SON DAKİKA
Hava Durumu

BTSO için alternatif bir senaryo önerisi

Yazının Giriş Tarihi: 29.06.2026 18:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.06.2026 18:41

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın sonbaharda yapılması beklenen seçim yarışı bir hayli hareketli başladı.

Aylar öncesinden “adayım” diyen Özer Matlı’nın birkaç saatlik gözaltı macerası süreci etkiler mi bilinmez!

13 yıldır hiçbir seçimden önce “adayım” diye açıklama yapmadan seçilen İbrahim Burkay yine çok hızlı!

Burkay, geçtiğimiz günlerde Bursa iş dünyası ile buluşmuş ve “tarihi” projelerini açıklamış.

O buluşmada bir de yapay zekâ ürünü film izletilmiş katılanlara.

Sosyal medyada karşıma çıkınca ben de izledim. İzledim ama övenlere inat hiç beğenmedim.

Beğenmediğim için yeni bir senaryo yazdım.

Buradan buyurun:

***

137 yıl önceden gelen Osman Fevzi Efendi'nin hayal kırıklığı

İlham verici sinematik bir müzik eşliğinde…

GKMN16 adlı zaman kapsülü Bursa semalarında döne döne Kapalıçarşı’nın üzerine gelir.

Türkonot, Borsa Sokak yakınlarında iniş yapabileceği bir yer aramaktadır.

Koza Hanı’na en yakın yer Cumhuriyet Caddesi üzerindeki küçük Ertuğrul Bey Meydanı’dır.

Zaman kapsülü B Kafe’de ucuz belediye kahvesi içen Z kuşağının şaşkın bakışları arasında meydana iniş yapar.

Kapsülün kapısı bir süre sonra aşağıya doğru açılarak merdivene dönüşür.

Kapıya dikilen tüm gözler bir anda neredeyse 150 yıl önceye gider.

Kapıda beliren kişi…

Başında birinci kalite keçeden yapılmış bordo fesi, ince çuhadan siyah redingotu ve düz kesim pantolonu, kolalı yaka beyaz gömleğini süsleyen kendinden desenli ince bordo kravatı ve pırıl pırıl parlayan rugan ayakkabılarıyla Burdurizade Osman Fevzi Efendi’den başkası değildir.

Yıllar yıllar sonra yeniden Bursa’ya ayak basan Osman Fevzi Efendi’nin, burnuna gelen ilk kokunun "filtre kahve" kokusu olduğunu bilecek hali yoktur.

“Kahvenin kokusu bunca değiştiyse hatrı kalmış mıdır acep?” diye düşünmeden edemez.

B Kafe’deki işsiz gençlerin, öğle namazını henüz eda eden cami cemaatinin, Tuz Pazarı’ndan inen yorgun emeklilerin, dükkânlarının önünde çay içip zabıtayı çekiştiren esnafın “kesin kamera şakasıdır” diyen bakışlarına aldırmadan, elindeki çantayı sallaya sallaya Koza Hanı’na yönelir.

Aslında GKMN16 ile Kapalıçarşı üzerinde yukarıdan bir tur atmamış olsa, öldür Allah, Koza Hanı bulamazdı. 150 yıl önce başta o görkemli Taç Kapı olmak üzere Koza Hanı ve diğer hanları koruyup kollamak için ne fedakârlıklarda bulunmuşlardı. Ata yadigârı, vakıf mirasıydı hepsi.

Osman Fevzi Efendi, Taç Kapı’nın iki yanını kapatan tekstilci sergilerinden gelen ikinci sınıf Çin malı çul çaput kokusunu içine çekmek zorunda kalsa da kararlı adımlarla tarihi hana girdi.

Tam o sırada içeride büyük bir yaygara kopmuştu. Hanın avlusunu gökyüzüne kapatan dev şemsiyeler toplanıyor, hafif masalarla plastik sandalyeler küçük bir kamyonetin kasasına yükleniyor, kimi esnaf bağırıp çağırırken kimi esnaf sessiz sessiz gözyaşı döküyordu. Olan bitene anlam veremeyen Osman Fevzi Efendi, çaresiz gözlerle koza çuvallarını aradı ama nafile!

