SON DAKİKA
Hava Durumu

Not defterimde kalanlar: Tiyatrodan şiire (6-12 Temmuz 2026)

Yazının Giriş Tarihi: 12.07.2026 14:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.07.2026 14:46

Yazıya başlamadan kontrol ettim. Yayımlanan son “Not defterimde kalanlar” yazısı 14 Haziran tarihli. “Demek ki o günden beri defterimde pek bir not birikmemiş, aldığım notları kâğıda dökmüşüm” diyeceğim ama İznik notlarım bile duruyor hâlâ. Varsın biraz daha dursun. İznik’in hikâyesi dört başı mamur yazılmayı hak edecek kadar büyük. Kapıları, kiliseleri, camileri, çinileri, müzeleri, medreseleri ve tiyatrosu…

'SAHNEMİZDEN GEÇEN OYUNLAR'

İznik’in meşhur Roma Tiyatrosu’nu bir başka yazıya bırakayım da Bursa Devlet Tiyatrosu’nda tam 55 yıldır süren bir geleneği anlatayım: Feraizcizade Mehmet Şakir Efendi Gençlik Kursu

Bursa Devlet Tiyatrosu’nun yerleşik döneme geçtiği 1971 sezonundaki müdürü Ali Cengiz Çelenk tarafından başlatılan kurs, yarım asrı geride bırakmış durumda. Mezunları arasında Ahmet Uğurlu, Erkan Can, Zafer Algöz gibi usta oyuncuların yer aldığı kurs, adeta bir mini konservatuar gibi.

Kursun 55. dönem öğrencileri yaklaşık bir yıl süren eğitim sezonunu geçen hafta tamamladı. Kursiyerlere yıl boyunca Belgin Bilgin, Ceren Kayış, Hale Altunel, Irmak Bavkır, Kübra Kızıl ve Nergiz Acar tarafından oyunculuk, hareket, diksiyon ve sahne disiplini dersleri verildi. Genç oyuncular sertifikalarına kavuşmadan önce de anlamlı bir gösteriyle ilk alkışlarını aldı.

Feraizcizade Mehmet Şakir Efendi Gençlik Kursu'nun sonunda tiyatro izleyicisini “Sahnemizden Geçen Oyunlar” adlı harika bir kolaj gösteri bekliyordu.

Farklı oyunlardan seçilen sahnelerin yeni bir kurgu ile birbirine eklenerek izleyiciye sunulduğu gösteri, bir anlamda Bursa Devlet Tiyatrosu’nun sahne tarihine saygı duruşu niteliğindeydi. Ahmet Vefik Paşa Sahnesinin iki yanındaki sandıklardan, oyundan oyuna geçişte çıkarılan yardımcı objeler, dekor parçaları ve kostümler, izleyenlerin merak duygusunu artırmakla kalmadı, gençleri ilgiyle izleyen AVP’nin deneyimli oyuncularını kişisel tarihlerinde kısa bir yolculuğa çıkardı.

O akşam perde geleneksel tiyatro ile modern tiyatroyu birleştiren Kanlı Nigar ile açıldı. Sadık Şendil’in artık klasikleşen komedisinin karakterlerinden Agâh Efendi bir süre sonra Anton Çehov’un Sevgili Doktor’undaki banka müdürü Kistunov’a dönüştü. Birazdan Kistunov’un kâbusu haline gelecek kadın, Madam Şukina, kenarda kostümünü giyerek sahnesine hazırlanıyordu. Biçare Kadın’ın ardından sıra Oktay Rıfat’ın Çil Horoz’una, genç ve güzel fabrika işçisi Ayten’in şoför Hasan’a duyduğu aşka geldi. Çil Horoz’dan sonra da olsa olsa Dario Fo’nun Açık Aile’si oynanmalıydı, ki sanırım gecenin en fazla tepki alan sahnesi oldu. Kadın-erkek çatışması her zaman iş yapıyor!

Sonra sahne bir anda karardı. Üç kadın kapkaraydı ve tek hayat belirtisi, kadınlardan birinin başındaki gelin tacıydı. Federico García Lorca'nın Kanlı Düğün adlı oyunundaki kısa sahneden herkes payına düşeni aldı. Çehov yeniden sahneye geldi sonra. Martı'da Treplev ile Nina’nın umutsuz aşkları genç oyuncuları olgunlaştırdı adeta. Federico García Lorca, Bernarda Alba'nın Evinde ile bir kez daha sahneye çıktı. İzleyici Martirio, Adela ve Bernarda arasındaki çatışmaya tanık oldu.

Söz konusu tiyatro olur da söz sırası William Shakespeare’e gelmez mi!

Shakespeare’in en ünlü komedilerinden Hırçın Kız’da Petruchio ve Katharina arasındaki hızlı diyaloglarla kadın-erkek ilişkileri sorgulandı. Tennessee Williams'ın Sırça Kümes’in de ise Laura ile Jim hayal ile gerçek arasındaki çatışmayı sergiledi. Ve sahneden geçen son oyun Türk tiyatrosunun en önemli müzikallerinden biri olan Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı’ydı. Salon komşularla ve İzmarit Nuri’yle güldü, Keşanlı ile düşündü ve Zilha ile söyledi:

"Şamama kim sen kimsin herkes haddini bilsin!"

