Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) seçimlerine kısa süre kaldı.
Önce 1 Ekim’de üyeler komite üyelerini seçecek, sonra da yeni BTSO Meclisi yeni başkan ve yönetimi belirleyecek.
Elbette 1 Ekim’de ortaya çıkacak tablo nihai sonuca ilişkin bir fikir verecek.
BTSO seçimleri kent gündeminde daha önce hiç olmadığı kadar yer buluyor.
Öyle ki seçimlerin “Bursa’nın geleceğini şekillendireceği” söylemi neredeyse ortak görüş haline gelmiş durumda.
“Geleceği şekillendirmek” afili bir gazetecilik klişesidir. O nedenle de olur olmaz kullanılır. Oysa BTSO seçimlerinin Bursa’nın geleceğini şekillendirmemesi gerekir. Nihayetinde Oda’nın 60 bin civarında üyesi var. Bunlardan ne kadarı sandığa gidecek, belli değil. Bir önceki seçimde katılım oranı yüzde 25 bile değildi. Kaldı ki üyelerin tamamı oy kullansa da Bursa’nın geleceğine 60 bin kişi mi karar verecek?
Koca şehrin geleceğini bir grup kalantor sanayiciyle birkaç büyük tüccara bırakmak; yani tek bir kuruma havale etmek o şehre de o kuruma da haksızlıktır. Şehirlerin geleceği ortak akılla ortak paydada buluşularak şekillenir. Zaten BTSO da uzun süredir ortak payda kuruluşu olmayı reddetti, büyüme ve büyütme kuruluşu olmayı tercih etti. Tabii her üyesini büyütemezdi!
Elbette BTSO’nun işlevi, etkinliği ve ağırlığı başka bir konudur. Oda’nın temel görevi; tüccar ve sanayicilerin ortak çıkarlarını temsil etmek, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak ve kentin ticaret ile sanayisinin gelişmesine katkı sağlamaktır. O katkıyı sağlarken kentin havasına, suyuna, toprağına, insanına zarar verirseniz, ağırlığınız tartışma konusu olur. O katkının sağlanmasından ortaya çıkan rantı hakkaniyetli yönetmezseniz, dahası böyle bir kaygınız bile olmazsa, etkinliğiniz en basitinden dedikodu konusu olur.
Bu nedenlerle BTSO seçimleri kent gündeminin ilk sırasında yer alıyor ve adayların öncelikle yönetim anlayışları sorgulanıyor. Yoksa değişim tek başına bir sürpriz getirecek değil. Zaten değişim kavramını iki yönlü okumak gerekir. Değişim ileriye, gelişime dönük olabileceği gibi geriyi, gerilemeyi de getirebilir; onu da gelecek gösterir.
Değişim kavramının içini dolduracak unsur vaatler olabilir. Orada da reçetelerin omurgasını aynı ilaçlar oluşturuyor ve ne hikmetse o ilaç adları hep “osb” diye bitiyor: TEKN-OSB, GIDA-OSB-KOBİ-OSB… Yüksek/ileri teknoloji yalanıyla kurulan OSB’ler büyütülüyor; mevcut OSB’lerde hâlâ atıl kapasite bulunurken, “ihtisas” bahanesiyle yeni OSB projeleri üretiliyor; şimdiden mahkemelik olmuş OSB adlı yeni sanayi siteleri şehrin haritasını leopar lekeleri gibi kaplıyor.
Sanırım asıl mesele tam olarak bu noktada başlıyor. Bursa’nın ihtiyacı daha fazla OSB, daha fazla sanayi alanı, daha fazla depo ve daha fazla beton değil. Bursa’nın ihtiyacı büyümenin sınırını belirlemek. Mesele artık Bursa’dan zenginleşmek değil Bursa’nın zenginleşmesi. Kelimenin her anlamıyla…