SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Demokrasi ittifakı mı, hala geç değil!

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 31.03.2021 01:26

Saray iktidarı,demokratik toplumun hassas olduğu konularda fütursuzca attığı adımlarla, sinir uçlarına dokunuyor ve onu test ediyor. Muhalefetten ve toplum kesimlerinden sarsıcı bir tepki gelmeyince bu kez, daha güçlü yeni bir adım daha atmak için fırsat kolluyor.

TBMM'de kabul edilerek, yürürlüğe giren ve kadını şiddetten korumayı hedefleyen uluslararası mahiyetteki İstanbul Sözleşmesi'nden, bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla çekilme kararı alınıyor. Arkasından TBMM Başkanı AKP'li Mustafa Şentop, katıldığı bir televizyon programında: bir Cumhurbaşkanı "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden çekildim, Möntro'yu tanımıyorum, feshettim" diyebilir mi, sorusuna: "Yapabilir, mümkün ..." yanıtını veriyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal: "Hazırlıklarımızı tamamlamamız 19 yıl sürdü. Asıl şimdi başlıyoruz diye beyanat veriyor. T.C.'nin kurucusu  Mustafa Kemal Atatürk'ün izleri her yerden silinmeye çalışılıyor. Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları'na giriş şartları arasında bulunan "irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak" hükmü kaldırılıyor. Devletin içine yuvalanmış ve kilit noktaları tutmuş olan tarikatlar ve cemaatler ise bastırıyor, "yeterince güçlendik, devlet elimizde, Medeni Kanunu ve laikliği kaldıralım. Neyi bekliyoruz, Güç elimizdeyken İslam devletini ilan edelim" diye bastırıyorlar.

Cumhur İttifakı partileri ise, 2023'e yeni bir anayasa ile girmek istediklerini ifade ederek nabız yokluyorlar. Anayasa ve yasalara uymayan fiili durumu, İslami yanı ağır basan, Türk-İslam sentezine dayalı yeni bir anayasa ile meşru ve kalıcı hale getirilmek istiyorlar.

Durum gayet ciddidir. Geriye dönülemez eşiğe doğru hızla yaklaşılıyor. Son günlerde atılan adımlar, yapılan operasyonlar, sürdürülen hukuka aykırı uygulamalar; milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması ve HDP'nin kapatılmak istenmesi, yeni bir döneme girildiğinin işaretlerini verirken, olası bir erken, ya da zamanında yapılacak seçimlere yönelik de büyük bir hazırlığın yapıldığını gösteriyor.

Saray ittifakının, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle, kendisine yönelik halk desteği belli ölçülerde azalmış olsa da ideolojik tarafgirlik nedeniyle hala hatırı sayılır ölçüde güçlü bir toplumsal tabanın üzerine oturuyor. Devlet aygıtının tüm (özellikle zor kullanma) araçlarını kullanarak, aşırı milliyetçi iktidar ortağının kışkırtması ile sokakları terörize ederek, mafya, tarikat siyaset ilişkilerini canlı tutarak, demokratik olmayan yöntemlerle, azalan gücünü ikame etmeye ve iktidarını kalıcı hale getirmeye çalışıyor.

Bugüne kadar icra ettikleri hukuksuz uygulamalar ve İstanbul seçimlerinde yaşanan tablo göstermiştir ki AKP, seçimde kaybetse bile, iktidarı gönüllü olarak terk etmeyecektir. Çünkü bu parti, ideolojisi gereği seçimle gelip, seçimle gidecek anlayışta olan demokrat bir parti değildir. Demokrasiyi, "amaca ulaşmak için bir araç" olarak gören bir partidir. O yüzden ne olursa olsun kaybedeceği bir seçime girmek istemiyor. Olası bir erken ya da zamanında yapılacak seçimlerde, ne şekilde olursa olsun, mutlaka kazanacağı bir sonuca ulaşmak için formüller arıyor.

Muhalefet partilerinin içinde bulunduğumuz durumun vahametini kavrayamadıkları anlaşılıyor. Sanki olağan bir siyasal düzlemde siyaset yapılıyormuş gibi her biri kendi ideolojik-politik öncelikleri doğrultusunda hareket ediyor. Oysa, laik cumhuriyet ve demokrasi yoksa, muhalefet partilerinin -tabela partisi olarak- var olmalarının da (o da belki) hiçbir önemi yoktur.

Olağan dışı koşullar, kendisine uygun siyaset tarzını zorunlu kılmaktadır. Bu koşullar demokrasiden ve Cumhuriyetten yana olan partilerin, Sağ, Sol demeden kendi önceliklerini bir tarafa bırakarak, iktidar karşısında güçlü bir birliktelik oluşturmalarını gerekli kılmaktadır. İktidara geldiklerinde neyi, nasıl yapacağına ilişkin somut projeleri olan, asgari müştereklerde buluşmuş güçlü, kararlı bir 'demokrasi ittifakı' ile iktidarın karşısına, meşru ve demokratik yollarla çıkılması halinde ancak Saray Rejimi alt edilebilir.

