Bizim ailede kitap fuarı denince akla hemen sevgili Aydın Ilgaz ve tabii ki sevgili Nilgün Ilgaz gelir. Dostluğumuz Bursa’da düzenlenen ilk kitap fuarı ile başlamıştır. Demek ki 23 yıl olmuş! Aydın Ağabey’i 2022’de kaybettiğimizden beri ilk kez gidiyorum Bursa Kitap Fuarı’na.
TÜYAP’ın düzenlediği Bursa Kitap Fuarı iki yıldır Altınova’daki Bursa Fuar Merkezi’nde (BFM) değil, Merinos-Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılıyor. Kurulduğundan beri TÜYAP tarafından işletilen BFM, 2025’te Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın bir iştiraki olan KFK Fuarcılık AŞ tarafından devralındı.
Bakalım onlar kültür fuarcılığı yapacak mı?
Merinos’taki kitap fuarı nedense daha bir sempatik geldi bana. Alan küçük, öyle olunca katılımcı az, ama onlar da mutsuz görünüyor. Genel ekonomik krizi, kâğıt karton mürekkep işinde büyük ölçüde dışa bağımlı olduğumuzu düşününce, stantlardaki yayıncıların çoğunlukla neden gülmediğini anlamak kolay oluyor. Okurlar da pek mutlu görünmüyor, çünkü fuar indirimlerine rağmen kitaplar pahalı.
Fuara adım atar atmaz kulağımıza çalınan uğultuyla yine Aydın Ağabey geliyor aklıma. “İşte en sevdiğim ses bu,” derdi Aydın Ağabey, “kitap fuarlarındaki bu uğultu, hele de çocukların şen şakrak gülüşleri eşlik ediyorsa bu uğultuya…”
O uğultu eşliğinde ne unutulmaz sohbetler etmiştik yıllarca. Babası Rıfat Ilgaz’ı, Kabataş ve Amerika yıllarını, THY'de çalıştığı dönemi, 12 Eylül sonrası yayıncılığa başlamasını, Çınar Yayınlarını, kitapta bandrol zorunluluğu için yaptıkları çalışmaları anlatırdı. E, biraz dedikodu da yapardık tabii, basın yayın dünyasına dair…
Yine o uğultu içinde stantları dolaşmaya başladık. İlk durağımız Nilüfer Belediyesi’nin standıydı. “Bir hediye hakkınız var” dedi görevli. Kapakta adını görür görmez hediyemi bulmuştum: “Yılmaz Akkılıç Anıları-Nerede Hata Yaptık Dost Okurlarım?”
Meslek büyüğümüz Yılmaz Akkılıç’ın anılarını, notlarını ve yazılarını bir başka meslek büyüğümüz Hacı Tonak bir araya getirmiş. Üstelik bu elimdeki, 2014’te yayımlanan ikinci kitap. Nasıl da haberim olmamış! Şimdi bir de ilk cildin peşine düşmek gerekecek diye dertlenirken, kendi adıma da rastlamam mı karıştırdığım sayfalar arasında, “Olay’daki Olay” başlıklı yazıda:
“… Başkan Şahin’in transatlantik icraatına son derece isabetli bir tespitle ‘Kent Terası’ adını veren bir başka gazeteci Esat Kaplan da kızağa çekilmiştir.”
Sanki daha dün gibi olup bitenler…
Türk Tarih Kurumu’nun standında bir hayli zaman geçiriyorum. Tek tek okuyorum adlarını kitapların, bazılarını alıp inceliyorum, sayfalarını karıştırıyorum. Ne var ki Çatalzeytin araştırmalarımda işime yarayacak bir kitap bulamıyorum.
Türk Dil Kurumu’nun (TDK) standında ise tam bir hazine buluyorum. Şu aralar “hikâye” işine sarmış durumdayım. Bugüne kadar “romancı” oldum bir okur olarak. Uzunu kısası fark etmedi, hikâyeye mesafeli durdum hep. Ne büyük gaflet! Zararın neresinden dönsen kârdır hesabı ve arayı kapatabilecekmiş gibi bol bol hikâye okuyorum. Böyle olunca TDK’nin Temmuz 1975 tarihli Türk Dili (Aylık Dil ve Yazın) dergisinin Türk Öykücülüğü Özel Sayısı’nın (286) tıpkıbasımı için ancak hazine denebilir.
Genç bir öykücü ile de tanıştım fuarda: Aynı zamanda öğretmen olan Soner Yağışan. “Anlaşılmanın Kıyısında” adlı deneme kitabının kapağı daha albenili olsa da elim kara kapaklı “Işıklar Söndükten Sonra” adını verdiği hikâyelerine gitti. Arka kapak yazısındaki “… anlattılar… anladılar… yeniden anlaşıldılar…” diye biten cümleler dikkatimi çekmiş olmalı. Bakalım anlaşabilecek miyiz genç edebiyat öğretmeninin 40 Kitap’tan çıkan ve kısa sürede ikinci baskı yapan Kars hikâyeleriyle!
