Madem Nâzım Hikmet olacak bu yazının konusu, onun gibi tam da kitabın ortasından başlayalım konuşmaya.
Tarihi Bursa Cezaevi aslına uygun olarak yeniden inşa edilmelidir!
Evet evet, Uluyol’da bulunan adliye binası bir başka yere taşınmalı, yerine eskiden olduğu gibi cezaevi binası yapılmalıdır.
İçine elbette mahkûm koyacak değiliz!
İçine tarih koyacağız, kültür, sanat, edebiyat; şiir, roman ve resim, çocuk sesleri, çokça umut koyacağız.

Nâzım Hikmet’in ölüm yıldönümünde (3 Haziran) Nilüfer Beşevler’deki Nâzım Hikmet Çınarlığında “Bu Şehir Güzelse Senin Yüzünden” başlığıyla düzenlenen anma gecesinde durup durup bu düşünce geldi aklıma.
Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in sözleri de bu düşünceyi tetikledi:
“Şehirler aslında hikâyeleriyle markalaşır, değerleriyle markalaşır ve biz Bursa Cezaevi’ni koruyamadık doğrusu. Orhan Kemal, İbrahim Balaban, Deniz Gezmiş, Cihan Alptekin buralarda yatmış. Hem kültürel miras açısından hem de somut olmayan kültürel mirası açısından çok kıymetli bir yerimiz olmasına rağmen cezaevini koruyamadık ne yazık ki. Oysa ki bugün orası bir müze olsaydı ben inanıyorum ki her gün binlerce insan başka şehirlerden gelip Nâzım’ın yattığı yeri görmek isterdi.”
Anma gecesinde Halil İbrahim Özcan’ın yönettiği söyleşinin konukları Şafak Baba Pala ve Güney Özkılınç’tı.
“Nâzım’ın Bursa Yılları”nı da “Nâzım’ın Bursa’daki İnsanları”nı da kaleme alan Güney Özkılınç, “Nâzım’a Bakan Yüzler”i tek tek anlatırken, hem Nâzım için cezaevinin anlamını hem cezaevi(ndekiler) için Nâzım’ın anlamını ortaya koydu.
Nâzım Hikmet, Anadolu insanını biraz İstiklal Yolunda görüp tanıdıysa da işçiyi, köylüyü, rençberi; memleketinden insan manzaralarını cezaevinde bilip sevmiş; sese, söze ve hatta tuvale dökmüştü.
“Nâzım’ı diğer şairlerden ayıran önemli bir yönü köylülerce de bilinmesiydi” dedi Güney Hoca:
“Nâzım Hikmet, dokumacı grubuyla Bursa Cezaevini bir işlik haline getiriyor. Cezaevinden Bursa’nın toplumsal yaşamına etki ediyor. Cezaevi adeta bir çekim merkezi haline geliyor.”

Şafak Baba Pala ise “O Ne Büyük Bir Umut: Nâzım Hikmet ve Bursa-Duvarların Ardından Şehrin Hafızasına” başlıklı sunumunda cezaevi ve adliye duvarlarından kültür merkezi duvarlarına uzanan bir hikâye yazdı.
Nâzım, Kemal Tahir’e yazdığı bir mektupta Bursa Cezaevini “tayyare biçimi bir bina” diye tanımlar. Ne ilginçtir, şair Bursa’daki tek özgür gününde de Tayyare Kültür Merkezi’nde olacaktır.
Nâzım Hikmet’in şehrin hafızasındaki yerini iki önemli bina üzerinden tasvir eden Şafak Baba Pala, Nâzım’ın Bursasız, Bursa’nın da Nâzımsız anlatılamayacağını söyledi:
“Nâzım Bursa’ya çok emek vermiştir. Prag’da Kafka neyse Bursa’da Nâzım odur. Nâzım Bursalıdır.”
Gerçekten de cezaevinden çıktıktan sonra bile Bursa’da kalmayı planlayacak kadar Bursalıdır Nâzım.
Hem de izleri şehrin her yanında, toprağında taşındadır…

Şehrin Nâzım’ın kıymetini gerçekten bileceği günlerin yeniden gelmesi umuduyla gençliğimde karaladığım uzun bir şiirden birkaç dize ile bitireyim:
“ (…)
Çayını Kozahan’da içersin ıhlamurlar altında.
İpek gibi incinsen de hayatta,
Ne mutlu olduğunu düşünürsün ısrarla.
Yatar Bursa Kalesinde
Dokumacı Nâzım’a kayar aklın bir ara,
Senin bastığın taşlara bastı mı o da!”