Türkiye’de çıkarılan altının neredeyse tamamının ABD sermayeli şirketlerin kasasına girdiği ortaya çıktı. Çevre tahribatı nedeniyle halkın büyük direnişi ile karşılaşan altın madenciliğinin sanıldığı gibi “yeraltı zenginliğimizi değerlendirmek” gibi masum bir uygulama olmadığı anlaşılıyor. Çünkü altın çıkarıldığı anda Türkiye’nin değil bu yabancı şirketlerin malı oluyor. Türkiye ise kendi topraklarından çıkarılan bu altınları satın almak istediğinde bedelini dövizle ödemek durumunda…
Değerli dostlar, ülkenin dört bir yanında “maden direnişi” diye tanımlanan olayları izliyoruz. Muğla’dan Artvin’e, Ordu’nun Perşembe ve Korgan yaylalarına, Erzincan’dan Tokat’tan Çanakkale Kazdağları’na memleketin dört bir yanında insanlar sondaj makinelerinin, dozerlerin çalışmasına engel olabilmek için adeta canlarını ortaya koyuyor. Toprağına, köyüne, ormanına, merasına sahip çıkmak istiyor ve özetle köyünü, toprağını yaşanamaz hale getireceğini düşünerek “maden istemiyor!”
Vatandaşların tepkisine rağmen maden ruhsatı alan şirketleri durdurmak ise mümkün olmuyor. Mahkemelere yapılan itirazlara, mahkemelerin verdiği “yürütmeyi durdurma” kararlarına rağmen valiliğin, kaymakamlığın talimatları ile şirketler eninde sonunda altını çıkarıyor. Sondajlara engel olmak için direnen yöre halkı da devletin polisi ve jandarmasının güç kullanması ile pes etmek zorunda kalıyor.
Siyanürle yapılan altın madenciliğinin çevrede yarattığı tahribat malum. Aynı durum, altından 50-60 kat fazla “kirli” olduğu ifade edilen “Nadir Toprak Elementleri” için de geçerli. Dolayısıyla “maden istemiyoruz” tepkisi çevresel saiklerle anlaşılabilir.

Ancak gerek maden şirketleri gerek hükümet, vatandaşın tepkisini çok yanlış buluyor ve halkın direnişini “Toprak altında yatan altının çıkarılmasını, Türkiye’nin zenginleşmesini istememek” şeklinde gösteriyor. Dolayısıyla da madene karşı çıkmayı ülkenin kalkınmasına, zenginleşmesine karşı çıkmak olarak değerlendiriyor.
Peki gerçek nedir?
Bir ekonomi gazetecisi olarak konuyu araştırınca ortaya çıktı ki, Türkiye’nin topraklarından çıkarılan altının en az yüzde 80’i başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere batılı şirketlerinin kasasına giriyor!
Türkiye’de yılda resmi verilere göre yaklaşık 40 ton, maden sektörü temsilcilerinin açıklamasına göre 50 ton, benim tahminlerime göre ise çok daha fazla miktarda altın çıkarılıyor ve bu altınların neredeyse tamamı yabancı şirketlerin kasasına giriyor. Türkiye’nin kazancı sadece bu şirketlerin dünya standartlarının çok altında ödediği Kurumlar Vergisi, Türk işçilerin istihdamı ve hafriyat işi yapan inşaat şirketlerinin gelirinden oluşuyor.
Yabancı firmaların altın çıkarmaya başlamasını Bergama’da yöre halkının efsanevi direnişleriyle öğrenmiştik. Ağustos 1989’da maden ruhsatı alan Fransa merkezli Eurogold firması yöre halkının direnişi, yıllar süren protesto ve hukuk mücadelesinin sonunda Mayıs 2001’de ancak maden çıkarmaya başlayabilmişti. Zamanla firmanın ortaklık yapısı değişti ve Eurogold şirketi Avustralya kökenli Normandy Mining Ltd firması tarafından satın alınmıştı. Normandy ise maden cevherinin de azalması yüzünden projeyi 2005 yılında yerli firma olarak Koza Altın’a devretmişti. Koza Altın firmasının Fetullah Gülen grubuna ait olduğu biliniyordu. Firma 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında TMSF’ye devredilmişti. Şu anda altın üretiminde en büyük yerli şirket TMSF bünyesindeki Koza Altın şirketi görülüyor. Koza Altın ile birlikte, Cengiz Holding’e geçen Eti Bakır’ın Artvin Cerrattepe’de bakır ve gümüşün yanında altın da çıkarttığı, yine Nurol Holding’e bağlı TÜMAD Madencilik’in Lapseki ve İvrindi’de altın madeni işlettiği bilgisi var. Ama bu yerli firmaların altın üretiminde “küçük çaplı” kaldığı, toplam altın üretiminin beşte birini bile oluşturamadıkları görülüyor.
