Bir haftadır Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’nde görülmekte olan tarihi davanın ilk duruşmasında yaşananları aktarıyorum.
Yazılarımda ağırlıklı olarak iddianamede yer alan suçlamalar ve sanıklarla avukatlarının savunmalarına yer verdim.
Elbette saatler süren duruşmalarda özellikle tutuklu sanıkların bazı yakınmaları dikkat çekiyor.
Kimi çaresiz, kimi kızgın, kimi duygusal, kimi kabullenmiş şekilde yaşadıklarını anlatıyor.
Davaya ilişkin esas yazılarımda bu ifadelerin çoğunu es geçtim ama “Not Defterimde Kalanlar” için yine sayfaların arasında uzun bir gezinti yaptım. Gerçekten hâlâ “kayda geçmesi şart” diye düşündüğüm notlar vardı.
Yargılama sonucunda birileri beraat eder, birilerinin suçu kanıtlanır ve ceza alır; ne olacağını bilemem ama sürecin “insani” bir boyutu da var ve ben bir gazeteci olarak işin o kısmını da yazmak zorundayım.
Davanın bir numaralı sanığı, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i maalesef dinleyemedim.
Davanın iki numaralı sanığı, eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in 2011’de kalp krizi geçirdiği, 2012’den beri kalp pili ile hayatını sürdürdüğü zaten biliniyordu.
“Her gün 20’ye yakın ilaç alıyorum.” diyen Erdem, Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tek kişilik bir hücrede kalıyor.
Duruşmada kendisi söylemedi ama avukatı anlattı. Erdem, sağlık yönünden koruma önlemlerini alabildiği için Bursa’dan uzakta ve tek kişilik hücrede kalmaya kendisini mecbur hissediyor.
Avukatı, Erdem’in, “Kandıra’da yalnız kalarak hiç olmazsa sağlık yönünden kendimi koruma önlemlerini alabiliyorum.” dediğini aktardı.
Sağlık başlığı altında söz edilmesi gereken sanıklardan biri de Nilüfer Belediyesi’nin eski İmar ve Şehircilik Müdür Vekili Ayşegül Erkol.
Duruşma salonuna girip çıkarken, kolundan tutan bir jandarmanın desteğiyle yürüdüğünü gördüğümüz Erkol da Turgay Erdem gibi 9 aydır tutuklu.
Kanser hastası olan Erkol, “3 aydır yataktan çıkamıyorum. Banyomu sandalyede bir kişinin yardımıyla yapabiliyorum.” dedi.
Adli Tıp’a tepki gösteren Erkol’un avukatı da raporda müvekkilinin verdiği ifadenin aksine “tuvalet banyo ihtiyaçlarını tek başına karşılamaktadır” yazıldığını söyledi.
Eski Nilüfer Belediyespor Başkanı Tamer İşler’in yakınmaları hem sağlık hem ekonomik konularla ilgiliydi.
Tutuklanmasından sonra kardeşinin iki ailenin bakımını üstlendiğini, bu arada bir de kansere yakalandığını, hem kanserle hem ekonomik sorunlarla mücadele etmeye çalıştığını anlatan İşler’in 4 şirketine atanan kayyumlarla ilgili şikâyetleri de tutanaklara geçti.
Şirketlerine kayyum olarak atanan yöneticilere fahiş ücretler verildiğini, bu kişilerin İskender’den başka yerde yemek yemediklerini öne süren İşler, “Evimiz de şirket üzerineydi. Şimdi eşim kendi evimizde oturmak için 75 bin lira kira ödemek zorunda.” diye konuştu.
İşler’in bir üzüntüsü de çalışanlarıyla ilgiliydi:
“Çalışanlarım çek ciroladı, diye işten çıkarıldı. Benim yüzümden 3 ay yattı bu adamlar. Tazminat da vermemişler.”
Yine İşler’in çalışanlarından, ev hapsinde tutulan Berk Ovatman’ın babasının kalp krizi geçirdiği, Ovatman’ın ayağındaki kelepçe nedeniyle yardımına gidemediği babasının hayatını kaybettiğini avukatlar anlattı.
Nilüfer Belediyesi’nin eski çalışanlarından, mimar Mehmet Fatih Çelebi’nin evlat özlemini anlattığı anlarda da duruşma salonunda derin bir sessizlik oldu:
“Tutuklandığımda kızım 6 aylıktı. Emekledi, babası göremedi; ilk adımını attı, babası göremedi; ‘baba’ dedi, babası göremedi. Benim vebalim birilerine ağır gelecek. Kim suçluysa cezasını çeksin, umurumda bile değil!
Kızımın adı Zeynep. Zeynep, ‘babasının süsü’ demek. Beni süsümden kopardılar.”
72 yaşındaki tutuksuz sanık Muzaffer Rızvanoğlu da torunlarıyla arasında geçen diyaloğu anlattı.
Tutuklu yargılanan oğlu Murat Noyan Rızvanoğlu’nun 6 ve 10 yaşındaki çocuklarına babalarının iş nedeniyle yurt dışında olduğunu söylediklerini belirten Rızvanoğlu, şöyle devam etti:
“Büyük olan ‘ben babama küstüm, onu neden Afrika’ya gönderdin?’ dedi. Ben de ‘Siz sürekli bir şeyler istiyorsunuz. Ayakkabı istiyorsunuz, top istiyorsunuz, bunlar için para kazanması lazım’ diye cevap verdim. İçeri gitti, bir süre sonra yine yanıma geldi. ‘Babama söyle, artık hiçbir şey istemeyeceğim.’ dedi.”
Rızvanoğlu’nun anlattığı bir başka anekdot da yargılama konusu olan iddiaların basında aktarılma şeklinin toplumda oluşturduğu algıyı yansıtıyordu.
“46 yıllık esnafız, saygınlığımız yerle bir oldu.” diyen Rızvanoğlu, yıllardır görüştüğü bir ahbabının selamı sabahı kestiğini, nedenini sorduğunda “Sizden hiç böyle bir şey beklemezdim. Belediyeyi dolandırmışsınız.” cevabını aldığını aktardı.
Oysa yargılama henüz başladı.
Aslında yazı boyunca anlattıklarımın işaret ettiği noktayı yine bir avukat özetledi duruşmalarda:
“Tutukluluk, kayyum gibi tedbirler çok yukarıda bir yaptırım haline dönüşmüştür.”
Bu da çok doğal olarak adil yargılanma hakkını akla getiriyor.