SON DAKİKA
Hava Durumu

Not defterimde kalanlar

Yazının Giriş Tarihi: 02.05.2026 17:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.05.2026 18:31

Genç gazeteciler akıllı cep telefonlarının klavyesini çok hızlı kullanıyor. Benim onların hızına yetişmem olanaksız. O nedenle çantamda hep küçük bir not defteri taşıyorum. Katıldığım toplantılarda, izlediğim etkinliklerde notlarımı deftere yazıyorum. Sonra o notlar habere ya da köşe yazısına dönüşüyor. Hepsi değil tabii. Bazı notlar ihmal edilebiliyor, bazılarının sırası gelmiyor bir türlü. Oysa o notu aldıysam mutlaka bir değer vermiş olmalıyım. O yüzden dedim ki kendi kendime aldığım notlar defterimde kalmasın, belki birileri okur, okur da bir gün işine yarar. Bir tür “gazetecinin güncesi” gibi olsun bu yazılar.

Yılmaz amcayı andık

Hafta içinde Yılmaz Akkılıç’ı andık. 28 Nisan’da, 16’ıncı ölüm yıldönümünde, adını taşıyan kütüphanede, yine adını taşıyan ve anısına düzenlenen yarışmada…

Nilüfer Belediyesi, Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Akkılıç Ailesi iş birliğiyle kent araştırmacılarını desteklemek amacıyla düzenlenen Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülleri için önce Yılmaz Akkılıç Kütüphanesi’nde ne zamandır görüşemediğimiz dostlarla buluştuk, sonra da Uğur Mumcu Sahnesi’nde gerçekleştirilen töreni izledik.

Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülleri sahiplerini buldu

Yarışma sonuçlarının tebessüm ettiren yanı doktora kategorisinde ödüle değer bulunan Dr. Elif Acar’ın daha önce de yüksek lisans kategorisinde ödül almış olmasıydı. “Kırsal Mirasın Kültürel Peyzaj Yaklaşımı ile Korunması İçin Bir Model Önerisi: İznik Gölü Havzası Örneği” başlıklı teziyle ödül alan Acar’ın “Bugün genç araştırmacılar olarak yaşadığımız sevincin Yılmaz Akkılıç’ın mekânına ışık olarak gitmesini dilerim” sözü hepimizi duygulandırdı.

Yüksek lisans dalında “Bursa Surları” çalışmasıyla Egemen Deniz ödül alırken, Dr. Ceyda Şahin’in “Bursa’nın Su Mirasının Geleneksel Konutlardaki Mekânsal Yansımaların Değerlendirilmesi ve Korunması” adlı doktora tezi de özel ödüle değer görüldü.

Son yıllarda Bursa tarihine yönelik seri kitaplarıyla dikkat çeken Ekrem Hayri Peker de “Bursa ve İlçelerinde Çekilen Filmler” adlı çalışması ile akademi dışı alanda teşvik ödülü aldı.

Gecede en çok yararlandığım konuşma Yılmaz Akkılıç’ın kardeşi Yener Akkılıç’ın Amerika’nın keşfiyle başlayıp bu yaz yapılacak Dünya Kupasıyla bitirdiği konuşması oldu. Tarihin farklı dönemlerinde emperyalizmin yaşam hakkını nasıl yok ettiğini çarpıcı örneklerle anlatan Akkılıç, Cumhuriyet kazanımlarına dikkat çekerken nasıl da umut doluydu.

Gecenin sürprizi ise Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Başkanı Tayfun Çavuşoğlu’ndan geldi. Yılmaz Akkılıç, bütün Bursa basınının ağabeyidir, amcasıdır belki ama biz ÇGD’liler için yeri ayrıdır, çünkü kurucu başkanımızdır. Çavuşoğlu’nun 20 farklı ismin tanıklığıyla hazırladığı Yılmaz Akkılıç belgeseli, “Bir Şehrin Belgelenen Tarihi… Susmak da Bir Eylemdir!”in ilk gösterimi o gece yapıldı. Doğrusu hepimiz izlerken duygusal anlar yaşadık; gülümsediğimiz de oldu, gözyaşlarımızı tutamadığımız da…

Eline sağlık Tayfun ağabey ve teşekkürler, belgesele omuz veren Mustafa Özgör, Halil İrfan Ferah ve Servet Ertükel

Ahmetlerden biri Bursa'daydı

Defterimde kalan notların bazıları da Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen “Müşterek Mekân Buluşmaları”ndan…

Eskiden böyle söyleşileri bizim gazeteci örgütleri düzenler, belediyeler destek verirdi. ÇGD’de Yılmaz amcanın başlattığı Perşembe Söyleşileri, Gazeteciler Cemiyeti’nin Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri

Galiba kimsenin keyfi yerinde değil, o yüzden kimse keyfini bozup da böyle işlere girişmek istemiyor!