Muhalefetin, sadece seçime endeksli ve RTE karşıtlığı üzerine inşa ettiği muhalefet tarzı, toplumun dikkatini, kendilerinin yaratacağı gündemin üzerine çekmekten çok uzak olduğu gibi, iktidarın taraftarlarının da liderlerinin etrafında konsolide olmasına yol açmaktadır.

Millet ittifakı, küçük bir anlaşmazlıkta her an dağılabilecek bir ittifak görüntüsü veriyor. Bunun nedeni, üzerinde hemfikir oldukları somut siyasi hedeflerin bulunmamasıdır. Sadece isimi üzerinde anlaştıkları anlaşılan, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem konusunda bile henüz ortak bir zeminde buluşamadıkları anlaşılıyor.

Bir kere şu andaki toplumsal muhalefet düzeyinin, muhalefet partilerinin bulunduğu noktanın çok ilerisinde olduğunu saptamak gerekiyor. Toplum değişim istemektedir. Mevcut gidişattan memnun değildir. Artık, hamasete, milliyetçilik ve din istismarına milletin karnı toktur. İktidarın, muhalefeti HDP üzerinden vurma taktiği de işe yaramıyor. Yeter ki muhalefet, cesur davranarak, iktidara karşı daha kararlı adımlar atabilsin.

Toplum, belirsiz ortamda kendisini güvende hissetmez. Böyle durumlarda halk, kırılgan, güçsüz, güven vermeyen, neyi nasıl yapacağı bilinmeyen kararsız bir muhalefet yerine, gücü elinde bulunduran iktidarın arkasında durur.

Demek ki toplumun somut taleplerini dile getirecek, ne derler kaygısını aşmış, cesur bir demokratik muhalefet ittifakına ihtiyaç vardır. Muhalefet partilerinin halka dokunmaları, halkın içinde siyaset yapmaları çok önemlidir, ancak yeterli değildir. Durumun iyi tespit edilmesi gerekiyor. Karşılarında devletin gücünün arkasına almış, demokratik meşruiyet sınırlarının dışına çıkmış bir yönetim bulunmaktadır. Uluslararası konjonktür ise, sanılanın aksine iktidar bloğunun yanındadır.

O zaman muhalefetin yapması gereken tek şey, laik Cumhuriyet ve demokrasi hedefiyle en geniş demokratik muhalefet birliğini oluşturmak, iç dinamiklere güvenmek ve toplumun gücünü arkasına almaktır.

Toplumu kazanmanın yolu, ittifak olarak iktidara geldiklerinde, yurttaşların ağırlaşan ekonomik, demokratik hak ve özgürlüklerine ilişkin sorunlarını nasıl çözebileceğine ilişkin somut çözüm öneriler ortaya koymak; bu da yetmez, belki de en önemlisi, iktidarı meşru ve demokratik yollardan yenebileceklerine ve iktidarı devralabileceklerine dair halka güven vermek ve ikna etmektir. İktidarın yarattığı gündemin arkasından koşmak yerine, kendilerinin atacağı beklenmedik adımlarla muhatabını şaşırtan, şok eden ve gündemini kendisi yaratan, güçlü bir 'demokrasi ittifakı'nın oluşmasına ihtiyaç vardır.

CHP yönetiminin, ilkelerinden taviz vermek pahasına, Millet İttifakını bir arada tutmaya ve en geniş demokrasi ittifakını oluşturmak için çabaladığı anlaşılıyor. İYİ Parti Genel Başkanı'nın işi ise gerçekten zor; partisini merkeze çekmeye çalışırken, bazı parti yetkilileri konu HDP olduğunda, milliyetçilikte, adeta MHP ve AKP ile yarışıyorlar. Saadet Partisi'ne gelince; sorun kadın hakları olunca, İslami hassasiyetleri(!) derhal harekete geçiyor, ittifakı falan bir tarafa bırakıyor ve Cumhur İttifakı'nın yanına koşuyor.

Peki bu durumda, en geniş demokrasi ittifakı nasıl sağlanacak? İttifakın olası iktidarlarında hükümette nasıl yer alacaklar, ortak ilkeleri ne olacak henüz ortada bir şey yok. HDP için ne düşünüyorlar. HDP, gelecek için ne düşünüyor. Henüz bir anlayış birliği yok.

Aritmetik ortada. Millet ittifakının, HDP'nin desteği olmadan iktidarı kazanması söz konusu bile değildir. Geniş bir 'demokrasi İttifakı'na ihtiyaç vardır. Ancak, milliyetçi partiler, HDP'ye adeta 'vebalı muamelesi' yapmaktadırlar.

Demokrasi ittifakı için hala geç değildir. Sağ muhalefet partileri net karar vermek durumundadır. Ya laik, demokratik Cumhuriyet isteyen (sağ-sol) tüm muhalefet partileri ve demokratik kitle örgütleri ile demokratik, laik Cumhuriyet müştereğinde bir araya gelecek ve iktidarın karşısına dikilecekler; ya da hamasi söylemlere, uç milliyetçi ve siyasal İslamcı ideolojinin dar kalıplarına hapsolacak ve kendileriyle birlikte ülkeyi de uzun yıllar içinden çıkamayacağı karanlık, faşizan bir diktatörlüğün içine atacaklardır.