Hafızam beni yanıltmıyorsa Doç. Dr. Ersoy Soydan ile tanışıklığımız 2009 yılına, Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği Gölyazı Çalıştayı’ndaki buluşmamıza dayanıyor. Hoca o yıllarda Türkiye’de sayıları herhalde bir elin parmaklarını geçmez, turizm gazetecilerinden biriydi. Sonraları akademiye ağırlık verdi. Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema Bölümünün kurucu başkanı olunca iletişimimiz sıkılaştı. O Kastamonu’da yaşayan bir Bursalı olarak Bursa’yı benden de sormaya, ben de Bursa’da yaşayan bir Kastamonulu olarak Kastamonu’yu ondan da sormaya başladık. İkimiz birer memleket delisi, birbirimizin memleketlerinde, memleketlerimiz için dertlenir, çaba gösterir, kendimizce korur kollar olduk.
Ersoy Hoca, eğitime katkılarının yanı sıra Kastamonu’yu film festivalleriyle tanıştırdı, gezici film festivalinin Kastamonu ayağını öğrencileriyle birlikte kurdu, meşhur yönetmenleri Kastamonu’yla tanıştırdı. Yaklaşık iki yıl önce yine öğrencileriyle birlikte meşakkatli bir işe daha girişti: Küre Dağları’nın el değmemiş kesimlerine ev sahipliği yapan Kastamonu’nun kıymetli ahşap mirasını önce şehrin kendisine hatırlatmak, sonra da Türkiye’ye ve tüm dünyaya anlatmak. Bunu yapmanın en güzel yolu bölgenin eşsiz doğası ile zengin kültürel mirasını bir belgesel filme dönüştürmekti: “Ahşabın Cazibesi…”

Ersoy Hoca, telefonda projeyi anlatırken 2000 yılına gittim. Fransa’nın Normandiya bölgesinde bulunan Jumieges Manastırı Parkı’na Lepel-Cointet ailesi tarafından 152 yıl önce dikilen sedir ağacının hikâyesi geldi aklıma.
152 yaşındaki sedir ağacı 2000 yılının son günlerinde çıkan şiddetli fırtınada yıkılmış, Kastamonu ve Küreli ahşap ustaları bir anda dünya gündemine girivermişti. Yıkılmış olsa da anıt ağacı koruma kararı alan Fransa Kültür Bakanlığı, sedir ağacının el testeresiyle kesilerek kereste haline getirilmesine karar vermiş, bunun için de diplomatik iletişim kanallarını izleyerek Küreli usta Aziz Doğan’a kadar ulaşmıştı. Jumieges Manastırı’nın yöneticisi Isabelle Roby, “Karadeniz’de zengin ormanlar ve üstün kaliteli mesleki birikim sayesinde, istisnai boyutlardaki ağaçların el işi doğrama teknikleri korunmuş. Bu yüzden asırlık anıtsal ağacın işe yarar hale getirilmesi için geleneksel Türk hünerinden yararlanmak istedik” diyordu.
İşte bu dünyaca ünlü birikimi beyaz perdeye yansıtmak amacıyla yaklaşık 2 yılda 10 bin kilometre yol kat edildi. Kastamonu ve 20 ilçesinde, bazı ilçelerin köylerinde, bazı ilçelerin yaylalarında yaklaşık 300 saat çekim ve 30’dan fazla kişiyle röportaj yapıldı. Yazması kolay ama yapması o kadar kolay değildi. Bazen şiddetli yağmur altında, bazen göz gözü görmez sis ortasında, bazen diz boyu karda çalıştı ekip. Sonunda çekimler bitti, metin yazıldı, seslendirmeydi, kurguydu derken “Ahşabın Cazibesi”nin ilk gösterimi 30 Mart 2026’da Kastamonu’da gerçekleştirildi.

Yapım ve yönetim koltuğunda Ersoy Soydan’ın oturduğu, yardımcı yönetmenliğini Salih Ertosun ve Mehmet Oğuz Yıldırım’ın yaptığı, görüntü yönetmenliğini Salih Ertosun’un üstlendiği, senaryosu Ersoy Soydan, Abdullah Güray Başakçıoğlu, Güzide Kayıtmazbatır ve Mehmet Erol tarafından yazılan “Ahşabın Cazibesi”ni tiyatro sanatçısı Rıza Sönmez seslendirdi.
“Ahşabın Cazibesi” 23 ve 24 Mayıs’ta İstanbul’da yapılan gösterimlerin ardından 4 Temmuz’da yönetmeninin memleketinde, Bursa’daydı.

Tayyare Kültür Merkezi’nde yapılan gösterimde Bursa Kastamonu Dernekler Federasyonu Başkanı Erol Bodur, örnek bir ev sahipliği sergiledi. Ersoy Soydan ve ekibine emekleri için teşekkür eden Bodur, belgeselin Bursa’da gösterilmesinden ve federasyon olarak organizasyona ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
“Ahşabın Cazibesi” ile doyduğu şehre borcunu ödemeyi amaçladığını söyleyen Ersoy Soydan, Kastamonu’nun kıymetli ahşap varlığının bir dünya mirası olduğunu ve kentin UNESCO listesinde yer alması gerektiğini belirtti. Hoca’nın “Bu kent ve sahip olduğu kültürel miras artık hak ettiği değeri görmeli” sözlerini elbette ayakta alkışladım.
31 dakikalık film büyük ilgiyle izlendi. Gösterim sonrasında izleyenler düşüncelerini aktardı, sorularını sordu. Dinlediklerimden ve sorulardan çıkardığım iki sonuç oldu. Birincisi Kastamonu, Bursa’da bir kez daha ilgi ve merak odağı haline geldi. İkincisi ahşap ve ahşap yapılara yönelik bir farkındalık oluştu. Bana kalırsa bu da belgesel filmin amacına ulaştığını gösteriyordu.
“Ahşabın Cazibesi” sanırım yılbaşından sonra daha geniş kitlelerle de buluşacak. Televizyonlarda ve dijital platformlarda yayınlanacak. Ama önce özel gösterimlerin ve festival yolculuklarının tamamlanması gerekiyor. Festivallerden birinde 600 film arasından ilk 7’ye, 108 ülkeden 800 filmin katıldığı bir diğer festivalde ise ilk 12’ye kalmayı başardı. 27. Uluslararası Altınsafran Belgesel Film Festivali’nde ve Ankara’da bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Gordion Arkeofilm Festivalinde finale kaldı. Ödüle uzanır uzanmaz, orasını bilmem. Bildiğim o ki en büyük ödül, filmle birlikte Kastamonu’nun doğal ve kültürel varlıklarını her şeyden çok önemsemesi, koruyup kollaması ve “Ahşabın Cazibesi”ne yeniden kapılması olacak!
---
Not: Fotoğraflar aynı zamanda Ersoy Hoca'nın öğrencisi olan Olay Gazetesi muhabiri Mahmut Vural'a ait.