SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Cumhur İttifakı'na karşı muhalefetin açmazları 

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 27.01.2022 17:29

Haber Güncellenme Tarihi: Yazının Güncellenme Tarihi: 27.01.2022 05:52

Cumhur İttifakı çevreleri bir taraftan Millet İttifakı'nın kendilerinin karşısına, ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlemeyi bile başaramadıkları söylemiyle muhalefete yüklenirken, diğer yandan ötekileştirerek ‘terör örgütü’ ile ‘iltisaklı’ olmakla suçladıkları HDP’ye, muhalefetin çelişkili ve mesafeli tutumu nedeniyle, Millet İttifakı'nın en zayıf karnına vuruyor.

Ne yazık ki muhalefet partileri, iktidarın baskılarına karşı, tek yumruk halinde durabilmekten çok uzaktır. CHP'nin başını çektiği Millet İttifakı, içeriğini kamuoyunun bilmediği, "güçlendirilmiş parlamenter sistem" söylemi dışında, siyasi iktidara karşı elle tutulur somut bir birlikteliği henüz ortaya koyamamıştır.

Bilinmeli ki, en geniş demokrasi cephesini var etmeden bu iktidardan kurtulmak imkânsızdır. Ve yine bilinmeli ki, demokrasinin diğer araçlarını dışlayan, iktidarın sokağı kriminalize eden yaklaşımına boyun eğen, sadece seçime endeksli politikalarla da bu iktidardan kurtulmak imkânsızdır.

Muhalefet partileri, yapılan kamuoyu araştırması sonuçlarına göre, tek başlarına iktidar olamayacaklarını bile bile, propaganda konuşmalarında hâlâ, ülke sorunlarını kendi iktidarlarında çözeceklerini anlatıyorlar.

Can yakıcı ülke sorunlarının çözümünde, ortak bir programla toplumun karşısında birliktelik sergileyemeyen Millet İttifakı, topluma güven veremiyor. Bir yandan hükümetin iç ve dış güvenlik meseleleri ve dış politika ile ilgili kararlarını eleştirirken, öte yandan parlamentodaki oylamalarda, hükümetin kuyruğuna takılmaya devam etmeleri, AKP’nin uyguladığı politikalara şüpheyle yaklaşan yurttaşlarda, “demekki hükümet doğrusunu yapıyor” algısını yaratıyor. Böylece AKP’ye olan güveni azalan kararsız seçmenler, tekrar bu partiyi desteklemeye devam ediyor.

Millet İttifakı'na katılması beklenen DEVA Partisi ve Gelecek Partisi ise ittifaka katılmayı biraz ağırdan alıyor. Amaçları, böyle bir ittifaktan maksimum faydayı elde etmektir. Sanırım, gelecekte ittifakta kurucu bir unsur olarak yer almayı ve ülke politikalarında, güçlerine oranla daha fazla söz sahibi olmayı hedefliyorlar.

Siyasî yelpazenin merkez sağına yerleşmeye çabalayan İYİ Parti, HDP’yi terör örgütü ile aynı yerde konumlandırdığını ifade ederek, aşırı milliyetçi çizginin dışına çıkamıyor. Millet İttifakı'nın diğer bir üyesi Demokrat Parti Genel Başkanı da HDP’ye yükleniyor ve HDP'nin olduğu hiçbir yerde olmayacağını ifade ediyor.

Sağ milliyetçi partiler için bugün HDP’ye vurarak siyaset yapmak en ucuz ve en konforlu siyaset yapma alanı haline gelmiştir. Bütün bunlar, siyasal İslamcı iktidar karşısında en geniş demokrasi ittifakının oluşmasını engelliyor. Millet İttifakı'nın sağ partileri, AKP iktidarının kullandığı din, vatan, millet ve terör istismarının benzerini yaparak, Cumhur İttifakı'na en büyük hizmeti yapıyor. Zira AKP iktidarının istediği de kendisini alt edecek büyük bir muhalefet birlikteliğinin oluşmamasıdır.

