SON DAKİKA
Hava Durumu

Tarihi duruşmanın dördüncü gününden 'yarım' notlar

Yazının Giriş Tarihi: 23.07.2026 20:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.07.2026 20:17

Tutuklu Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in de aralarında olduğu 63 sanığın yargılandığı “suç örgütü” davasının ilk duruşmasında dört gün geride kaldı.

Dördüncü gün duruşmasının ancak öğleye kadar olan bölümünü izleyebildim. O yüzden yazının başlığı 'yarım' notlar oldu.

Duruşmanın tamamını neden izleyemediğimi de yazının sonunda anlatacağım.

Savunma sırası bugün ilk olarak Nilüfer Belediyesi çalışanlarından mimar Mehmet Fatih Çelebi’deydi.

'Allah korkum var, yapmam'

“Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma”, “rüşvet almak” ve “imar kirliliğine neden olmak” suçlamalarıyla yargılanan Çelebi, sözlerine “Rüşvet almadım, menfaat temin etmedim. Kapalı kapılar arkasında kim kiminle ne konuştu, bilemem.” diye başladı.

Çelebi, aile şirketine yaslanmak yerine kendi ayakları üzerinde durmayı seçtiğini, üniversiteden mezun olduktan sonra çok sayıda özel ve kamu kuruluşuna iş başvurusunda bulunduğunu, başvurusundan 2 yıl sonra 2020 yılında Nilüfer Belediyesi'nde taşeron işçi statüsünde çalışmaya başladığını anlatarak, iddiaları yanıtladı:

-“İmar mevzuatının tamamına hâkim olmam mümkün değil. Görevim ruhsat dosyalarındaki eksikleri tespit edip (İmar ve Şehircilik Müdür Vekili) Ayşegül Erkol’a bildirmekti. İnisiyatif alamam. Benim imzam tek başına ruhsat almaya yetmez. Tanıdıklarıma, aileme ayrıcalık tanımadım. Allah korkum var, yapmam. (İddianamede yer alan bir yazışma ile ilgili olarak) Ağabeyim Mehmet Faruk Çelebi’nin bana ‘imza at’ derken, yönetmeliğe aykırı bir işlem yapmamı istediğini sanmam. O yönetmelik bilmez. Kaldı ki imzalamamışız, o da tıpış tıpış gidip o parseli satmış.”

-“Ailemin varlıklı olması benim çalışmamamı gerektirmiyor. ‘Ağabeyimden destek alıyorum’ dedim, iki hafta sonra ağabeyim tutuklandı. Kendisinin gönderdiği paraları ya onun bir işi için, ya kendim için ya da yardıma muhtaç kişiler için harcamışımdır. Belediyede misafirlerime ikram ettiğim çayın kahvenin bile parasını ödeyen biriyim. Benim inanç eksenimde maaş promosyonu bile şüphelidir. O yüzden aldığım promosyonu bir öğrenciye gönderdim. Böyle hassasiyetleri olan biri nasıl rüşvet alır?”

Mehmet Fatih Çelebi’nin ardından iddianamede yer alan aynı iki dosya kapsamında "rüşvet vermek", "imar kirliliğine neden olmak" ve "rüşvete aracılık etmek"le suçlanan Muzaffer Rızvanoğlu, kardeşi Zafer Rızvanoğlu ve oğlu Murat Noyan Rızvanoğlu arka arkaya dinlendiler.

'Plan notları var, emsal sorunu yok'

“İmar kirliliğine neden olmak”la suçlandığı bina için kot farkının iki bodrum katından geçmesinin mümkün olmadığını, inşaatın plan notlarına uygun ve emsal sorunu bulunmadığını belirterek, raporlarda hata olduğunu savunan Muzaffer Rızvanoğlu, eski Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin önerisiyle Şehircilik İl Müdürlüğüne gittiğini anlattı:

“(İl Müdürü) Hayrettin Bey (Eldemir) ile görüştüm, kendisi beni müdür yardımcısı Başar Bey’e (Bulut) yönlendirdi. Başar Bey, ‘herhalde arkadaşlarımız gözden kaçırmış, Büyükşehir Belediyesi’ne sorun, plan notu var mı yok mu, yazılı belge olmalı’ dedi. Nazlı Hanım (Yazgan, Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı), cevap yazdı, götürdük. Ama Başar Bey izne ayrılmıştı. Benim intibam şu: Bu ciddi hatayı yapmış olmalarından dolayı çok üzüldüler.”

“İnşaat yapmışsa rüşvet vermiştir.” gibi bir anlayışla aynı aileden 3’ü tutuklu olmak üzere 5 kişinin yargılandığını söyleyen Muzaffer Rızvanoğlu, “4 aydır kimseye bir şey anlatamıyoruz. Kimse bizi duymadı.” dedi.

Muzaffer Rızvanoğlu’nun kardeşi Zafer Rızvanoğlu da savunmasına “4 aydır tutukluyum, 4 dilekçe verdim, cevap alamadım.” sözleriyle başladı.

