SON DAKİKA
Hava Durumu

BTSO nereye koşuyor?

Yazının Giriş Tarihi: 29.09.2026 01:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.09.2026 11:10

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) herkes seçime odaklanmış durumda. Dananın kuyruğu 1 Ekim Perşembe günü kopacak. Sanayi ve ticaretle uğraşan yaklaşık 60 bin üye 2013 yılından beri başkan olan İbrahim Burkay’ı mı, yoksa yine 2013’ten beri Bursa Ticaret Borsası başkanlığı yapan Özer Matlı’yı mı seçecek, göreceğiz. Ama hangisi seçilirse seçilsin mevcut gidişatta hiçbir değişiklik olmayacak. Türkiye’nin en köklü kuruluşlarından birisi olan BTSO bu gidişatla Bursa ekonomisindeki yerini, gücünü, konumunu kaybetmeye devam edecek. Oda zenginleşecek, ama Bursa iş dünyası, yerli patronlar, konumunu yabacılara daha fazla kaptıracak…

Sevgili okurum, sizlere gazeteci olarak kırk yılı aşkın süredir faaliyetlerini izlediğim BTSO’da seçimi hangi adayın kazanacağına ilişkin yorumda, tahminde bulunmayacağım. Zira makro açıdan neredeyse yarım asra uzanan sürede gidişatın yönünün masaya yatırılmasının bu seçimden ve sonucundan çok daha önemli ve öğretici olduğunu düşünüyorum. BTSO gittikçe artan mali gücüne, artan üye sayısına karşılık maalesef epeydir giderek kent ekonomisini yönlendirmedeki ağırlığını yitirmiş, çok farklı bir kulvara girmiş durumda.

Yani Bursa’nın yerli-yerel ve milli sanayisinin, ticaretinin gücünü temsil eden, etmesi gereken BTSO artık merkezi hükümetin “yabancı sermaye ile büyüme” politikalarına tam uyumla inisiyatifin ve gücün tamamen yabancı sermayenin eline geçmesine giden yolu döşeme işine soyunmuş gibi görünüyor. Bu gidişatta radikal bir değişim sağlanamadığı sürece BTSO’nın başında kim olursa olsun Bursalı sanayici ve ticaret erbabı kendi şehirlerindeki gücünü, piyasadaki, üretimdeki konumunu hızla kaybetmeye devam edecek. Durum o kadar ciddi!

NEREDEN NEREYE…

Nasıl mı?

Ekonomiye meraklı çiçeği burnunda bir muhabir olarak Anadolu Ajansı’nda tayinle geldiğim Bursa’da çalışmaya başladığımda, haber için en sık gittiğimiz yerlerden birisi BTSO idi. Yıl 1984. BTSO’nun Yönetim Kurulu Başkanı Ali Osman Sönmez, Meclis Başkanı da Mümin Gençoğlu idi.

Gözlerdim…

Ali Osman Sönmez koca koca tekstil fabrikaları, binlerce işçisi olan Sönmez Holding'in patronuydu. Tekstil kent ekonomisinin lokomotifiydi. Sönmez de adeta tekstil sektörünün patronu gibiydi. Hatta Bursa’nın girişlerinde “Bursa’ya Hoş Geldiniz/Ali Osman Sönmez” yazılı kocaman bir tabela görürdük.

Sönmez adeta “Bu şehrin patronu benim” der gibiydi.

Cavit Çağlar’ı ilk kez BTSO’da meclis üyesi olarak tanıdım. Tekstilin en büyük patronlarından birisiydi, onun da binlerce işçinin çalıştığı kocaman fabrikaları vardı. Odada Sönmez’in rakibi olduğu söylenirdi. Ama başkanlık için niyetlendiyse de seçimlerde aday olmadı. Zira Ali Osman Sönmez’in otoritesi hayli etkiliydi…

Sönmez bu gücünü belki tekstil sektöründeki konumundan, ya da yaşının da etkisiyle “abi” kabul edilmesinden alıyordur, bilmiyorum.

Ama otorite, gayet netti. Bazen meclis toplantılarında tartışma, hararet yükselince, oturduğu ön sıradan arkaya dönüp “Zır zır etmeyin, kesin sesinizi!” diye bir bağırdı mı, ortalık sus pus olurdu.