Türkiye’de madencilik sektöründe yaygın iş modelini şöyle tanımlamak mümkün: Yabancı altın şirketleri Türkiye'de Türkçe isimli bir iştirak şirketi kurar veya mevcut bir Türk şirketini satın alır. Maden ruhsatları bu şirket üzerinden alınır. Altın şirketi bu ruhsat üzerinden madeni 10-20 yıl işletir, rezervler iyice azaldığında madeni genelde ekonomik, siyasi ve stratejik nedenlerle yerli bir şirkete devreder ve çekilir.
Yani Türkiye’de altın üretiminde “yerli şirket” görüntüsü olsa da fiilen sahada altın çıkaran şirketler büyük ağırlıkla yabancı sermayeli.
Yani elinde maden ruhsatı ile vatandaşla karşı karşıya gelen ve güvenlik güçlerinin eşliğinde sondaj yapabilen Türkçe isimli şirketlerin, aslında ya yabancı altın şirketlerinin taşeronu ya da bizzat bu şirketlerin iştiraki olduğu anlaşılıyor.

İşte Türkiye’de altın madeni ruhsatı ile “yerli” görünümlü olan şirketler ve bunların bağlı olduğu yabancı altın şirketleri:
Anagold Madencilik: İşletme yeri Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler maden alanı. Bağlı olduğu altın şirketi SSR Mining. Kanada ve Arjantin’de de faaliyet gösteren bir ABD firması. Nevada ve Colorado eyaletlerinde maden işletiyor. Nasdaq ve Toronto borsalarında işlem görüyor. Resmi verilere göre SSR Mining’in Türkiye’de beyan edilen yıllık kazancı yaklaşık 700 milyon dolar. Türkiye’deki en büyük altın üreticisi. İliç’teki felaketin ardından SSR Mining’in işletmeyi Dundee Precious Metals firmasına devrettiği bilgisi var. Şirket ayrıca Artvin’de Hod Madeni çıkarıyor. Hod Maden Projesi, dünya standartlarında yüksek tenörlü, yani kaliteli altın ve bakır madeni projesi.
Tüprag Madencilik: Uşak Kışladağ, İzmir Efemçukuru ve Fatsa’da faaliyet gösteriyor. Bağlı olduğu şirket yine Kanada’da da faaliyet gösteren bir ABD sermayeli şirket olan Eldorado Gold. Şirketin merkezi Kanada’nın Vancouver kentinde. Ancak şirketin ABD sermayeli olduğu ifade ediliyor. Türkiye’de beyan edilen yıllık kazancı yaklaşık 800 milyon dolar. En geniş maden sahasına sahip şirket. Bu şirket de New York borsası ile Totonto borsasında işlem görüyor.
Doğu Biga Madencilik: Çanakkale Kazdağılarında faaliyet gösteriyor. Bağlı olduğu şirket ABD sermayeli Alamos Gold. Bu şirket kayıtlarda Kanada merkezli uluslararası maden şirketi olarak tanımlanıyor. Ancak Kazdağları’nda altın üreten Alamos Gold İnc.’in arkasında kim var diye soruşturunca karşınıza Amerikan fon şirketi Black Rock çıkıyor. Black Rock şirketinin en dikkat çekici hissedarları ise İngiltere’nin ünlü Rothschild ailesi… Bu bilgilere ulaşınca şirketin Kanada adını “bilinçli” kullandığı sonucuna varıyorsunuz. Zira altın şirketleri için pek çok ülkede altın gibi kıymetli madenlere ulaşmak siyasi-idari bir bağlantı olmadan mümkün olmuyor. ABD adının kullanılması, halkın tepkisi ile karşılaşacağından tercih edilmiyor. Şirket Çanakkale’de maden ruhsatı sahibi.
