SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Üretici teşhisi koydu: Hayvancılığa ihanet!

Yazının Giriş Tarihi: 15.12.2017 09:12

Mutfağına sadece kurbandan  kurbana kızmızı et giren insanlar kilosu 30 liraya "ithal et", "ucuz et" haberleri ile yatıp kalkıyor. Ancak, hem yüksek maliyetler yüzünden üreticiyi üretimden caydıran, hem de yüksek fiyatlarla vatandaşın et tüketimini zorlayan bu çarkın tamgaz devam edeceği anlaşılıyor.  Zira bu işte bilgisizlik değil, "kasıt" ve "ihanet" konuşuyor gibi...

Kamuoyunda "ithal et"in fiyat artışına çare olup olmayacağı tartışıladursun, Bursa Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı İsmail Anıl, "Bir üst akıl tamamen bizim dışımızda kararlar alıyor ve uyguluyor. İthalatın bir çare olmayacağı, Türkiye'nin tamamen ithalata bağımlı olacağı, hayvancılığın tamamen çökeceğini hepsi biliyor. Bunları tasarlayanlar her şeyi bilerek yapıyorlar" dedi.

BUSİAD'ın Kültürpark'taki merkezinde düzenlenen "Türkiye'de Kırmızı Et Üretimi ve Tüketimi" paneli, pek çok sektörde olduğu gibi kırmızı et alanındada "üreteni üretemez, tüketeni tüketemez" hale getiren politikaların masaya yatırıldığı bir platform oldu. U.Ü Ziraat Fakültesi Zootekni Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Ak'ın yönettiği panelin açılışında Gıda Münendisleri Odası Şube Başkanı Lale Yıldız, BUSİAD Başkan Yardımcısı, SETBİR Başkanı, SÜTAŞ'tan Tarık Tezel konuştu. Konuşmacılar ise Ulusal Kırmızı Et Konseyi Başkanı Ahmet Hacıince, Bursa Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı İsmail Anıl, Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hali Hasan Yıldırım Oran, Bursa Kasaplar Odası Başkanı Muhsin Yıldız ile Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Koyuncu idi.

Yani hem işin akademisyenleri, üniversitede  önde gelen hocaları, hem ahırlarda hayvan besleyen sektörün temsilcileri hem de kırmızı et satıcısı kasapların temsilcisi oradaydı. 

Tuhaflığa bakın...

Herkes canlı hayvan ve et ithalatına karşı!

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, televizyonda ithalat için "içime sinmiyor" dememiş miydi?

Sadece hayvan üreticileri değil et satıcıları da karşı...

Eee peki nasıl oluyor bu iş! 

Kim bu ithal etin sorumlusu? 

Kim karar veriyor buna?

Hatta saman ithalatının sorumlusu kim?

Uzun yıllar sektör temsilcisi olan, bu işi Ankara merkezde de yapıp, karar verme mekanizmalarını yakından tanıma fırsatı bulan İsmail Anıl'ın tespitleri bence bu açıdan önemliydi.

Anıl'ın sözlerine bir bakalım...

ÜST KESİM ETİN ETİN EN İYİSİNİ YİYOR

"Kırmızı etin geniş tüketici vatandaş kitlesi tarafından tüketilmesi isteniyor mu, istenmiyor mu? İşçi kesimi, dar gelirli, ücretli alt düzey memur kesiminin gücü kırmızı eti satın almaya yetiyor mu yetmiyor mu? Temel sorun budur.

Bugün bu politikayı uygulayanlar, üst düzeyde bizi yönetenler, karar vericiler, üst kesim çok akıllı insanlar. Onlar etin en iyi yerlerini biliyor, orasını yiyorlar, fiyatına da bakmıyorlar. Benim de yiyeceğim kadar et alacak maddi gücüm var. Ben ve benim üzerimde maddi gücü olanları bu fiyatlar hiç de zorlamıyor. Ama nüfusun en az yüzde 60'ı, kırmızı etin bizim yediğimiz o yerlerinin adını bile bilmiyor.

