Sahadaki gazetecilerin son dönemde en çok duyduğu söz bu oldu:
“Kapalı!..”
Bursa büyük bir şehir, basını ona keza.
Ama…
Tarihe not düşülecek haberlerle/olaylarla çok sık karşılaşılmıyor.
Son dönemde onlardan ikisinin peşine düştük.
İlki Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in “tutuklu” yargılandığı dava…

Davanın görülmesine temmuz ayında başlandı.
İlk duruşma 9 gün sürdü.
İkinci duruşma geçtiğimiz günlerde yapıldı; 2,5 gün sürdü.
Gazeteciler toplam 11,5 günün sadece 4,5 gününde duruşma salonuna girebildi.
O da hepsi değil, birkaç gazeteci…
Sonra hiçbir açıklama gereği duyulmadan duruşmalar basına kapatıldı.
Gazeteciler ısrarla adliyeye, duruşma salonunun kapısına gittiler, her defasında aynı yanıtı aldılar:
“Kapalı!..”
Anayasa’nın 141. maddesi “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.” diye başlıyordu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182. maddesinin 1. fıkrasında “Duruşma herkese açıktır.” deniyordu.
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) komite seçimleri 1 Ekim’de Bursa Fuar Merkezi’nde yapıldı.
BTSO üyeleri oy kullanacakları sandıkların kurulduğu alanlara kimlik kartlarındaki QR kodu okutarak girdi.
Gazeteciler de oy kullanılırken görüntü almak, gözlem yapmak istedi.

Karşılarında Oda’nın görevlileri, yanlarında polis vardı:
“Kapalı!..”
Derken akşam oldu, sandıklar açıldı, gazeteciler “hiç olmazsa oylar sayılırken görüntü alalım, gözlem yapalım” dediler, yanıt yine aynı oldu:
“Kapalı!..”
Bir hafta sonra bu kez BTSO’da başkanlık, yönetim kurulu, disiplin kurulu, delegelik seçimleri için sandık kuruldu.
Sandıklar ikinci katta, asansöre zaten herkes binemiyor, merdivene de giremiyor.
Her merdivenin başında iki polis adım atmadan uyarıyor:
“Kapalı!..”
Bırakın sandık katına çıkmayı, katın etrafına çekilen bariyerlere bile siyah örtü örtülmüştü.

Derken saatler 15.00’i gösterdiğinde BTSO’nun yeni meclisi ilk kez toplandı.
Gündemde meclis başkanlığı ve başkanlık divanı seçimi vardı.
Vardı ama tabii ki “kapalı!..”
Bizim bildiğimiz, seçim gizli oyla, açık sayım ve döküm esasına göre yapılıyordu.
İşin tuhafı bu tuhaf durumu birkaç kalem erbabı dışında yazan, çizen, soran olmadı.
Basın örgütleri kulağının üstüne yattı, Baro’cular gözlerini başka yöne çevirdi, sivil toplum kuruluşları zaten bilmiyordu!
Benim merak ettiğim ise bu “kapalı” olma halinin nereye evrileceği…