SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ekonomideki 'başarı'nın perde arkası: PPP (3)

Yazının Giriş Tarihi: 21.09.2017 10:09

Buna göre, PPP modelinin, kabul edilen "Olumlu Yönleri" şöyle:

1. Hükümetler, devlet bütçesinin yeterli olmaması nedeniyle sağlayamadığı yol, köprü, metro, hastane, havaalanı, hastane, okul vs. kamu hizmetlerini bir şekilde yerine getirme fırsatı buluyor. Para devlet bütçesinden değil, uluslararası piyasadan sağlanıyor. Geri ödemesi de bütçeden değil, vatandaştan sağlanıyor.

2. Özel sektör sermayesi kamu hizmetlerinin yerine getirilmesine aktarılıyor. Özel sektöre büyük bir iş alanı açılıyor.

3. "Kamu Hizmeti"ni özel sektör, kamudan daha ucuza malediyor, tesisler, iş, daha verimli yapılmış oluyor.

4. Devleti yönetenler açısından zaman ve para tasarrufu ile sonuçlanmış oluyor.

"Olumsuz Yönleri" ve eleştiri noktaları ise şöyle:

1. PPP projelerini üstlenecek konsorsiyumlar, aslında mümkün olan en fazla kazancı elde edebilmek için oradadır. "Kamusal" bir yükümlüğü yoktur, derdi vatandaşa ucuz hizmet değildir, üç kuruş daha fazla kazanma peşindedir.

2. Binalar, geleneksel fonlarla (devlet parasıyla, bütçeden) yapılsa daha mütevazı inşaa edilecektir.

3. Binalar, proje, hızla tamamlanır, ancak kamunun garantiler vs. nedeniyle işi bununla bitmez. 25-30 yılda konsorsiyuma ödenecek miktar, işin maliyetini kat be kat aşar. Dolayısıyla sistem uzun vadede aşırı pahalıdır. Örneğin, yapım maliyeti 10 milyar dolar olan bir proje için konsorsiyumun, 20-30 yılda 30 milyar dolardan fazla kazanması öngörülmektedir. Yani toplum, vergileriyle devlet eliyle 1 liraya yapacağı işe PPP ile 2-3 lira ödemek durumunda kalmaktadır.

ŞEFFAFLIK, HESAP VERİLEBİLİRLİK... 

İş, altyapı ve kamu yatırımı olduğu için en kritik konulardan birisi aslında "siyasi risk".
Düşünsenize, bir yabancı finans kuruluşu, bir hükümetle 30 yıllık bir iş tutuyor, ortaklık kuruyor.

Normal bir demokratik sistemde hiç bir hükümetin bu kadar uzun vadeli iktidarda kalması beklenmediğinden, Dünya Bankası, sistemin güvenliği açısından şeffaflık ve hesap verilebilirlik konusunda çok hassasmış! Tabi şeffafflık ve hesap verilebilirlik ilkesinin asıl gayesi, "ülke kamu oyundan güçlü bir destek alıp, hükümet değişse bile projenin sürmesini sağlayabilmek."

Bu yüzden pek çok proje, "Sosyal bir strateji olmaması" nedeniyle reddedilmiş.

Dünya Bankası, bir yandan finans sahiplerinin paralarının akıbeti için, istekli ülkelerde projelerin aksaması, ülke mahkemesinin vereceği kararlar, iktidar değişiklikleri ile ortaya çıkacak olası iptal ve mağduriyetler vs. için konsorsiyumun çıkarını garantilemeyi hedefleyen "Uluslararası Tahkim Kurumu"nu oluşturmuş, bir taraftan da uluslararası finans devlerinin uzmanlarını bizzat bu üklelerde hükümete bakan vs. sıfatıyla üst düzey yönetici olarak önermiş. (Hemen aklıma Kemal Derviş, Mehmet Şimşek bu şekilde mi geldi, diye sormak geldi, merak ettim. Ayrıca, "Tahkim" konusuna hükümetin niye bu kadar asıldığını daha iyi anlıyorum. )

"PPP projesiyle ilgili bütün bilgiler kamuoyunun ulaşabileceği şekilde olmalıdır, hükümetler bunu sağlamakla yükümlüdür" deniyor örneğin.

"Kamu otoritesinin, kamu özel sektör ortaklığı ile yürütülecek projenin, diğer yatırım şekillerinden farkı ile ilgli açık bir politika çerçevesine sahip olması gerekir" deniyor.

"Şeffaflık" ve "Hesap Verilebilirlik" ilkelerini Dünya Bankası'nın, yatırımcının işini garantiye almak bakımından değerlendirdiği açık.

Ancak sadece ülkeye gelen paranın kazancını güvenceye almak değil, kamuoyunun da desteğini almak kritik öneme sahip.