Peki bizim burada konuştuklarımızı Bakan bilmiyor mu? Sayın Bakanımız çok iyi bir doktormuş. Tebrik ederim, saygı duyarım, ama senin Tarım Bakanlığında ne işin var? Ziraat Fakültesi'nde sıradan bir öğrenciyi Tarım Bakanı yapsan ve eline bir liste verip bunları yapmasını istesen, 'Kusura bakmayın ben Türk hayvancılığına ihanet edemem' der, biat ettiği makama 'beni azledin' der.

Bakınız çok açık, böyle giderse, Türkiye çok kısa zaman sonra tamamen ithalata bağlı hale gelecek. Türkiye tarım ve hayvancılıkta hala çok büyük bir potansiyele sahiptir. Sorunlar bellidir, neyin nasıl yapılması gerektiğini de herkes biliyor.  Avrupa'da, dünyada bu işlerin nasıl yapıldığı bellidir. Ama bir üst akıl maalesef bütün bunları bizim dışımızda düşünüyor, planlıyor ve uyguluyor."

İHANET...

Paneldeki sunumlarda çarpıcı veriler vardı. Tabi tarım ve hayvancılığın büyük ölçüde kayıt dışı bir alan olması, kayıtların yetersiz tutulması gibi pek çok neden yüzünden rakamların gerçek durumu yansıtmadığı söylenebilir, ama yine de rakamlar genel olarak hayvancılıktaki kötü gidişi gözler önüne serdi.

İşte bazı tespitler:

- Türkiye'de hayvanların otlayacağı meralar 45 milyon hektardan 14 milyon hektara düştü. Meralar yapılaşmaya, tarıma, yerleşmeye vs. açılırken, mevcut meralarda iyileştirme, ıslah yapılmadı. Bu yetmezmiş gibi, bir yandan terör olayları bir yandan artan göç, yaylaların, meraların terkedilmesiyle sonuçlandı, mevcut meralar da boş kaldı.

- Orman Bakanlığı'nın uyguladığı keçi yasakları ile kırsal kesim büyük bir potansiyeli heder etti. Keçilerin ortadan kalkması, ormanlık alanlarda otları yiyecek hayvanların olmaması, buralarda yazları orman yangınlarını artırdı. 

- Anadolu'nun büyük bölümünde en uygun hayvanlar koyun ve keçi. Ancak bir yandan "kırmızı et" olarak sadece sığır etinin takdim edilmesi, koyunun "yağlı" olduğu haberleri ve "kolestrol korkusu" insanları koyun etinden soğuttu. Kurban bayramı dışında koyun eti tüketimi hızla azaldı. 

- Devletin hayvancılık desteği hakiki üreticiye gitmiyor. Destek daha çok bina yapımı yoluyla inşaatçılara, ithal hayvan veya tarımsal makine, traktör, teçhizat satıcılarına yarıyor. 

- Markette 3,5-5 liradan satılan bir litre süt çiftçiden 1,3 liraya alınıyor. Mazot, yem, ot vs. fiyatları düşünüldüğünde bu artış artık üreticiyi kurtarmıyor ve dişi hayvanların ciddi bir bölümü besiye verilip etlik yapılıyor, kesiliyor. Örneğin Bursa Yıldırım'daki kurbanlık kesim yerinde geçtiğimiz kurban bayramında kesilen 9 bin büyükbaş hayvandan 7  bini dişiymiş. 

- Hayvancılık tesisleri artık büyük ölçüde Afganistan, Suriye, Irak gibi ülkelerden gelen işçilerin çalıştığı bir sektör olmuş. İşletme sahibi patronlar "Bizim Türkler çalışmıyor, 3 bin liraya çoban bulamıyoruz" deseler de yabancıların düşük ücret ve sigorta güvencesiz çalışmalarının çekici olduğu anlaşılıyor.