Öksüt Madencilik: Kayseri’nin Develi ilçesinde altın madeni işletiyor. Bağlı olduğu şirket Kanada’da da faaliyet gösteren yine ağırlıkla Amerikan sermayeli Centerra Gold firması. Öksüt firması da doğrudan yüzde 100 hissesi Centerra Gold firmasına ait bir şirket. Centerra Gold, yüzde 85’i ABD’li Goldman Suchs gibi kurumsal yatırımcılara ait. Beyan edilen yıllık kazancı yaklaşık 400 milyon dolar.
Galata Madencilik: Bağlı olduğu şirket İngiliz- ABD fon şirketi Ariana Resources, yıllık kazancı yaklaşık 100 milyon dolar. Balıkesir’in İvrindi ilçesi Kızıltepe, Kepez, Kızılçukur ve Karakavak bölgesinde altın ve gümüş madeni işletiyor. İnşaat harfiyat işlerini yapan Özaltın Holding A.Ş iştiraki Zenit Madencilik A.Ş.’de de yüzde 10 hissesi var.
Kuzey Doğu Truva Madencilik: Bağlı olduğu maden şirketi Cayman Adaları kayıtlı Fronteer Eurasia. Fronteer Eurasia Madencilik A.Ş. hukuken Türkiye'de kurulmuş bir Türk şirket. Ancak şirketin sermayesi ve kontrolu Kanada merkezli Fronteer Development Grup’a ait.
Şirket, özellikle Çanakkale'deki Ağı Dağı ve Kirazlı altın projeleri için faaliyet göstermiş. Bu projeleri daha sonra 2010 yılında 85 milyon dolara Alamos Gold Inc’e devretmiş. Beyan edilen yıllık kazancı yaklaşık 70 milyon dolar.
Son günlerde sosyal medyada karşılaştığımız Ordu Perşembe Yaylaları ve Korgan tarafındaki sondajlarda karşımıza çıkan Taşyapı Grubu iştiraki Taşzemin Madencilik firmasının hangi altın şirketi adına sondaj yaptığını merak ettim, fakat kamuya açık kaynaklarda paylaşılan kesin bilgi bulamadım. Henüz adı açıklanmayan şirketin “Alamos Gold” olduğuna dair görüşler var.
Altın üretim modeli öyle kurulmuş ki, Türkiye kendi topraklarından çıkarılan altına sahip olmak istediğinde bedelini döviz olarak ödemek zorunda kalıyor.
Altın, çıkarıldığı anda Türkiye’nin değil, ruhsat sahibinin malı oluyor. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası veya yerli alıcılar satın almak isterse, uluslararası piyasa fiyatı üzerinden dövizle ödemek zorunda. Yabancı şirket sahip olduğu altını müşteriye Türk Lirası üzerinden satmış bile olsa, ülkesine para transferi aşamasında elindeki TL’yi piyasadan dövize çevireceği için sonuç değişmiyor ve Türkiye bu altınlar için döviz harcıyor. Türkiye’nin kendi toprağından çıkan altını dövizle satın almak durumunda olan ender ülkelerden birisi olduğu belirtiliyor. Sadece Çin, Rusya gibi devletler değil Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bile maden kamu ya da özel yerli firmalarca işletiliyor ve çıkarılan altın ülkenin hazinesine kaydediliyormuş. Türkiye’de ise “devlet hakkı” olarak sadece yüzde 2 civarında bir miktardan söz ediliyor. Yani neredeyse çıkarılan altının tamamı yabancı şirketin malı oluyor.
Merak ettim, acaba Türkiye gibi kendi altınına döviz ödeyen dünyada başka ülke var mı diye. Yapay zeka uygulaması üzerinden aldığım yanıtta şu ülkeler yer alıyor: Şili, Gana, Burkina Faso ve Tanzanya…
Kendi doğasını, toprağını, ormanlarını, yaylalarını koruyan, kendi altınına sahip çıkan bir Türkiye düşü ile…