Yeleğinin cebinden köstekli saatini çıkarıp baktı. Hemen üst kata yöneldi. Kapılara baka baka ilerledi. Bazı kapıların hanın taş rengiyle uyumsuz, bembeyaz, adeta plastik gibi bir malzemeyle yenilenmiş olmasına şaşırarak, 9 numaralı dükkânın önüne geldi. Kendisini tam 137 yıl önce olduğu gibi yepyeni bir başlangıç noktasındaymış gibi hissediyordu.

9 numaralı dükkânda Osman Fevzi Efendi’ye büyük hürmet gösterdiler. Neredeyse herkes vardı: Büyük tüccarlar, fabrikatörler, bankacılar, müteşebbisler, kethüdalar, oda reisleriyle azaları ve de şehri yönetenler; atanmışlar ve seçilmişler…

Başköşeye oturttular Osman Fevzi Efendi’yi.

Tam karşısında bir beyaz perde vardı.

Müsaadeniz olursa” dediler, “sizden sonra neler olmuş, neler yapmışız, nereden nereye gelmiş şehir, biz anlatmayalım, hep birlikte izleyelim…”

Alâ, alâ” dedi Osman Fevzi Efendi.

Ne olduğunu anlamadan, oda karardı, film makinesi çalışmaya başladı.

O sırada “istikbal-i müşterek” yazısı perdenin altında bir görünüp bir kayboluyordu.

Önce ipek kozalarından çıkan böcekler bir fabrika tezgâhının üzerinde birer kuyruklu yıldıza dönüştü.

Sonra vakti zamanında bakmaya kıyamadıkları ovada fabrika binaları, fabrikaların hemen yanında yöresinde ev dedikleri biçimsiz yapılar…

Osman Fevzi Efendi’nin kulağına eğilen bir muhterem, “Sanayi mıntıkalarımızın sayısı sürekli artıyor efendim. Halen sayısı 16’dır. Bakın burayı da Karacabey’de parselledik. Önde gelen fabrikatörlerimizin hepsi yer aldı. Alamayan çok olunca şimdi büyütüyoruz. Kimseyi küstürmeyelim değil mi efendim!" diye izahat verdi.

Osman Fevzi Efendi’nin aklından “ya hû her yeri fabrika yapmışlar, herhalde rençberlik filan kalmadı artık, ne yiyip ne içer acaba bunlar” diye geçti ama “cahil, görgüsüz, istemezükçü” derler diye sustu!

O sırada avludan gelen uğultunun kavga sesine dönüştüğü anlaşılınca hep birlikte dışarı çıktılar.

Masa sandalyesi toplanan esnafın tepkisi artınca meseleye kolluk el koymuştu ama esnafa kulak asan yoktu.

Anlaşılan sınai meselelere kafa yormaktan esnafı tüccarı düşünen de kalmamıştı.

Osman Fevzi Efendi, avluyu temaşa ederken bu defa içeriden takur tukur sesler gelmeye başladı.

Yanında dikilen genç muhterem kulağına eğilip “Film devam ediyor efendim. Yelkanat Emrullah’la başlayan havacılık serüvenimize gelmiş sıra” dedi.

Osman Fevzi Efendi, gözlerini gökyüzüne dikip “Tayyare Meydanı da yaptınız mı, nerede, vızır vızır işliyor mu?" diye sordu ama sesi avludan gelen kavga seslerine yenildi.

Tayyare Meydanı varsa demiryolunu çoktan yapmışlardır zaten diye düşündü!

Yeniden 9 numaralı dükkâna döndüklerinde Bursalı fabrikatörlerin kısa filmi sergi vapurundan fuar merkezine, sırık arabasından lastik tekere dönmüş, beyaz perdenin sağında solunda “müşterek akıl” yazıları belirmiş, tarihi hanlarla otele çevrilen hastane binalarından sonra söz dönmüş dolanmış, yine şu Karacabey’de parsellenen sanayi mıntıkasına gelmişti.

Derken film bitti, tüm gözler Osman Fevzi Efendi’ye çevrildi.

Filmi çevirenler; senaryosunu yazanlar, oynayanlar, çekenler, kurgulayanlar hep birlikte Osman Fevzi Efendi’ye bakıyorlardı.

Osman Fevzi Efendi, bir an sustu, gözlerini yüzüne bakanların yüzlerinde gezdirdi, boğazını temizledi.

Belli belirsiz bir sesle tek bir cümle söyledi:

Biz böyle hayal etmemiştik çocuklar!..”

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.