“Gazeteci yaşadığı çağın tanığıdır” demiş, Gabriel Garcia Marquez…
Tanık olabilseydi, Bursa’da 9 Nisan 2026 tarihinde yaşanan birkaç saati nasıl anlatırdı bize Gabo?
Son derece sert ve neredeyse elle tutulacak kadar gerçek manzaradaki mantık dışılığı nasıl hikâye ederdi?
Büyükşehir Belediyesi ile CHP Bursa İl Başkanlığı arasındaki - iki bina arasındaki öfke ve hüzün dolu yolculuğu nasıl kaleme alırdı?
Aslında gazeteci olarak tanık olduğum her şey gerçekti, ama hiç sıradan değildi. Gerçeğin biraz da sıradan olması gerekir. Oysa tahammül sınırlarını zorlayan mantık dışılık öylesine gözlerimin önündeydi ki aklım hep hakikatin kendisindeydi.
Sabah Büyükşehir Belediyesine gitmek üzere Zafer (Opsar) ve Özcan (Yazıcı) ile buluştuğumuzda Büyükşehir Meclisini en son yine bir seçim için izlediğim vardı aklımda: Alinur Aktaş’ın 2017’de başkan seçildiği gün. Yine öyle bir gün olacaktı. Sadece bu kez CHP adına sert bir söylev çekilecek, bir iki slogan atılacak, sonra salonun yarısı boşalacak, seçime geçilecek, belediyeye bir başkan vekili seçilecekti.
Aracımızı SGK’nın arka tarafındaki ara sokaklardan birine park ettik. Hızlı adımlarla belediyenin önündeki üst geçidi geçtiğimizde polis barikatı karşıladı bizi. Kısa süre içinde koca belediye binasının dört bir yandan demir bariyerlerle sarılmış olduğunu gördük.

Son 10 gündür akşam eylemlerinin yapıldığı Zafer Parkı’nın girişindeki kontrol noktasında üzerimiz arandı, çantalarımıza bakıldı. Bariyerleri aşmıştık ama içeri nereden gireceğiz diye bakınırken, neredeyse Bursa’daki bütün gazetecilerin parkın bir yanında, iki bariyer arasında oluşturulan yoldan binanın ön tarafına doğru koşar adım yürüdüğünü gördük. Genç ve nazik polislere derdimizi anlatmak zor olmadı. İkinci bariyeri önce ben aştım ama nafile. Binanın önce C, ardından B blok girişine ulaştım. Henüz kapıya yanaşmamıştım ki az önce koşar adımlarla önümden geçen meslektaşlarımın grup halinde geri döndüklerini gördüm: Bu kapıdan değil arka kapıdan!..
Hedef B blok arka kapı girişiydi ama oraya varamadan, önce “Bursa’nın başkanı Mustafa Bozbey” sloganları duyuldu, sonra da yumrukları havada kalabalık bir grubun, Meclis salonuna girişin de bulunduğu kapalı otoparka doğru yürüdüklerini gördük. Onlar CHP’li meclis üyeleriydi ve yanlarında milletvekilleriyle il başkanı ve kimi partililer vardı. Neredeyse onlarla aynı anda polisler de irili ufaklı gruplar halinde kapalı otoparka doluştu. Tabii hemen arkalarından da biz... Avuç içi kadar yerde CHP'lilerle polis didişiyor, biz de fotoğraf video çekip canlı yayın yapmaya çalışıyorduk. Biraz arkalarda kalsam da otoparkın içindeydim. Bir an sendeledim. Arkamı dönüp baktığımda ellerinde kalkanlarla taze kuvvet çeviklerin sırtlarını duvara dayayıp bizi de ittirerek ilerlediklerini gördüm. Sloganların sustuğu bir an ve sesler yeniden yükseldi, sonra bir arbede, bir şangırtı koptu, otoparktan binaya giriş kapısının camının yere indiğini gördüm. Sonra da o kesif koku geldi. Hemen kendimi dışarı attım. Biber gazı CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ile CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nu adeta mahvetmişti.

Anladığım kadarıyla CHP’liler dışarıda toplanıp hep birlikte girmek istemişlerdi Meclis’e. Yer olarak da “her zaman kullandığımız yer” dedikleri giriş kapısını, otopark girişini seçmişlerdi. Adeta bilinmeyen bir el ise “hayır o kapı değil, gireceksen bu kapı” diye başka bir noktayı işaret etmişti, niyeyse! Biz gazeteciler ise o kapı bu kapı derken CHP’lilerle birlikte biber gazını yiyen, kalkanlarla itilen kakılan, sağı solu moraran, gözlüğü kırılanlar olmuştuk.
Bana kalırsa ve benim gördüğüm kadarıyla arbedenin nedeni “Meclis’e gereğinden fazla misafirin giriş yapmak istemesi” değildi. Kaldı ki Meclis toplantıları halka açıktır, isteyen katılır, kimse kimseye “senin izlemene gerek yok” diyemez. Seçim gündemli toplantı, “gereğinden fazla” talep göreceği düşünülerek, daha büyük bir yerde, örneğin Merinos’ta yapılabilirdi. Görülüyor ki yasada yeri olmamasına rağmen atanan başkan vekili de, görevini ancak seçim günü hatırlayan meclis başkan vekili de "misafir yoğunluğu" olabileceğini hiç düşünmemiş.

