SON DAKİKA
Hava Durumu

Bir turist Bursa’da 21 gün kalır mı?

Yazının Giriş Tarihi: 25.06.2026 20:31
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.06.2026 21:15

Geçen hafta sonu “Not Defterimde Kalanlar”ı yazmaya fırsat bulamayınca Eskişehir ziyaretini anlatmak bugüne kaldı.

Bir yıldır yüksek lisans için Eskişehir’e gidip gelen Elif’in finallere girdiği, cübbe giyip kep fırlattığı gün biz de Işık’la birlikte şehri keşfe çıktık.

Eskişehir’e daha önce de gitmiştik. Ziyaretimiz bu kez daha kısa süreli olacağı için “kesinlikle yapılacaklar” listesi hazırladık. Listede gezilmesi gereken üç müze ve görülmesi gereken sokaklar vardı. Neyse ki hepsi de yan yanaydı.

Bize “neyse ki” dedirten yan yanalık muhtemelen Eskişehir için birden fazla sorun anlamına geliyordur:

Şehrin tek bir cazibe merkezine kitlenmesi, o kilidin trafik yükünü artırması, kalabalığın aynı bölgede dolaşıp durması, turizm gelirinin kentte eşit dağılmaması, belli müzeler/merkezler önünde uzayıp giden kuyruklar…

Nitekim daha önce biraz da küçümseyerek “ne gerek var bu kuyruğa girmeye!” dediğimiz Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi ilk durağımız oldu. Doğrusu son derece etkileyiciydi!

Aslında bir kriter değil ama ben en çok "neredeyse aslı gibi" dediğim heykellerden etkilendim.

İkinci durağımız Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesi oldu.

Kafamdaki “neden Bursa’da bir cumhuriyet müzesi yok?” sorusu son günlerde “Bursa’da bir cumhuriyet müzesi olsa, nasıl olmalı” sorusuna evrildiği için Eskişehir deneyimi oldukça öğreticiydi.

Müzenin kurulduğu Turan Numune Mektebi binasının hikayesi bile tek başına insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor!

Tabii Eskişehir’e kadar gidip modern sanat müzesini (Odunpazarı Modern Müze) görmeden dönecek değildik.

Müzede şu aralar Yağmur Elif Ertekin’in küratörlüğünü yaptığı "Ferahfeza" adlı sergi var.

Abdülmecid Efendi’den Fikret Muallâ’ya, Mehmet Güleryüz’den Nuri İyem’e çok sayıda sanatçının eserlerinin yer aldığı sergi 13 Eylül’e kadar açık kalacak.

Müzeyi gezerken Işık'ın Pınar Akkurt'un "Arşiv" adlı çalışmasına yaptığı yorum bana sanatçının anlattığından çok daha anlamlı geldi.

"Modern sanat dediğimiz de herhalde böyle bir şey" deyip gülüştük!

Planlı gezilerin ardından kalan tüm zamanımızı Odunpazarı sokaklarını gezmeye ayırdık.

Sokaklarda gezerken iki müzeye daha uğradık.

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu Kırım Tatar Müzesi ile Ataol Behramoğlu Kitaplığı ve Edebiyat Müzesi.

Ataol Behramoğlu Müzesi, sadece şairin şiir ve yaşam serüvenini değil, o serüvene gölgesi düşen memleketin 50-60 yılını da anlatıyor bir bakıma.

Kırım Tatar Müzesinin bahçesindeki gözyaşı çeşmesi de hala aklımızda.

Kırım Hanı Cengiz Giray, genç yaşta kaybettiği eşi Dilara Bikeç’in anısına yaptırdığı çeşme için Bahçesaraylı Sufi bir taş ustasına “Bana öyle bir eser yap ki yaşadığım kederi cihan bilsin. Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın” diyor.

Gözyaşı çeşmesinin Eskişehir’deki replikası da Bahçesaray’daki aslı gibi ağlamaya devam ediyor!

Bursa öteden beri turizm alanında Eskişehir’in yaptıklarına, Odunpazarı’nın renkli ve cıvıl cıvıl sokaklarına imreniyor.

Oysa Hisar’ın, Yeşil-Emirsultan aksının, Misi’nin böyle olmaması için bir neden yok.

Muhtemelen Eskişehir de o kadar çabaya karşılık turizmden istenen payı alamadığı görüşündedir. Çünkü kentte ortalama kalış süresi 1,5 gün. Aşağı yukarı Bursa kadar. Ama önemli bir fark var. Bursa ortalama 1,5-1,8 güne yaklaşık 1,5 milyon turist ile ulaşırken, Eskişehir 500 bin turistle 1,5 günü yakalıyor!

Yine de her iki şehrin ortak sorunu turist sayısının artmasına karşılık geceleme sayısının artmaması. Bunun en önemli nedeni de sanırım ulaşım olanaklarının artması. Evet, ulaşım kolaylığı turist sayısını artıyor ama günübirlikçi sayısını daha çok artırıyor. Sanırım Bursa hızlı tren ile buluşunca bunu daha net göreceğiz.

Eskişehir’in avantajlı olduğu bir alan da gece ekonomisi. Kentte birbirine bağlı ve yürünebilir bir gece yaşam hattı oluşmuş durumda. Bursa’da ise turizm söz konusu olduğunda gece, yaşam, eğlence gibi sözcükleri kullananı "hımmmm, içki demek istiyorsun yani" diye, neredeyse dövmedikleri kalıyor!

Peki ne yapacağız?

Tam bu noktada sözü Araştırmacı-Yazar Güney Özkılınç’a bırakayım.

Kısa süre öncesine kadar Bursa Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi Tanıtım ve Turizm Daire Başkanı olarak bu işlere kafa yoran Özkılınç’ı geçtiğimiz günlerde Bursa Veteriner Hekimler Odası’nın düzenlediği “Bi Bilim Bi Sanat” söyleşilerinde dinledim.

Bursa’da turizmin nereden ilerleyeceğini geçmişine bakarak bulabiliriz” diyen Özkılınç’a göre, tarihte turistlerin Bursa’ya gelmek için birkaç nedenleri vardı:

- Şehri ve Uludağ'ı gezip görmek için gelirlerdi.

- Tarih için, ilk Payitaht'ın izlerini görmek için gelirlerdi.

- Bursa’ya ticaret için gelinirdi. Tüccarlar hanlarda konaklardı. Hanların alt katı ticaret, üst katı konaklama içindi, hanlarda yeme-içme yoktu.

- Bursa’ya kaplıca tedavisi için gelinirdi. Bursa sularının ancak 21 günde şifa verdiğine inanılır, çoğunluk 3 hafta kalırdı.

Düşünsenize turizmi!..

21 gün konaklamadan 1,67 gün konaklamaya…

Şimdi bırakın 21 gün kaplıca için Bursa’ya kalmayı, gelenler meşhur kaplıcalarımızın kapısında koca birer kilit buluyor!

Yine de umudu kaybetmemek lazım…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.