İktidarın seçimleri askıya alma, erteleme, seçim ortamını terörize etme dahil, her türlü olası hamleleri devreye girebilir. Bu durumda sağ partilerin terör, iç ve dış güvenlik bahanesiyle en kritik bir anda birlikteliğe yan çizmeleri muhtemeldir. Bu durum, ülkenin, daha katı faşizan uygulamaların sergileneceği bir siyasi felakete doğru sürüklenmesine yol açacaktır. Böyle bir durumda, demokratik güçlerin, özellikle CHP’nin ve diğer sol partilerin, bir şekilde yan yana durmayı becerebilmesi ve demokrasi dışı rejime karşı, yasalara uygun ve meşruiyet sınırları içinde birlikte demokratik direniş stratejisi oluşturmaları gerekir. Aksi halde, demokrasi mücadelesinin en önemli faaliyet alanı olan sokak muhalefetini, “provokasyon olur” diye tamamen dışlayan ve sadece seçime endeksli siyaset yürüten bir anlayış, sonunda otoriter yönetimin anayasayı ve yasaları hiçe sayan uygulamalarına boyun eğerek, teslim olması sonucunu doğuracaktır.

Muhalefetin havaya girdiği gibi seçimler, öyle ‘çantada keklik’ falan değildir. Millet İttifakı’nda daha tam bir mutabakat sağlanamamışken, seçimi nasıl olsa alıyoruz diye, rehavete kapılmanın anlamı yoktur.

Millet İttifakı partilerinin, özellikle İYİ Parti'nin, HDP’yi sürekli terör örgütüyle eş tutarak ittifaktan uzak tutmaya çalışması, muhalefetin seçimlerde hezimete uğramasına yol açma ihtimalini artırıyor. HDP’nin de sorunların çözümünde hem “muhataplık” tartışmalarında, hem de AKP'nin yeni bir çözüm sürecindeki rolüne ilişkin, bu partiyle ilişkiler konusunda çelişkili açıklamalar gelmesi, PKK vesayeti altında olduğu algısını yıkamamış olması, diğer partilerin kendilerine olan yaklaşımlarında tereddütler yarattığını da açıkça ifade etmek gerekiyor.

Yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, hem tavanda hem de tabanda en geniş ittifakı oluşturmak en öncelikli görevdir. Seçimde, her partinin kendi adayını çıkarması ve ikinci tur hesapları yapılmasının, Cumhur İttifakı adayının seçilmesini kolaylaştıracağını düşünüyorum. 

AKP, muhalefetin tamamıyla sindirildiği, demokratik tepkilerinin kullanılamaz hale getirildiği, her hal ve kârda kendisinin kazanacağı bir seçimi dayatmak isteyecektir. Böyle bir seçim, zaten bir seçim olmayacaktır. Seçim ve sandık güvenliği konusunda en ufak bir ihmal, yeniden “atı alanın Üsküdar’ı geçeceği” bir sonucu doğuracaktır.

Yapılacak seçim, sıradan bir seçim değildir; esasen “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen ‘otoriter rejim’, halk oyuna sunulacaktır. Bu yüzden yapılacak seçim, bir referandum niteliğinde olacaktır.

Elbette mevcut iktidarın alt edilmesi tek başına yeterli değildir. İktidarın değişmesiyle her şey güllük gülistanlık olmayacaktır. Ancak, otoriter yönetimin sonlanması devrimcilere, demokratlara, topluma, rahat bir nefes aldıracaktır.

Demokrasinin tesis edilmesi için, muhalefetin parlamentoda da yüksek bir temsiliyeti elde etmesi lazım. Yok "üzümün çöpüydü, armudun sapıydı" demekten vazgeçip, “tek adam” rejimine karşı her kesimle bir araya gelinmesi gerekmektedir.

Erdoğan’ın kaybedeceği seçim sonrası, olası bir Erdoğan‘sız AKP’nin devamı niteliğinde olacak olan, serbest piyasacı bir restorasyon kabinesi (hükümeti) ile yola devam edilmesi halinde, gerek parlamentoda gerekse parlamento dışında, demokrasiyi, laikliği ve emekçi halkın çıkarlarını savunacak, antiemperyalist, devrimci, sol-sosyalist bir ittifak blogunun oluşmasına büyük bir ihtiyaç vardır.

Ancak, bütün sol güçleri kapsayacak böyle birbir araya geliş, Sol’da yer alan grupların, "katı" görüş ayrılıkları, "küçük olsun, benim olsun" yaklaşımları ve birbirlerine karşı uzlaşmaz ve peşin hükümlü tutumları nedeniyle, ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.