Hey neyse…

“Müşterek Mekân Buluşmaları”nın ilk konuğu CHP’li belediyelere dönük operasyon dalgalarının başladığı İstanbul Esenyurt’un hala görevine iade edilmeyi bekleyen belediye başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, buluşmanın konusu ise Barışın Dili Hukuk ve Demokrasi Olmalı”ydı.

Nilüfer Nikah Evi'nin en büyük salonunda yapılan söyleşiye ilgi yoğundu...

Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in deyişiyle “hem barış diyen hem bedelini ödeyen” Özer, bir siyasetçiden çok bilim insanı kimliğiyle konuştu ve İranlı şair Füruğ Ferruhzad’ın “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla” dizelerine atıf yaparak, “Toplumsal barış için bir rol oynamak istiyorum” dedi.

İlginçtir, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "makamlarına dönsünler" dediği "Ahmetler"den biri olan Özer’in, Bursa’da, “Terörsüz Türkiye” sürecinde bir duraklama içine girildiğini söylediği saatlerde Ankara’da Cumhur İttifakı ortakları aynı gündemle bir araya gelmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi Lideri'ni Beştepe’de ağırlamış, yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından tek satır bile açıklama yapılmamıştı.

İki lider muhtemelen süreçte gelinen noktayı ve bundan sonrasını ele alırken, Prof. Özer, geniş kapsamlı bir demokrasi tasavvuru çizdi:

- “Halkın rızasına dayanan demokrasi çoğulcudur, katılımcıdır, özgürlükçüdür."

- "Katılımın esası rızaya dayalı olmasıdır. Rıza üretemezseniz korkuya başvurursunuz."

- "En değerli şey ihtiyaçtır. Bugün en önemli ihtiyaç konusu açlık ve adalettir."

- "Devletin dini adalettir. Adalet düzelmezse açlık sona ermez."

- "Sağlıktan tasarruf ölümü, özgürlükten tasarruf esareti getirir.”

Siyasetin temel görevini “üretimi artırmak, bölüşümü sağlamak ve bu ikisini toplumsal barış içinde yapmak” şeklinde formüle eden Özer’e göre, “Terörsüz Türkiye” sürecinin geldiği aşamada bazı güven artırıcı önlemlere ihtiyaç var: Tutuksuz yargılama, kayyum uygulamasına son verilmesi, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulması, hasta tutuklular sorununun çözülmesi ve adil yargılanmanın sağlanması…

Buluşmadan bana kalan en çarpıcı not “İnsanı diğer canlılardan ayıran akıldan ziyade vicdandır” sözü oldu.

Minteks Sanat'tan 'Yıldızlara Kadar'

Maalesef Özer’in söyleşisini sonuna kadar izleyemedim çünkü daha önemli bir randevum vardı. Eğer söz konusu olan kültür sanat etkinliğiyse benim için çok daha önem kazanıyor. O nedenle de salondan sessizce ayrılıp Minteks Sanat Tiyatro Topluluğu'nun bu sezonki oyununu izlemek için yola koyuldum.

Nilüfer Yüzüncü Yıl’daki Kafa Sahne’de sergilenen oyunun yönetmeni Mehmet Ali Dönmez, yazarı Ayşe Alagöz’dü. Eğer deneyimleyeceğiniz sanat ürünüyle Ayşe’nin bir ilgisi varsa; mesela o yazıp çizdiyse ya da rol aldıysa, ne bileyim, sesini soluğunu, emeğini verdiyse mutlaka size bir şeyler katar. Güldürür, düşündürür, keyifli zaman geçirtir. “Yıldızlara Kadar” adlı oyun da gerek edebiyatın kadim konusu kadın-erkek ilişkilerini ele alış biçimi gerekse İran’dan Trump’a güncel göndermeleriyle aklımızda yer etti.

Oyuncular Arda İrman, Çağla Altıntaş, Esra Mütevelli, Gözde Karaman, Irmak Gazioğlu, Kübra Uludoğan, Recep Karataş, Selin İrman ve Volkan Dursun da sezon boyunca aldıkları eğitim hakkını vererek, bana göre son derece başarılı bir performans sergilediler.

Prömiyerden son derece mutlu ayrılacağımı zaten giderken de biliyordum. Çünkü Minteks Sanat son yıllarda Sibel Bağcı Uzun'un proje koordönatörlüğünde fevkalade kıymetli işler yapıyor. Sibel'in kılı kırk yaran titiz çabaları bazen bir kitabın satırlarına siniyor, bazen de şimdi olduğu gibi bir sahneye, sahnedekilerin hevesine güç veriyor.

Geliri Türk Eğitim Vakfı (TEV) Minteks Şirketler Grubu Burs Fonu'na aktarılan oyunun sonunda yönetmen Mehmet Ali Dönmez sevgilisini de sahneye çağırıp elinde tek taşla önünde eğilmez mi!

E, böyle bir oyunun sonuna da ancak sürpriz bir evlilik teklifi yakışırdı…

Ne diyelim, onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.