuzluk değil…
ona alışmış olmamızdır.
Yolsuzlukla mücadele etmeyen…
onun bir parçası haline gelir.
Sessizlik…
en büyük ortaklıktır.
Ahlakı kaybeden…
eninde sonunda…
her şeyi kaybeder.