Kendisinden kentsel dönüşüm süreçleriyle ilgili bilgi isteyen bir arkadaşına, şehir plancısı bir başka tanıdığından gelen bilgiyi ilettiğini ve bu mesajlaşma nedeniyle rüşvet vermekle suçlandığını anlatan Zafer Rızvanoğlu, “Burada bulunmayı hak etmiyorum.” diye konuştu.

Murat Noyan Rızvanoğlu ise iddia edildiği gibi Yusuf Berat Rızvanoğlu ile aralarında bir lira bile hesap hareketi olmadığını savundu.

'Masumiyet karinesinin içinden geçilmiştir'

Ailenin avukatı Barış Subaşı’nın ifadeleri de dikkat çekiciydi:

“Bu soruşturmada masumiyet karinesinin içinden geçilmiştir. Şüpheden sanık yararlanır ama burada şüpheden tamamen savcılık yararlanmıştır.

Turgay Erdem söz konusu projede emsal artış talebine (Büyükşehir Belediye Meclisi’nde) ret oyu vermiştir, sonra da mahkemeye gidilmiştir.”

'İddianamedeki fotoğraflar benim inşaatım değil'

“İmar kirliliğine neden olmak” ve “rüşvet vermek” suçlamasıyla tutuklu yargılanan müteahhit Doğan Gündüz ise savunmasına “Kimse peygamber değil, mutlaka hatalarımız vardır” diye başladı.

Duyumlar üzerine suç isnat edilerek rüşvetle suçlandığını, Ayşegül Erkol ile görüştüğü iddia edilen telefon numarasının Erkol’a ait olmadığının ortaya çıktığını, Erdek’teki yazlığı kendi ailesi için aldığını, Ataevler’de yaptığı kentsel dönüşüm projesinin yüzde 60’ının mal sahiplerine, yüzde 40’ının kendisine ait olduğunu anlatan Gündüz’den çarpıcı açıklamalar geldi:

İddianamede yer alan inşaat fotoğraflarının ve ruhsatların hiçbiri bana ait değil, bizim inşaatlarımız değil. Bizim işimizde belediye var, Şehircilik Bakanlığı var. Proje çizilir, Şehircilik’e gider, belediyeye gider. Belediye imzalamış, bakanlık onay vermiş. Benim suçum ne?”

Vali Yardımcısına suçlama

Gündüz’ün ardından savunma kürsüsüne müteahhit Hüseyin Gür çıktı.

“Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak” ve rüşvete aracılık etmek”le suçlanan Gür, “Trabzon Çaykaralı’yım” diye başladığı savunmasında, duruşmanın ilk gününde Mustafa Bozbey’in de dile getirdiği bir iddiayı yeniden gündeme taşıdı.

Aynı koğuşta kaldıkları Sırrı Aydın tarafından söylendiğini iddia ettiği sözleri aktaran Hüseyin Gür, şöyle konuştu:

"Cezaevi koğuşunda Sırrı Aydın bize 'Vali Yardımcısı abim ile görüşmüş. 'Kardeşin Mustafa Bozbey'e iftira atsın, onu içeriden çıkarırız' demiş."

Gür'ün bu iddiası üzerine Bozbey'in avukatı Levent Dağdeviren, mahkeme heyetinden “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçunu düzenleyen TCK'nın 288. maddesi uyarınca işlem yapılmasını istedi.

Bunun üzerine mahkeme başkanı Hüseyin Gür'e Vali Yardımcısının adını sordu, ancak Gür isim vermedi. Yargıç, isim verilmesi halinde gereğini yapacağını söyledi.

Sanık avukatlarının sorularından sonra Gür’ün avukatının savunmasına geçilmeden önce duruşmaya öğle arası verildi.

Öğleden sonraki celseye gazeteciler alınmadı

Duruşmanın öğleden sonraki oturumunun başlayacağı saat 14.30’dan önce gazeteci arkadaşlarımla birlikte yeniden salonun önüne gittik. Ancak bir emniyet görevlisi öğleden sonraki oturuma basın mensuplarının alınmayacağını bildirdi. Gerekçe olarak da mahkeme başkanının “İçerideki özel konuşmalar bile sosyal medyada paylaşılıyor. Bu oturuma basın alınmayacak.” dediğini söyledi.

Özel konuşmalar neydi, kim-hangi sosyal medya hesabında paylaşmıştı, varsa paylaşımlar sorumlusu gerçekten biz gazeteciler miydik?

Duruşmayı izleyen gazeteci sayısı bir elin parmakları kadardı ve soruların yanıtlarını bilmiyorduk.

Şaşırdık, üzüldük.

Birbirimize “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.” diye başlayan Anayasa’nın 141. maddesi ile “Duruşma herkese açıktır.” diyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182. maddesinin 1. fıkrasını hatırlattık ve nöbetin beşinci gününde yeniden buluşma üzere adliyeden ayrıldık.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.