Cavit Çağlar da meclisin en etkili, saygın üyelerinden birisiydi. Oda yönetiminde yer almasa da çevresinde yarattığı olumlu ilişkilerden, sohbetlerden, meclis üyelerinin “Cavit abi” deyişlerinden bunu anlardınız. Popülerdi, Bursaspor denince akla ilk gelenlerdendi. Her iki patronun da işyerlerinde işçi sendikaları örgütlüydü.

Tabi Bursa’da sanayinin lokomotifi tekstil sektörüydü ve bu iki kişi tekstil sektörünün en büyük patronlarıydı. Sönmez her seçimi kazanırdı. Bu durum Sönmez ve Çağlar’ın BTSO’daki ağırlığı açısından açıklayıcıydı. Düşünün ki, sadece Bursa değil, Çağlar ve Sönmez o dönemde Türkiye’de polyester iplik sektörünün en büyük iki patronuydu. Sönmez Filament, Nergis, Sifaş, Polylen Türkiye’deki polyester iplik üretiminin yüzde 70’ini gerçekleştiriyordu. Zorlu Grubu'na ait Korteks henüz yoktu.

Meclis Başkanı Mümin Gençoğlu siyah bir Mercedes ile dolaşır, lüks otomobili, özel şoförü vs. ile kentin en zenginlerinden birisi olduğunu belli ederdi.

Bu adamın fabrikaları nerede diye merak ederdim. “Tütün ticareti” ile uğraştığını anlatmıştı; ama Atatürk Caddesi’nde bir apartmandaki büro bu zenginliği açıklayacak gibi görünmüyordu.

Gençoğlu, 1989’da Bulgaristan’dan zorunlu göç olaylarında öne çıktı, BAL-GÖÇ ile parladı, siyasete girip milletvekili, Penguen Gıda ile fabrikatör oldu.

Bursa basınının, bir bakıma Bursa kamuoyunu yönlendiren kurumların patronları da bu üç kişiydi. Zamanla günlük gazetelerin yanına televizyonlar, radyolar da eklendi ve yüzlerce meslektaşımızın çalıştığı Çağlar'a ait “Olay Medya”, Sönmez'e ait “Medya S" (Sönmez Medya) ortaya çıktı… Gencoğlu’na ait Hakimiyet gazetesi de en çok satan üç gazeteden biriydi.

Bursa’da ekonominin canlı oluşu, orta sınıfların görece iyi hali, hatırı sayılır bir reklam pastası yaratıyordu. Tabi yerel gazetelerin güçlenmesiyle paranın kokusunu alan “İstanbul gazeteleri”, yerel ekler, sayfalar, muhabir ve reklamcı kadrosuyla daldılar piyasaya...

YEREL PATRONLAR KAYBEDİYOR…

Ancak özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren yeni bir durum ortaya çıktı. Kentin sanayici odaklı yerel erkleri hızla güç kaybetmeye, kentte en önemli fabrikalar, şirketler yabancı şirketlerin eline geçmeye başladı.

Kentin en büyük fabrikaları TOFAŞ, OYAK RENAULT yerli ortakları olsa da zaten fiilen yabancıların kontrolundaydı. Özellikle 1990’lardan itibaren araba fabrikalarına yedek parça üreten otomotiv yan sanayi sektörü de hızla yabancıların kontrolüne geçti.

Bursa’da sanayiin omurgasını oluşturan, en fazla istihdam barındıran tekstil sektörünün 1990'ların başından itibaren rengi değişti. 35 bin civarındaki dokuma atölyesi, yerli kara tezgahların yerli mekiksiz ve hava-su jetli tezgahlara dönüştürülememesi, yani yerli teknolojinin geliştirilememesi, tekstil makinelerinin yerli olmaktan çıkıp ithal olmaya başlaması, yüksek makine ithalat yükleri, pamuk vs. hammadde tedarikindeki sorunlarla zorlu bir sürece girdi. Kendi aralarında birleşebilen veya finansal desteklerle işi büyütüp fabrikalaşmayı başaran dokumacılar Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB) fabrika sahibi oldular. Bursa’da üretilen ama modası geçen Kara Tezgâh ile devam edenler ise peş peşe iflas etti.

Tekstil fabrikaları, dokumacı geçmişin de etkisi ile ağırlıkla kumaş dokumaya ve fasona yöneldi. Bu fasonculuk ilk başlarda kazançlı görünürken, Uzakdoğu'nun rekabeti sektörü yıllar içinde çökertmeye başladı. Bursa’da fabrikalar harıl harıl üretiyor, ancak asıl parayı onlara fason iş veren batılı markalar kazanıyordu.