Ben bu düşünceler içindeyken kapalı otoparktan çıkan CHP’liler bu kez yollara döküldü. İl Başkanı Yeşiltaş ile Nurhayat Altaca Kayışoğlu en önde, yanlarında, sol yumruğu hep havada Orhan Sarıbal ve her şeye rağmen en beyefendi haliyle Hasan Öztürk, Osmangazi, Nilüfer, Mudanya, Gemlik ve Harmancık belediye başkanları, genci yaşlısı meclis üyeleri, kimi avuçlarına döktükleri suyla gözlerini yıkayarak, kimi omzunu kolunu ovalayarak, dillerinde günlerdir hepimize ezberlettikleri sloganlarla Büyükşehir binasından Ankara Yolu’na çıktılar. Genç gazeteciler önde, bizim gibi tekaütler arkada yürümeye başladık. Polis belli ki bu olasılığı hesap etmemiş. Organize olmaları azıcık zaman alsa da yürüyüş ekibine yetişmekte gecikmediler. Biz üst geçide çıkıp manzarayı yukarıdan görelim derken arka arkaya iki TOMA duran trafiği yararak yürüyüşçülere vaziyet eder hale geldi. Yeniden yola düştük. Kalabalığın bir hayli arkasında kalmıştık ama göremesek de ortalığın karıştığını anlayacak kadar tecrübe sahibiydik. Nitekim bir süre sonra Altaca Kayışoğlu’nun gazeteci danışmanı Umut (Kutluca) ile karşılaştık. Üzgün bir halde “Vekil hastaneye kaldırıldı” dedi.
Kent Meydanı’na vardığımızda CHP’lilerden bir grup oturma eylemine başlamış, bir grup da Kayışoğlu ile birlikte yakındaki hastanedeydi. Sanırım bir saati aşkın bekledik. Beklerken küçük kalabalıktaki insanların yüzlerine baktım, kendi aralarında konuştuklarını bile isteye dinledim. Ne kadar öfkeli, ne kadar üzgün, ne kadar sinirden gülen, ne kadar umudunu tüketmiş insan vardı. Öyle umutsuzlardı ki kimse birbirini dinlemiyordu sanki. Derken hastane ekibi geldi. Bursa’nın işgaline atıf yaparak ellerinde “puşide-i siyah” ile meydanda son bir açıklama yaptılar. O arada Büyükşehir Meclisindeki seçim bitmiş, Şahin Biba 61 oyla başkan vekili seçilmiş, CHP’nin 47 yıl sonra kazandığı Bursa Belediyesi 2 yıl sonra yeniden AKP’ye geçmişti.
Meclis’i, birinci başkan vekili sıfatıyla yöneten Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Cumhuriyet Halk Partili Meclis üyeleri, Meclis grubu, Meclis’e girmemeyi tercih etti. Girse sonuç değişecek miydi? Elbette sonuç değişmeyecekti.” sözleriyle çoğunlukçu bakış açılarını özetlerken, Nurhayat Altaca Kayışoğlu “Bu seçim yasal olabilir ancak meşru değildir” sözleriyle vicdanlara sesleniyordu.

Kimse iktidar sahiplerinden centilmen bir siyaset beklemedi. İkisi bu memlekette neredeyse 20 yıldan fazla süredir yan yana gelemiyor zaten... Ama kimse halkın meclisinin kapısının kapatılacağını hesap etmemişti. Halkın seçtiği meclis üyelerinin otoparkta kapalı kalacağını, gazetecilerin o kapıdan o kapıya koşturulup duracağını, olan biteni izleyen partililerin polis müdahalesiyle karşı karşıya kalacağını düşünmemişti.
Evet, gerilimi yüksek bir meclis izleyeceğimizi biliyorduk, ama o gerilimin şehrin sokaklarına yayılacağı ve aslında o toplantıyı hiç izleyemeyeceğimiz, sonra da üzerine "demokrasi", "hukuk", "millet iradesi", "demokratik süreç" söylevleri dinleyeceğimiz gerçekten aklımızın ucuna bile gelmemişti.