Bursa tarihinin en önemli davasıyla ilgili basın nöbetinin beşinci gününde yine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’ndeydik.
Bunaltıcı bir 24 Temmuz günü…
Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi Lozan’ın imzalandığı 24 Temmuz, biz gazeteciler için de anlamlı bir gün.
Bugün sansürün kaldırıldığı gün!
II. Abdülhamid’in “İstibdat Dönemi”nde gazeteler ancak sansür memurlarının denetiminden geçtikten sonra yayımlanır. Ta ki II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz 1908’e kadar. O gün İstanbul’da yayımlanan birkaç gazete, sansür memurlarını yazıhanelerine sokmaz. Gazetelerin sansüre yollanmadan basıldığı 24 Temmuz, basından sansürün kaldırıldığı gün olur.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1948 yılında aldığı bir kararla 24 Temmuz’u “Basın Bayramı” ilan eder. Ne var ki ortada dün de bugün de bayramlık bir durum yoktur, muhtemelen yarın da olmayacaktır. O nedenle “Basın Bayramı” adı, 1971’ten itibaren “Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü” olarak değiştirilir.
Bugün bir anlamda, sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az meslektaşımla birlikte basın özgürlüğü için sessiz bir mücadele verdik.
Dün öğleden sonra takip etmemize izin verilmeyen davayı izlemek üzere sabah saat 08.30’da yeniden duruşma salonunun kapısındaydık. Ancak bir emniyet görevlisi tarafından basın mensuplarının bugün de içeri alınmayacağı bildirildi. Herhangi bir gerekçe sunulmadı. Polisin aktardığına göre, neden içeri alınmadığımızı biz iyi biliyormuşuz!
Yine de bir süre salonun kapısından, birkaç saat adliyeden ayrılmadık.
Sonuçta halkın haber alma hakkı için oradaydık ve bu bakımdan kamusal bir görev yapıyorduk.
Duruşmanın öğleden sonraki celsesi saat 14.00’te başladı. İkinci celse öncesi de yine salonun kapısındaydık, ancak üzülerek mahkemenin basın ile ilgili kararının değişmediğini öğrendik.
Yeni haftada duruşmaları izleyebilmek umuduyla adliyeden ayrıldık.
Ayrıldık ama duruşmadan da birtakım bilgiler edindik.
Beşinci günde savunma kürsüsüne çıkan ilk isim Şevket İlhan’dı.
“İmar kirliliğine neden olmak” ve “rüşvet vermek” suçlamasıyla yargılanan inşaat mühendisi İlhan, hakkındaki suçlamaları reddederken, eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde yazlık satın almasıyla ilgili iddialara yanıt verdi.
Erdem’in, Emin Adanur’un sahibi bulunduğu Ergünkent İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. adına olan 1 milyon TL’lik çeki Şevket İlhan’a verdiği, İlhan’ın da çeki Burhaniye’deki yazlık projesini birlikte inşa ettikleri firmaya teslim ettiği iddia ediliyordu.
İlhan, ifadesinde, ne kendisine bir çek geldiğini, ne böyle bir çek kullandığını, kayıtlarında böyle bir çek olmadığını söyledi ve “Tespit eden varsa çıkarsın, gerekirse imza incelemesi yapılsın.” dedi.
“Rüşvete aracılık etmek” suçlamasıyla yargılanan iş insanı Mehmet Necati Çelebi de savunmasını yapan isimlerden biri oldu.
Suçlamaları reddeden Çelebi, 7-8 ayrı şirketi bulunduğunu, sadece bir şirketinin yıllık cirosunun 8 milyar olduğunu anlattı.
Bursa ve Türkiye dışında yurt dışı yatırımları olan, Irak’ın kuzeyinde devlet destekli iş yapan firmaları bulunduğunu kaydeden Çelebi, iddianamede yer aldığı şekliyle bir menfaat teminine hiçbir zaman ihtiyaç duymayacağını ifade etti.
Son beş günde 50 yılda tanımadığım kadar avukat tanıdım, tanışmadıklarımla göz aşinalığı oluştu; zaman zaman sohbet ediyoruz, görüşlerini dinliyoruz.
Savunma avukatları hem duruşmada hem duruşma salonu dışında iddianameyi sert şekilde eleştiriyor, başta tarih tutarsızlıkları olmak üzere çelişkileri ortaya koyuyor. Kısacası savunma, davaya yol açan iddiaların kanıtlanamadığı görüşünde.
Bursa tarihinin en önemli davası diyoruz ya boşuna değil!
Her ne kadar içeriğinde “suç örgütü”, “rüşvet”, “imar kirliliği” olsa da bir numaralı sanık seçilmiş büyükşehir belediye başkanı, iki numaralı sanık eski ilçe belediye başkanı olunca, bir de içinden geçtiğimiz siyasi süreç, yani “konjonktür” düşünüldüğünde “temkinli bir iyimserlik” taşıyor savunma avukatları.
İyimserliğin nedeni Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğüne duyduğu inançla ilgili olarak hukuk çevrelerinden edindikleri bilgiler, kanaatler. Kısacası mahkeme başkanına ve heyetine güveniyoruz, hukukun gereğinin yerine getirileceğine inanıyoruz, diyor avukatlar.