Örneğin lüks mağazalarda batılı markaların 100 liraya sattığı bir tişört Bursa’daki fabrikadan bütün maliyetiyle sadece 8-10 liraya üretilip teslim ediliyordu. Uzakdoğu rekabeti, fason ücretlerini sürekli düşürdü ve tekstil her yıl biraz daha düşük katma değerle çalışmaya zorlandı. Tekstil sanayicilerimiz maalesef kendi markalarını yaratma yerine fason çalışmaya devam ettiler ve sektör karlı olmaktan giderek uzaklaştı.

Tekstil, Bursa’da hem yaygınlık hem de istihdamdaki liderlik koltuğunu, yabancı ağırlığının hızla artması ve dış pazarın devreye girmesi ile otomotiv sektörüne bıraktı.

Tekstilde bile kendi markaları, teknolojileri, yüksek katma değerli ürünleriyle dünya pazarına girmeyi beceremeyen Bursa iş dünyası, otomotiv yan sanayiinde sahibi olduğu işyerlerindeki inisiyatifi de yabancı markalara, ortaklara kaptırdılar.

1990'lı yıllarda "küresel pazar" hayalleri ile ISO, CE gibi yüksek uluslararası standartların dayatılması firmaların hızla el değiştirmesinin işaret fişeği gibiydi. Binlerce işletmeye, "ya parayı basıp teknolojini yenileyecek, pahalı ithal makineler alacaksın, ya da kapıya kilit vuracaksın" mesajıydı. Düşük özsermayeyle çalışan şirketlerin önünde iki seçenek vardı: Ya yabancı şirketlerle ortaklık yapacak (pratikte şirketin kontrolü yabacıların eline geçecek) ya da batacaktı. Başta otomotiv yan sanayi olmak üzere tekstil dahil pek çok sektörde yüzlerce işletme 2000 yılını göremedi.

Bursalı sanayicilerin kent ekonomisine yön verme dönemi artık tamamen sona ermişti. Ali Osman Sönmez geleneğini oğlu Celal Sönmez sürdürmeye çalıştı. Babası gibi 30 sene olmasa da 17 sene başkanlık yapmayı başardı, ama nafile... Celal Bey rüzgâra direnip yerli iplik ve kumaş üretiminde çıtayı yükseltmek, kendi markasıyla “küresel üretici” olmak yerine, gidişata ayak uydurmayı tercih etti. Sonunda da ne polyester iplik patronluğu kaldı ne de odadaki başkanlığı…

BTSO’da kent ekonomisini kontrol edebilen ya da herhangi bir sektöre yön verebilen bir başkan ya da yönetim yoktu artık…

İşte İbrahim Burkay tam da böyle bir aşamada, 2013’te başkan seçildi.

Burkay ile öne çıkan şey, oda yönetimin her zamankinden daha fazla siyasi iktidara angaje olma durumuydu.

Kuşkusuz Türkiye’de aslında özel sektör için zenginliğin kaynağı devlettir ve her dönem patronlar siyasi iktidarla, devlet kurumları ile uyuma öncelik vermiştir. Sonuçta ticaret ve sanayi odaları, ticaret borsaları yarı resmi kurumlardır. Devlet politikaları ile uyum işin doğasında vardır. Ancak bu kurumlar bir yanıyla da sivil toplum örgütüdür ve iş dünyasını temsil eder. Dolayısıyla ekonominin cenk alanındaki iş insanlarının çıkarlarını, görüşlerini de sahiplenir ve bunun mücadelesini verir… Yabancı sermayeye karşı yerli sermayenin çıkarlarını ön planda tutar. Öncelikle yerli olanı, kentini, ülkesini savunur. Sağlıklı olanı budur.

Diyelim ki Bursa’ya bir raylı sistem kurulacaksa bu yolcu taşımaya, dış finansmana ve ithal lokomotife, ithal vagona dönük “Hızlı Tren” yerine, en azından organize sanayi bölgelerinden limanlara kadar yerli üretim lokomotif ve vagonlarla yük taşımacılığı yapan tren ağı olmalı, sanayide ve ticarette nakliye maliyetleri düşürülmeliydi. Oysa bu olmadı, hızlı tren projesine alkış tutuldu.