Beni uzun süre sonra kitap fuarına götüren temel neden elbette imza günü olan gazeteci ve yazar dostlarımızdı.
Yazıp çizmeye benim gibi küçük bir ilçe gazetesinde, Yenişehir'de başlayan, matbaa kokusunu soluduktan sonra ne olursa olsun meslekten kopamayan, Bursa gazetelerinde uzun süredir köşe yazarlığı yapan, bu arada edebiyatı, özellikle de şiiri başköşeye koyan Binay Kazan’a “merhaba” dedik önce. Zamansız yitirdiği arkadaşı Cengiz Oruç’un vasiyeti gibi gördüğü “O bir kuştu, uçup gitti…” adlı kitabında seçme şiirlerini ve hayata dair yazılarını bir araya getirmiş Binay Ağabey. Alp Yayınları standındaki kısa sohbetimizde yaz başına yetişecek yeni kitabının müjdesini de verdi ve iki dize ile uğurladı bizi: “Kuşlar konuşunca güzelleşir hayat… / Ve kuşlar uçunca özgürleşir dünya…”

Kitap fuarının koridorları arasında bir sağa bir sola gide gele Majör Yayınlarına vardık. Minteks’in kurucusu Özkan İrman’ın kitap dünyasına ve de Bursa’ya armağanı Majör Yayınları. Yayın yönetmenliğini yine bir meslektaşımız, Sibel Bağcı Uzun üstleniyor. Bursa Kitap Fuarı özelinde alkışlanacak bir karar almışlar. 9 gün boyunca satılan kitapların tüm geliri Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağışlanıyor.
İnsanı kıskandıracak kadar çok sayıda kitabı olan (ben 28 tane saydım) Özkan İrman son olarak “bir şehrin buharından bir insanın kalbine uzanan iki ayrı yolculuk” anlatmış okura. Sadece yazarın değil bir şehrin geçmişinden izler taşıyan “Benim Hamamlarım Benim Hanımlarım”, son kitap olarak kitaplığımdaki yerini aldı. Ama imzayı henüz alamadık. İrman’ın imza günü 19 Nisan Pazar günü.
Bursaport’un değerli yazarları da Majör standında kitaplarını imzaladı. Türkiye’de podcast denince akla gelen birkaç isimden biri olan Özcan Yazıcı “Herkes Podcast Yapabilir” adlı kitabını imzaladı. Ona yetişemedik ama şiir tutkusunu yazılarından da bildiğimiz sevgili Okan Aras, “Artık ben de kitapsız değilim” diye gülümseyerek karşıladı bizi. Oysa yıllarını perakende sektörüne veren Aras’ın Ekonomi Yayınlarından çıkan tam beş kitabı vardı. Ama edebiyat; şiir, hikâye, deneme başka işte...

Kitaplar fırından yeni çıkmış ekmek gibi. Dumanı üstünde. Yaşamın içinden sıcacık kısa hikâyelerin buluştuğu “Başı Açık Öyküler” ile “Deli Kırmızı” ve “Asi Düşler” adlı şiir kitapları. “Başı Açık Öyküler”de sarsılmaz dostlukların, dayanışmanın, paylaşmanın ve fedakarlığın sımsıcak anlatımı var. “Deli Kırmızı” ve “Asi Düşler”de ise şehirlerin ıslak sokaklarında akıp giden hayat, tabii ki aşk ve tabii ki yürek sızıları söz olmuş, dizelere düşmüş. Hiç yürek sızısı olmayan adam şiir yazabilir mi zaten?
Okan Aras, “Deli Kırmızı”daki “Zerrem Sevgi”de “tıpkı, bütün kitapları okuma isteği gibi… / görmek lazım gelir / bunca yaşa rağmen / dünyanın her zerresini!” diyor. O istek kitap fuarlarında, kitaplar arasında dolaşırken o kadar güçlü geliyor ki insana, bunu gerçekten başarabilir duygusuna kapılıyorsunuz!
Majör’de merakla uzandığım kitaplardan biri de sevgili Fuat Delibaş’ın “İngiltere Günlüğü: Demir’in Maceraları” adlı kitabı. Apansız ölümüne hala inanamadığımız Fuat’ın Sibel’e (Bağcı Uzun) emanet ettiği kitap geçen yıldan beri vitrinlerde. Kitabın satışından elde edilen gelir Fuat’ın “neşem, sebebim, umudum” dediği kızı Defne’nin eğitim fonuna aktarılıyor.
Elbette başka kitaplara da dokunduk, başka kitaplar da aldık, ama aklımızda alamadıklarımız kaldı. Kitap fuarlarının en kötü yanı bu: Tam da kendinizde bütün kitapları okuma gücünü hissettiğinizde bütün kitaplara sahip olma şansınız yok!.. Bir kötü yanı da şu fuarların: Stantlarda oturmuş okurlarını bekleyen yazarların önü boş kalıyor ya. Ya da yazdığı kitap ilginizi çekmediği için göz göze gelmemeye özen göstererek önünden geçip gidiyorsunuz. O zaman çok üzülüyorum işte…