Oyunun yönetmenliğini Ceren Kayış, yönetmen yardımcılığını ve koreografisini Kübra Kızıl yaptı. Müzik direktörlüğünü Irmak Bavkır üstlendi. Işık tasarımı Sinan Mahcup, dekor ve kostüm tasarımı Ceren Kayış, dekor ve aksesuar uygulamaları Aşkın Kürşat’a aitti. Kondüvit Arkın Çakır, peruka Ezgi Alver ve terzi Zafer Doğan’dı.

Prömiyerde en büyük alkışı elbette genç oyuncular Hüseyin Demirkıran, Elvin Özkan, Berke Aydoğan Sancar, Mert Efe Asko, Serhat Koçak, Salih Efe Ardıç, Işık Kaplan, Yağmur Arslan, Erdem Ün, İpek Cihantemur, Güneş Aydın, Ravza Sude Bakır, Beyazıt Emirhan Akbaş, Şeyma Ayvaz, Kübra Alioğlu, Damla İnci Kabacaoğlu, İpek Altun, Yağmur Akdağlı, Furkan Öntürk, Özge Açıkgöz aldı.

Hepsine bravo!

MİSİ EDEBİYAT GALERİSİ

Madem sanatla başladık sanatla devam edelim.

Bursa’nın eli yüzü düzgün, her yönüyle eksiksiz bir "sanat galerisi" ihtiyacı çok açık değil mi?

Söylenenleri duyuyor gibiyim: Canım AVP’nin yanında Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi var, Tayyare Kültür Merkezi’nde iki galeri birden var, tarihi belediye binasının karşısında Ressam Şefik Bursalı var. Var da var…

Saydığım galerilerin nedense son 3-4 aydır boş kaldığı notunu da ekleyerek sorayım: İstanbul Modern gibi bir galerimiz niye yok? Bırakın İstanbul Modern’i Eskişehir’deki Odunpazarı Modern Müze gibi bir galerimiz var mı?

İşte bu yoklukta bir küçük galerimiz daha oldu.

Misi’deki sivil mimari örneği yapıları restore ederek kültür, sanat ve turizmin hizmetine sunan Nilüfer Belediyesi, Edebiyat Müzesi’nin hemen karşısındaki yapıyı Edebiyat Galerisi’ne dönüştürdü.

Yaklaşık bir ay önce, sıcak bir haziran günü (12 Haziran’da) yapılan açılış törenindeydim. İki katlı galerinin küçük bahçesi doluydu. İstanbul’dan çok sayıda konuk vardı. Bursa’dan da sanatseverler Misi’deydi. Törende sanırım bir tek Misiköylüler yoktu. Muhtar dışında tabii…

Misi Edebiyat Galerisi küratörlüğünü Prof. Dr. Aydın Ayan’ın yaptığı “Bedri Rahmi Eyüpoğlu Yaşıyor” sergisi ile açıldı.

Ressam, şair, yazar ve hocaların hocası Bedri Rahmi’nin 50. ölüm yılına denk gelen sergide, usta sanatçının öğrencilik dönemi, Paris yılları ve 30’lu, 40’lı, 50’li yıllarda yaptıklarından, Amerika’ya gittiği 60’lı yılların başından sonlarına ve son eserlerini verdiği 70’lerin ortalarına kadar uzayan geniş bir zaman diliminde ürettiği 64 resim ve şiirli resim yer alıyor.

Misi Edebiyat Galerisi’ne sığdırılamayan eserler de Nazım Hikmet Kültürevi’nde sergileniyor. İşte bu durum da Bursa’nın “galeri” ihtiyacını açıkça ortaya koyuyor.

Nazım Hikmet’teki sergiyi sonradan rahat rahat gezdim ama Misi Edebiyat Galerisi’ne ancak şöyle bir bakabildim. O gün sıcak ile kalabalık bir araya gelince, üstüne bir de “bina küçük, herkes aynı anda girmesin” diye uyarı gelince, o uyarıya da kimse uymayınca bana mekândan ayrılmak düşmüştü! Ben de hemen yolun karşısındaki Edebiyat Müzesi’ne geçtim, Nazım Hikmet’ten Didem Madak’a şairlerin izlerini sürdüm, harflerini sevdim, kalemlerini kitaplarını okşadım gözlerimle.

HOŞÇAKAL AHMET TELLİ

Şairler yanıyor, yakılıyor bizim memlekette belki ama ölmüyor şairler.

İşte ölümsüz şairler kervanına biri daha katıldı iki gün önce.

Çiçekleri sulamış mıdır Ahmet Telli

Söz / de sararırken.” diye selamlamışım yıllar önce karaladığım dizelerde Ahmet Telli’yi.

Ahmet Telli gençliğimizin şairiydi bizim...

Sesine kandığımız, anıları pas tadında; hüznü ince bir sis gibi dudaklarımızda bıraktığımız, çiçekleri suladığımız, sözünü sararttığımız…

Söz de Sararır

Olur, aramam seni ve kimseyi

Anıları pas tadında bırakırım

Konuşacak ne kaldıysa kalsın

Susmaktır bir şeylere saygılı kılan

Ayrılık da bir olanaktır bilirsin

İnce bir sis, bir hüzün örtüsü

Dumanlı bir ıslık yakışır şimdi

Dudaklarıma, bırakıp giderim

Söz / de sararır biterken bir aşk

Kediye iyi bak çiçekleri sula

Diyorsam da aldırma sözlerime

Alışkanlık işte başka bir şey değil

Söz / de sararır biterken bir aşk

Ahmet Telli

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.