Sonuçta yabancı sermaye ile kalkınma gibi eğilimlere göre dizayn edilen ekonomi politikaları ülkeyi giderek yabacı sermayenin çıkarlarına hizmet eden, dolayısıyla da yerli sermayeyi ezen, fason çalışmayla sömüren, sonunda da tasviye eden bir sürece getirdi ve oda buna ses çıkarmadı... Söylemde hep “yerli ve milli” vurgusu yapıldı, “ortak akıl” dendi. Ancak uygulamada tam tersi oldu.

NE DEĞİŞECEK?

Perşembe günü sandıktan Cumhurbaşkanı desteği algısı ve rüzgârı ile Burkay’ın çıkması durumunda, mevcut gidişat aynen devam edecek. Burkay da zaten bunu söylüyor. Gerçekte TEKNOSAB, KOBİ OSB gibi “projeler” ile yeni tarım alanları zaten çiftçilikten para kazanamaz hale gelen köylülerin elinden kamulaştırma ile alınacak… Faaliyet kazançları hızla eriyen sanayicilerin daha fazla üretmek yerine daha fazla “sanayi arsası” alıp satmayla para kazanmaya odaklanacakları, sanayi bölgelerindeki yabancı şirket tabelalarının çoğalmaya devam edeceği bir dönem olacak gibi. Gidişat bu…

Peki Özer Matlı seçilirse ne değişecek? Matlı Burkay yönetimine yönelik ciddi eleştirilerde buldu. Eleştirilerinde kuşkusuz haklı yanlar vardır. Ancak Bursa Ticaret Borsası’ndaki yönetim dönemine bakınca, onunla BTSO’da herhangi bir radikal değişim olmayacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Benzer siyasi ve makro ekonomik tercihler… İsterseniz buna aynı hükümetin suyuna kapılma da diyebiliriz…

Matlı’nın yönetimindeki borsa faaliyetlerine girmek istemiyorum, konumuz da değil. Ancak Burkay döneminde BTSO’da olanlar ile Matlı döneminde BTB’de olanlar aynı mantığın farklı alanlardaki uygulamaları gibi… Bunu anlamak için sadece çarşı pazarı, AVM’leri dolaşmanız yeterli. Artık her yerde ithal mal satılıyor. Bir yanda ekip dikmekten uzaklaşan, emeğinin karşılığını alamayan köylü, üretici; diğer yanda yüksek fiyatlar yüzünden temel gıda maddelerini bile satın almakta zorlanan geniş halk yığınları…

Perakende piyasası yabancı mağazaların yararına işliyor örneğin… Mahalle bakkalı manavı ve çiftçilerin yolu belediye halinden geçmek zorunda, ama çoğu yabancı sermayeli olan büyük marketler malı canının çektiği yerden alıyor.

Evet, Borsa’da çoğu gıda ürünü olan işlem hacmi 13 yılda 980 milyon liradan 70 milyar liraya yükselmiş. İyi güzel de arkadaş ben bu artış içinde Bursalı tarım ve hayvan üreticilerinin payını da bilmek isterim.

Yine örneğin Rıza Aydın döneminde özelleştirme ile satın alınan EtBa’da (Et ve Balık Kurumu) çevre düzenlendi, tesis yenilendi, ama EtBa EtBa olmaktan çıktı! Oldu kocaman bir mezbaha! Oysa orası hayvan üreticileri için bir can simidiydi. Et fiyatları için bir tür regülatördü. Hayvan üreticisi tüccarın, celebin insafına terk edilmez, hayvanını istediği zaman buraya satar, parasını alırdı. Üretici için bir tür sigorta idi. Hepsi tarih oldu.

Yine üreticilerin süpermarket, kabzımal, toptancı hali, hatta belediye, BUSKİ ile ilişkilerinde borsayı göremedik. BTB üretici, üretim ve toptancı lehinde uygulamaların oluşmasını sağlayabilirdi. Sadece kayıtları tuttu; parasını topladı. Oysa tarafları bir araya getirerek uzun vadede hem üretici hem de tüketici için sürdürülebilir bir sürecin oluşmasına somut katkıda bulunan bir borsa yönetimini göremedik. Kusura bakmasınlar.

Ez cümle…

“Dost acı söyler” demişler…

“Küresel pazar” ve “yabancı sermaye ile kalkınma” hayalleri ile düşük katma değerli, fason işlere yönlendirilen ve giderek zayıflayan bir sanayi ve ticaret yapısı yerine kendi doğa ve insan kaynakları üstünde, kendi teknolojisi, kendi markası ile hem üretici hem tüketicisini yükselten bir ekonomi, buna hizmet için varolan bir BTSO yönetimi dileğiyle…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.