SON DAKİKA
Hava Durumu

'Bursa'nın zengini çok burjuvası yok!..'

Yazının Giriş Tarihi: 12.10.2026 20:24
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.10.2026 20:37

“Kapalı” başlıklı son yazımda, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yargılandığı davada gazetecilerin duruşma salonuna alınmaması ile Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) seçimlerinde gazetecilerin sandık başlarında oy kullanma ve sayım döküm işlemlerini izlemesine izin verilmemesini eleştirmiştim.

“Basın örgütleri kulağının üstüne yattı, Baro’cular gözlerini başka yöne çevirdi, sivil toplum kuruluşları zaten bilmiyordu!” diye yazmıştım.

Kurumsal bir tepki almadım ama toplumsal sorunlara duyarlığıyla tanınan avukat bir okurum “Baro’nun bu sitemi hak etmediği” görüşünü iletti. Okuruma göre, Baro reklam yapmadan gereken yerde gereken mücadeleyi veriyordu.

Evet, Bursa Barosu kent savunmasının en önemli burçlarından biri. En son Teknosab’ın genişleme planlarına ve askıdan bir süre önce inen Uludağ planlarını yargıya taşıdı. Burcun Çimento davasını kazandı ama Danıştay bozar mı diye endişe var. Kirazlıyayla’da bundan sonra ne yapılacak, diye düşünülüyor. Elbette bu kadarla sınırlı değil. Baro, insan hak ve hürriyetleri ile düşünce ve ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda da her daim devrede. Sanırım benim hayal kırıklığım biraz bu yüzdendi. BTSO seçiminden ziyade Bozbey davasındaki basın ambargosu hiç olmazsa birkaç satır açıklama isterdi. Ne bileyim, hiç olmazsa Atatürk'ün "Basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları gidermenin çaresi yine basın özgürlüğüdür." sözü hatırlatılabilirdi.

Yine de avukat okurumun sitemini aktararak, Baro’nun kent için vazgeçilmezliğinin altını çizeyim. Umarım çok adaylı seçimden sonra kurumsal tavırda kent adına olumsuz bir değişim olmaz.

“BTSO seçiminin söyledikleri” başlıklı bir önceki yazımda ise “Başkanlık seçimindeki bir oy nerede?” diye sormuştum.

Özer Matlı’nın 82, İbrahim Burkay’ın 74 oy aldığı ve 2 oyun geçersiz (toplam 158) sayıldığı seçimde geçerli zarf (pusula) sayısının 159 olmasından hareketle sormuştum, soruyu. Kendi kendime yaptığım çıkarım şöyleydi: “Ya başkan adaylarından birinin oyu eksik yazıldı ya da oy kullananlardan biri başkanlık bölümünü boş bıraktığı halde yönetim kurulu kısmında geçerli bir tercih yaptığı için oyu geçersiz sayılmadı.”

Yazının ardından BTSO’nun eski genel sekreteri ve Matlı’nın ekibinden Tolga Yücel, durumu izah eden bir mesaj gönderdi.

Aynen aktarıyorum:

“Pusulalar şöyle: Yeşil-84, Mavi-75, Toplam 159...

Yeşil 2 pusulanın arkasında çizik var, bu sebeple geçerli 82 oy, Mavi İbrahim Burkay’ın isminin üzerinde 1 çizik var, Başkan’ın oyu 74 oy.”

Yani bir Meclis üyesi Mavi listeye oy vermiş, ama Mavi listenin başkan adayı Burkay’a oy vermemiş.

Sözü BTSO’dan açmışken Özer Matlı’nın seçim akşamı yaptığı kısa konuşma üzerine bir iki kelam etmek istiyorum.

Bana göre, Matlı’nın “Ben bir zafer kazanmadım. Ben bir sorumluluk aldım.” sözleri kadar önemli bir başka vurgusu daha vardı.

Şöyle diyordu Matlı:

“Bu şehirde bir eksik var: Sosyalleşme. Bundan dolayı çocuklarımız dünyadaki değişimi gördükten sonra bu şehirde sosyalleşmeyle ilgili sıkıntıları var. Bu şehir sadece ve sadece, mavi yaka, üreten şehir olmaktan beyaz yakalılarıyla para harcayan, sosyalleşen, daha az çevre kirleten, daha az sanayi arsasıyla daha az sanayi parselleriyle daha verimli sanayi üreten bir şehir olmak zorunda.”

Açıkçası bu sözlerin, yüksek katma değerli üretim, ileri teknoloji vb. klasik söylemin ötesinde bir anlama sahip olması gerekiyor. Eğer Matlı’nın “sosyalleşme” ile ifade ettiği şey, şehri salt ekonomik (ve dolayısıyla bütünüyle ranttan oluşan) bir organizma olarak görmeyip onun toplumsal kültürel tarihi kodlarının çağdaş gerekliliklerle buluşturulması ve bu anlamda yeni bir kimlik inşası ise bu sözlerden ancak mutluluk duyulur. Elbette sözü edilen o inşa, ki mesela ideal kent(li)leşme diyelim ona, tek başına iş dünyasının görevi değildir, tüccar ve sanayicinin bunu tek başına başarması da mümkün değildir. Yine de Bursa’nın iş adamlarına çok önemli bir görev düşer.

Birkaç yıl önce Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi’nin araştırma ödülüne değer bulunan yazar Ekrem Hayri Peker, ödül töreninde yaptığı konuşmada hala hatırımda kalan şu sözleri söylemişti:

“Bursa, kültürel açıdan özellikle 80 sonrası atom bombası atılmış bir şehirdir. Bu bir gerçek ve kimse bunu düzeltmeye çalışmıyor. Görüntü değişiyor, yağma düzeni değişmiyor. Çalışmalarımda Bursa’da zenginin çok ama burjuvanın çok az olduğunu gördüm, maalesef. Oysa şehirden zenginleşenler şehre kültürel anlamda katkıda bulunabilirlerdi.”

Gerçekten Matlı’nın da söylediği gibi sadece mavi yaka değil, ondan daha fazla beyaz yakalıların üretmesi gerekiyor artık Bursa’da ve o üretime olanak sağlayan zenginlerin de artık burjuvalaşması gerekiyor.

Sanırım ancak o koşullarda, örneğin dört başı mamur bir sergi salonu, adam gibi bir modern müzesi, nesilden nesile hizmet edecek bir büyük kütüphanesi, belki bir operası ve benim şu an aklıma gelmeyen kurumları olur şehrin.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.