- "Ucuz et"in yolu, hayvan üretiminin artması, bu işin maliyetinin ucuzlamasından geçiyor. Bizde pahalılığın en önemli nedeni, işletmelerin otu, yemi, parayla satın almaları. Halbuki Avrupa, Avustralya, ABD, Rusya gibi ülkeler hem meraları ıslah edip verimli kullanmaları hem de yem bitkisi üretiminin yaygınlığı nedeniyle hayvan beslemede sıkıntı yaşamıyor.  Bakın, ithalat diye, ucuz  diye Avrupa'dan gelen hayvanlar besi ahırında günlük fabrika yemi  ile beslenen hayvanlar değil. Mera hayvanı bunlar!

- Avrupa'da etin Türkiye'den ucuz olmasının altında devletlerin uzun vadeli tarımsal politikaları var. İşletme büyüklükleri araziye göre planlanmış. Arazi kaç hayvanı besleyebiliyorsa, o kadar hayvan yetiştiriliyor. Ayrıca devlet stratejik bir sektör olarak tarımı destekliyor. AB bütçesinin yarıdan fazlası tarıma gidiyor.  Adam ahırda ineği danaladığında dana parası alıyor devleten. Bizde destekler çok cılız. Örneğin üreticiler buzağı başına bin 500 lira destek istiyor.

- Tarımdaki başarının ardında üretici birlikleri var. Ama maalesef Türkye'de çiftçi tamamen örgütsüz, dayanışma yok, ne alırken, ne satarken fiyatları kontrol etme gücünden yoksun. Oysa karşısındaki  celep-kasap-market kesimi gayet organize. Çiftçi tamamen büyük tüccarların insafına terkedilmiş durumda. Üretici ile tüketici arasındaki katmanlar aşırı şişkin, kazancın büyük bölümüne bunlar el koyuyor. Aracıların şişkinliği, üreteni üretemez, tüketeni tüketemez hale getiren bu çarkın ana dişlisi durumunda.

PAHALI ET YERLİ ÜRETİCİYİ DESTEKLEMİYOR!

Bizim mahallede kasap camekana bir yazı asmış: "1 kilo Sırbistan eti yiyeceğine yarım kilo yerli et ye, üreticini koru!... "

Şu işe bakın...

Sanki pahalı et yersek, çiftçimiz, üreticimiz korunacak!

Yav kardeşim, hayvanı besleyip yetiştiren, kahrını çeken, yemini verip bokunu temizleyen vatandaş eti mezbahada kesilmiş, tertemiz karkas olarak 20-25 liraya ancak satabiliyor.  Ama kasap, market bize o eti 45-50 liradan aşağı vermiyor. Kasap, market 20-25 liradan aldığı eti 30 lira gibi fiyatlara satsa ne kaybeder? Demek ki bizim ete ödediğimiz para sanıldığı gibi "yerli üreticiye" de gitmiyor. 

Hep aracıları zengin ediyoruz. Yani bu haliyle etin kilosuna 100 lira da versek bizim hayvancılığın kurtulma şansı yok. Sadece soyulduğumuzla kalacağız.

Hani işin kısası şu ki... Dünyada kırmızı et işi domuzla hallolmuş. Yediğini en çok ete çeviren hayvan galiba domuz. İnsanlığın ana kırmızı et kaynağı domuz olmuş.  

Bizde, coğrafi açıdan da buna alternatif olacak  hayvanlar sadece koyun ve keçi. Ama en büyük darbeyi bu iki cinse vurmuşuz!

Belki de kim bilir hayvancılığı, tarımı bitirmeyi hedefleyen bu "ihanet" en baştan planlamış; önce ormanları koruyoruz maskesi altında keçi yasağı konulmuş, ardından koyunların otlayacağı mera ve yaylalar tahrip edilmiş! (Sahi ormanları keçilerden koruyanlar, tam gaz giden orman talanına niye sessizler?)

Ve de şimdi bu "üsk akıl", önümüze öyle seçenekler koymuş ki, acaba et mi ithal etsek, ot mu ithal etsek diye kafa yorar olmuşuz.