Demokrasi standartlarının yüksek olduğu Batıda belki de bu yüzden tartışılan PPP modeli sıcak karşılanmazken, Türkiye'de örneğin, 3. Havaalanı, Körfez Geçiş Körpüsü vs. projelerin kamuoyunda tartışıldığından sözetmek herhalde mümkün değil. Bu projeler tamamen "Hükümet icraatı" olarak ele alındı ve devletin kendi parasıyla iş yaptığı dönemdeki "Hükümete güven" algısı çalıştırıldı.

Ortalama bir vatandaş, projeyi tartışma yerine, konuyu iktidardaki siyasi partiye destek verip vermemek şeklinde algıladı. Bu da konsorsiyumun işini kolaylaştırdı.

Hükümetin vatandaşa, "İstanbul'a dış finansman ile yeni bir boğaz köprüsü yapacağız. Ey vatandaş, köprü için devletin kasasından para ödemeyecağiz. Köprüyü yapan konsorsiyum, köprünün üzerinden geçenlerden hem masrafının çıkaracak hem de 25 senede şu kadar para kazanacak, ne diyorsunuz?" dediğini duyan varsa söylesin.

DEVLETTE PPP YAPILANMASI 

Son 20 senedir Türkiye ekonomisinde PPP kaynaklı kamusal projeler ve yatırımların payı sürekli artıyor.

PPP artık Türkiye'nin neredeyse ana kalkınma modeli olmuş, hükümet de bütün hesapları bunun üzerine kurmuş durumda. Yap-İşlet-Devret (YİD), Yap-İşlet (Yİ), Yap-Kirala (YK), İmtiyaz, İşletme Hakkı Devri gibi yöntemler konusunda dünya kadar yasal düzenleme yapıldı.

Örneğin, yapılan yasal değişiklerle YİD projeleri için idareler Kamu İhale Kanununa tabi olmayacak.

YİD uygulama sözleşmeleri için alınması gereken YPK onayı aşaması kaldırıldı.

Bu projelerde bütün isisiyatif Kalkınma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığı'na verildi. Örneğin, Kalkınma Bakanlığı ne işe yarar dediğinizde, asıl işinin PPP projeleri olduğu görülüyor.

PPP projeleri, devletin geleneksel denetim, idari vs. sisteminin dışına çıkarılmış durumda. Örneğin Bursa'dan da geçen İstanbul-İzmir Çevre Otoyolu ile Bursa'daki Karayolları Bölge Müdürlüğü değil, Karayolları Kamu Özel Sektör Ortaklığı Bölge Müdürlüğü diye bir birim ilgileniyor.

Hani İdari Mahkemeler bazı projelerle ilgili "Yürütmenin Durdurulması Kararı" veriyor da, buna rağmen o projenin yapımına devam edilme durumları yaşıyoruz ya... İşte bunun mantığı da burada galiba... Yani PPP projelerinde "Yerel Hukuk Sistemi" tamamen devre dışı...

Yoksa Tahkim var!

Ve tabi PPP modeli farklı şekillerde hayatın her alanında girdi. Alın bir örnek:

"Yüksek Öğrenim Kredi Ve Yurtlar Kurumu Kanunu" ve 2011 yılında 652 sayılı "Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ye eklenen maddeler ile sağlık alanındaki uygulamaya benzer şekilde eğitim ve öğrenci yurdu alanında da kısaca "Yap-Kirala" olarak adlandırılabilecek modelin yasal düzenlemesi gerçekleştirilmiştir."

Yap-İşlet-Devret (3996, 3465 ve 3096 sayılı kanunlar), Yap-İşlet (4283 sayılı kanun), Yap-Kirala-Devret (5396,652,6428 ve 351 sayılı kanunlar) ve İşletme Hakkı Devri(4046,5335,3465,3096 Sayılı Kanunlar) ile PPP modeli aslında en ücra köşelerde bile kendine yer bulmaya başladı.

Ve biz hala, bizi nasıl bir geleceğin beklediğinden habersiziz...

Zira bu projeleri artık iğneden ipliğe bütün kamusal hizmetlerde göreceğiz. Yani devletten ücretsiz, bedava beklediğimiz hizmetler doğrudan bize, vatandaşa fatura edilecek...

Üstelik, yarın hükümet sandıktan çıkamasa da kervan yoluna devam edecek!

Zira PPP projeleri Uluslararası Tahkim sistemi ile garantiye alınmış durumda.

İşin tuhaf yanı, iktidara gelme umudu taşıyan muhalet partilerinin itirazları, PPP uygulamalarının sonuçlarına gösterilen vatandaş tepkisinin bir adım ötesine geçemiyor.

Eleştiriler, köprü ve otoyollara yapılan zammın miktarıyla sınırlı!

@ERODURSUN