SON DAKİKA
Hava Durumu

‘Çınarın Gölgesinde’: Sabırla fethedilen şehrin hikâyesi

Yazının Giriş Tarihi: 03.06.2026 01:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.06.2026 01:14

Bursa Devlet Tiyatrosunun (BDT) fethin 700’üncü yılına adadığı “Çınarın Gölgesinde” adlı oyunu ancak izleyebildik. Elif ve Işık ile birlikte…

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Erdoğan Göğebakan’ın yazdığı oyunun yönetmeni aynı zamanda BDT müdürlüğünü de üstlenen Sezai Yılmaz’dı.

Oyun bir anlamda Osmanlı’nın manevi kuruluş efsanesi olan meşhur çınar rüyası ile başlıyor. Malum, Osman Gazi’nin rüyası beylikten imparatorluğa uzanan asırlarca sürecek bir yolculuğun başlangıcıdır ve ilk adımı da Bursa’nın fethidir.

Bursa’nın fethi olmazsa olmazdır Osman için. Ya o şehre gidecektir, ya şehir ona gelecektir. Lâkin şehir önce içeriden fethedilir. Üstelik kılıçla değil yürekle. Kılıçla cenk etmek kolaydır, mesele yürekle cenk etmektedir. Ve zor olan, çok zor olan bir mesele daha vardır: Sabretmek!

Taşın da bir hafızası vardır ve Bursa, taşlarında bin yıllık suskunluğu taşır. Suskunluğuyla konuşur. Osman Gazi sabrettikçe, Orhan Bey sabrettikçe, Alpler sabrettikçe taş duyar söz işitir. Bursa bir şehir değil eşiktir! Osmanlı’nın o eşiği geçmesi uzun yıllar alır. Kılıcını şehirden önce nefsine vur, derler gönül erleri. Bursa’nın fethi kendini fethetmeden şehri fethedemeyeceğini öğretir.

Oyunun yazarı “sabrı” bir sözcük olmaktan çıkarıp bazen bir hayale, bazen bir öfkeye, bazen bir duaya, bazen bir usanca ve sonunda bir müjdeye dönüştürürken, fethin felsefesini anlatıyor: Bursa sabırla fethedilen bir şehirdir!

O sabırlı dilin yönetmenin elinde izleyicinin dikkat kesildiği bir anlatımla birleştiğini görüyorsunuz. Dönüşümü simgeleyen çekiç ve örs seslerine ezan sesleri, çan seslerine bendir sesleri, ilahilere zikir sesleri karışırken, alp kadınların henüz ilk geçişte aldığı alkış dikkatten kaçmıyor. Ağırlıklı olarak koroyu oluşturan kadın oyuncuların yer aldığı geçiş sahnelerini ben de son derece başarılı buluyorum. Gelgelelim bir yerde erkek oyuncuların zikir sahnesine yeterince inanmadığı hissine kapılıyorum.

Oyunun her satırına işleyen sabır sahnedeki her seste, her adımda, her ışıltıda kendini gösterse de akış son derece heyecan verici ilerliyor. İzleyici mutlak ve mutlu sonu biliyor olmasına rağmen bir kararıp bir aydınlanan sahnedeki her devinim ayrı bir merak konusu oluyor. Bembeyaz tüller bir an Kayı Obasındaki otağa, bir an Hisar’daki Saray’ın sütunlarına dönüşüyor. Bekir Beğen’in dekor tasarımı Eser Dursun’un ışık tasarımı ile buluşuyor, Selçuk Yılmaz’ın müziği dramatik yapıya güç katıyor. Sahnedeki minimal dekor tercihi işlevsel bir yapı kurmakla kalmıyor, bir de dönem vurgusu yapıyor. Döneme uygunluk bakımından Berna Yavuz’un kostüm tasarımlarına diyecek yok zaten.

“Çınarın Gölgesinde” 31 oyuncunun rol aldığı kadrosu hayli zengin bir oyun. Üstelik bazı oyuncular farklı sahnelerde birden fazla karaktere hayat veriyorlar. Örneğin her rolün hakkını veren deneyimli aktör Akif Oktay’ı bir sahnede derviş, bir sahnede papaz olarak gördük.

“Şaman” rolündeki Öykü Esendemir Örük, henüz oyunun başında ortaya koyduğu yüz ifadesi ve sergilediği beden diliyle tüm ilgiyi sahneye topladı. Karakter derinliği ve duygu aktarımı öylesine güçlüydü ki “Anadolu bizi kabul etti” diye göğsünü yumrukladığında gerçekten Bursa’nın bizim olduğuna inandık.

Oyuncularının tamamı performanslarıyla göz doldurdu ancak ben Harmankaya Tekfuru “Mihail”i (Köse Mihal) canlandıran Ahmet Kızıl ile “Geyikli Baba”ya hayat veren Levent Uzunbilek’i anmadan geçemeyeceğim. Ahmet Kızıl sahnedeki oyunculuğu dışında dil hâkimiyetiyle dikkat çekti. Sahne sırası ona geldiğinde tiyatroda değil de ekran karşısında gibi hissettik kendimizi. Zira Osman Gazi ya da Orhan Bey ile konuşurken Türkçe, Bizans Tekfuru Saroz ile birlikteyken Yunanca konuşuyormuş izlenimini kusursuz verdi. Levent Uzunbilek ise sesinden sözünden çok duruşuyla, bakışıyla ve duygusuyla kaldı aklımda. Sanki sahnede Uzunbilek değil de keramet sahibi bir veli vardı da bir tek birlikte gezdiği geyikleri eksikti.

“Çınarın Gölgesinde, fethin 700’üncü yılında Bursa’nın köklerine bir saygı duruşuydu. Doğmamış çağların kapısının sabırla nasıl açıldığını anlatıyordu oyun. Üstelik dışarıda bekleyenler kadar içeride bekleyenlerin de gözünden. Korku inancın kardeşiydi ve onlar şehir gibi kaderimizi yaşıyoruz, diyorlardı. Neyse ki dışarıdakiler eğri taşın eğri iş çıkaracağının bilincindeydi. Kuvvet değil aşk gerek diye dua ederlerdi ve aslında Bursa’nın değil zamanın kapısını açmışlardı.

---

NOT1: Yazıdaki italik bölümleri oyunda geçen diyaloglardan alıntıladım.

NOT2: Oyunu 19 Mayıs'ta izlemiştik ancak araya başka ve birçok yazı girdi. Devlet Tiyatrolarında sezon mayıs sonunda kapandı. Oyun muhtemelen 1 Ekim’den itibaren yeniden programa alınır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.